Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Çin’in ulus ötesi baskısı Uygur aileleri nasıl parçalıyor?

Çin’in ulusötesi gözetim uygulamaları, Uygur diasporası ile Çin’de yaşayan aileleri arasındaki iletişimi derinden zedeliyor ve binlerce kişinin aile bağlarını kopmanın eşiğine getiriyor. ABD, Türkiye ve Avrupa’daki Uygurların kişisel anlatımları, Beijing’in ailelerin iletişimini kontrol altına alma stratejisinin korku ve sessizlik yaratmak üzere şekillendiğini ortaya koyuyor.

Çin’in ulusötesi gözetim uygulamaları, Uygur diasporası ile Çin’de yaşayan aileleri

2017 yılında ABD’de yaşayan bir Uygur olan Ablajan, Çin işgali altındaki Doğu Türkistan’daki ailesini aradığında, annesi onu tekrar aramamasını söyledi. Annesi, bu tür bir iletişimin aile üyelerinin cezalandırılmasına yol açabileceği uyarısında bulundu. O günden beri Ablajan’ın ailesiyle hiçbir iletişimi olmadı. Bu durum, kişisel bir yanlış anlaşılmadan çok, Çin devletinin uyguladığı stratejik baskının bir sonucu olarak değerlendiriliyor.

Uygurlar, Çin’in işgali altındaki Doğu Türkistan’da yaşayan en büyük Müslüman Türk gruplarından biri. Yaklaşık 12 milyon kişinin yaşadığı bu toplumun yarısı yurt dışında yaşıyor ve diaspora ile ana vatan arasındaki bağlar, son on yılda büyük ölçüde çöktü. Pekin–2017’den itibaren “terörle mücadele” adı altında geliştirdiği geniş kapsamlı gözetim ve kitlesel gözaltı politikalarıyla tanınıyor. Bu kapsamda 2020’de sızdırılan bir hükümet veritabanında, yurtdışındaki akraba ve tanıdıklarla iletişimin “internment” (toplama kampına gönderilme) nedeni olabileceği ifade edildi.

Okumadan Geçme  Uygur Aydın İlham Tohti 9 yıldır işgalci Çin zindanlarında

Araştırmacılar, diasporadaki Uygurların aileleriyle yaşadıkları kopuşun sadece iletişim eksikliğinden ibaret olmadığını vurguluyor. Bu kesilmenin sonuçları arasında; aile üyelerinin ölümü haberini yıllar sonra öğrenmek, çocukların büyürken büyükbaba ve büyükanneleriyle tanışamaması gibi travmalar yer alıyor. Uzun süreli izolasyon, kültürel bağların zayıflaması ve akıl sağlığı sorunları da bu durumun ağır sonuçları arasında sayılıyor.

Bazı durumlarda doğrudan iletişim girişimleri, karşılıklı tanıdıklar üzerinden bile devlet tarafından misillemeye neden oldu. Bir Uygur, sıradan görünen bir mesajlaşmanın ardından kayınpederinin güvenlik güçleri tarafından sorgulandığını anlattı. Diğer aileler ise izlenen telefon görüşmeleriyle karşılaştı; bu konuşmalar “normal” görünmesine rağmen gerçekte bir baskı aracına dönüştürüldü. Bazı ailelere, yurt dışındaki tanıdıklarının faaliyetlerini izlemeyi veya savunuculuk faaliyetlerinden çekilmeyi kabul etmeleri koşuluyla sınırlı görüşmeler teklif edildi.

Diyalog kurabilen aileler bile, gelen haberlerin çoğunlukla eksik, gecikmiş veya yanıltıcı olması nedeniyle belirsizliğin kalıcı hale geldiğini belirtiyor. Bu “her gün yaşanan sistematik zarar”, dramatik tekil olaylardan çok daha sinsi ve kalıcı etkiler yaratıyor.

Okumadan Geçme  Hollanda’da "Gulca Katliamı"nın 29. yıldönümü anıldı ve Çin hükümetine karşı protesto düzenlendi

Çin’in gözetim ve baskı politikaları, devletin yurtdışındaki Uygurlar üzerindeki kontrolünü artırıyor. Yurtdışındaki akrabaları nedeniyle Çin’de yaşayan aile üyelerinin cezalandırılma riski, diaspora üyeleri arasında ifade özgürlüğünü büyük ölçüde sınırlıyor. Kashgar kökenli ve şu anda Türkiye’de yaşayan Yusup adlı Uygur, son konuşmasını 2018’de annesiyle yaptığını anlattı; annesinin aynı yıl tutuklandığını ve altı yıl hapis yattığını söyledi. Yusup, bunun konuşmayla bağlantılı olup olmadığını kesin olarak bilmediğini belirtti.

Pekin yönetimi, Uygur Bölgesi’nin istikrarlı, açık ve yatırım dostu olduğunu iddia ederken, resmi açıklamalar ile diasporadaki bireylerin deneyimleri arasındaki fark belirgin. 2021’de bölge bilgi ofisi, “her etnik gruptan insanların yurtdışındaki akrabalarıyla serbestçe ve normal şekilde iletişim kurduğunu” ileri sürdü; ancak bunu yaşayan bireyler, silinmiş, göz korkutulmuş ve koparılan bağların çok farklı bir tablo ortaya koyduğunu söylüyor.

Okumadan Geçme  İşgalci Çin, Trinidad'da “Kullanışlı Bir Aptal” Buldu: Şeyh İmran Hüseyin

Uluslararası hukuk, özel yaşam ve aile hayatına müdahalesini açıkça yasaklasa da, uzmanlar transnational repression – yani devleti yurtdışındaki diasporaları kontrol etmek için gözetim, sindirme ve aile üyelerini cezalandırma gibi araçları kullanma – vakalarının demokrasi ve insan hakları açısından küresel bir meydan okuma oluşturduğunu belirtiyor. Avrupa Parlamentosu’nun Ocak 2026 tarihli bir analiz raporu da devletlerin gözetim ve korku stratejilerini kontrol aracı olarak kullanma eğilimini vurguluyor.

Uygurlar, yeniden güvenli ve korkusuz bir bağ kurma arzusuyla basit bir talepte bulunuyor: aileleriyle özgürce iletişim kurabilmek ve sevdiklerinin güvende olup olmadığını bilmek. Ancak mevcut koşullar altında bu talebin gerçekleşmesi, hem uluslararası toplumun hem de insan hakları mekanizmalarının yoğun ilgisini gerektiriyor.