Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İşgalci Çin Bir Medeniyeti Gömmek İçin Uygur Akademisyenleri Susturuyor

Çin’in Uygur akademisyenlere yönelik saldırısı bir medeniyetin ruhuna yönelik bir saldırıdır. Bu aydınlar, Avrasya’nın kavşak noktasında yüzyıllar boyunca şekillenmiş bir kültürün emanetçileri olarak yaşayan bir arşivi temsil etmektedir. Uygur edebiyatı, Türk şiirini, Fars lirizmini, Arap geleneklerini ve Doğu Asya ve Avrupa etkilerini tek bir mirasta birleştirir. 

Çin'in Uygur akademisyenlere yönelik saldırısı bir medeniyetin ruhuna yönelik bir

29 Temmuz 2018’de, gece yarısı Çin polisi saygı duyulan Uygur şair Dr. Abdulkadir Celaleddin’in evine baskın düzenledi. Gözlerini siyah bir kapüşonla kapatarak onu sistem içine kaybettirdi. Bu tutuklama yalnız değildi; Uygur kimliğini ortadan kaldırmayı hedefleyen yaygın bir kampanyanın parçasıydu. Celaleddin, gözaltında bir şiir yazdı: “No Way Home” (Gidilecek Yol Yok). Bu eser, diğer tutuklular arasında sözlü olarak aktarıldı ve daha sonra eski bir öğrencisi tarafından çevrildi.

Abdulkadir Celaleddin

Aralık 2017’de, Uygur folklor enstitüsünün kurucusu ve saygın bir etnografici olan Dr. Rahile Davut, Amerika’daki kızını ziyaret etmek üzere hazırlık yapıyordu—ancak asla gidemedi. Davut, ortadan kayboldu. Ailesi, onun “devlet güvenliğini tehlikeye atmaktan” ömür boyu hapse mahkûm edildiğini ancak 2023’te öğrendi.

Rahile Davut

Yedi yıl geçmesine rağmen, her iki bilgin de hâlâ tamamen izlenemiyor. Yurt dışındaki çocukları, acı verici bir belirsizlik içinde yaşıyor.

Okumadan Geçme  Uygur tarihçi yeniden mahkum edildi: Bu kez ömür boyu hapis cezası

Bir Uygur İnsan Hakları Projesi etkinliğinde, Davut’un kızı Akida Polat ve tutuklu akademisyen İlham Tohti’nin kızı Cevher İlham, sadece kişisel acılarını değil, aynı zamanda bir kültürel boşluğu da dile getirdi. Çin Komünist Partisi’nin Uygur entelektüellerini tasfiye etme politikası, bir nesilleri susturmak anlamına geliyor.

Öte yandan dünya bu duruma gözlerini kaparken, üniversiteler ve yayınevleri bu suça karşı sessiz kalıyor. Akademik özgürlük ve ifade özgürlüğü, Çinli kurumlarla işbirliği için vazgeçilemez koşullar olmalı.

Princeton University Press (PUP), haziran ayında Uygur bölgesine düzenlenen devlet sponsorluğundaki bir gezide övgü dolu bir bildiri yayımladı: Uygur şiirinin “inanılmaz gücü”nden söz edildi, ama hapsedilmiş şairler—örneğin Abdulkadir Celaleddin—için tek kelime geçmedi. The Uyghur Times bu tavrı “şok edici bir saflık” ve dezenformasyon aracılığına dönüşmüş bir duruş olarak niteledi.

Okumadan Geçme  CAIR, Çin'in Oruç Tutmayı Önlemek İçin Uygur Müslümanlarını Zorla Çalıştırmasını Kınadı

Unutulmamalıdır ki, eğer Uygur tarihçileri ve şairleri susturulmuşsa, soykırım başlamış demektir. Onların serbest bırakılması, salt sembolik değil; varoluşsal bir zorunluluktur. Bu durumu görmezden gelmek, bir halkın silinmesine destek vermek demektir. Uygur entelektüellerinin zulmü, elit katliamı (“eliticide”) olarak tanımlanıyor—etnik kimliği yok etmeye yönelik kasıtlı bir strateji.

Baskının hedefindeki Dr. Abdulkadir Celaleddin ve Dr. Rahile Davut, yüzlerce Uygur akademisyen, sanatçı ve yazar arasında yer alıyor. 2021 yılında Uygur İnsan Hakları Projesi (UHRP), muhtemelen gerçek sayının daha fazlası olduğunu belirterek 300’den fazla ismin gözaltında olduğunu raporlamıştı. Birçoğu, eskiden devletçe onaylanmış eserler—hatta ders kitapları—yüzünden ömür boyu hapisle yargılanıyor.

İşgalci Çin tarafından hapsedilen veya katledilen Uygur Aydınlar

Bu, yalnızca baskı değil; kültürel bir soykırımdır. Dünya harekete geçmezse, bu soykırımı normalleştirmiş olur.

Okumadan Geçme  DUK 1985 Uygur Öğrenci Hareketi'ne dikkat çekti, Doğu Türkistan'da devam eden soykırıma vurgu yaptı

Çin, şimdi devlet onaylı, sterilize edilmiş bir Uygur mirası tanıtıyor—ancak bu gösteri, soykırım gerçeğini yalanlıyor. Camiler ayakta kalabilir ama içleri boşaltılmıştır. Çocuklar ailelerinden koparılıyor; devlet okullarına zorla yerleştiriliyorlar. Uygurca konuşmak cezalandırılıyor, çocukların isimleri değiştiriliyor; bu da kültürel hafızayı silmeye yönelik bir operasyon.

Rahile Davut, İlham Tohti, Yalkun Rozi ve Husencan Esqer gibi kültür bekçileri olmasaydı, bu zengin miras bir müze eseri olarak kalma riski taşıyor—canlı bir gelenek değil.

Bu adımlar sadece sembolik değildir. Tutukluların isimlerinin açıklanması; muamelelerinin iyileşmesini, işkenceyi caydırmayı ve serbest kalma olasılığını artırmayı sağlayabilir. Aksi takdirde sessizlik, kalıcı kayıplara yol açar. Çin, bu entelektüel yaşamı silme kampanyasında küresel bir suçu normalleştirmeye çalışıyor.

Hükümetler ve akademik kurumlar harekete geçmeli. Bu isimleri dile getirmek bir direniş eylemidir. Serbest bırakılmalarını talep etmek ahlaki bir zorunluluktur. Hesap verebilirlik, tanıma ile başlar—ve tanıma, hemen şimdi başlamalı.