Çarşamba günü Pentagon tarafından yayınlanan ve Çin’in nükleer cephaneliğini önemli ölçüde genişleterek 2024 yılı ortalarında yaklaşık 600 operasyonel nükleer savaş başlığına ulaştığını gösteren bir rapora işaret etti.
Gazeteye göre bu rakam, Çin’in 2020’de 200 nükleer başlıktan oluşan tahmini stokunun neredeyse üç katı.
ABD’li üst düzey bir savunma yetkilisi bir basın toplantısında “Çin’in nükleer kapasitesindeki bu hızlı artış ABD için endişe vericidir” dedi.
Çin’in askeri gücünü değerlendiren rapor, Pekin’in kıtalararası balistik füzeler ve çeşitli tırmanma senaryolarına yönelik hassas vuruş sistemleri içeren çeşitlendirilmiş bir nükleer güç geliştirdiğini gösteriyor.
Bu gelişme Çin’in stratejik silahlara yönelik geleneksel yaklaşımından önemli bir sapma anlamına geliyor.
2030’a kadar 1000 nükleer savaş başlığı
Pentagon’a göre Çin nükleer cephaneliğini hızla arttırmaya devam ediyor ve 2030 yılına kadar 1.000 nükleer savaş başlığını aşması bekleniyor.
Bu sayı ABD ve Rusya’nın nükleer cephanelikleriyle karşılaştırıldığında sınırlı kalsa da, Pekin’in Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in belirlediği hedeflere ulaşmak için stratejik konumunu güçlendirme konusundaki açık hırsını yansıtmaktadır.
Cinping, 2049 yılına kadar “Çin ulusunun Büyük Rönesansı “nın gerçekleştirilmesi çağrısında bulunarak mevcut uluslararası düzene meydan okuma arzusunu açıkça ortaya koyuyor.
Dahası Çin, ABD’li yetkilinin ABD’nin stratejik saldırılar gerçekleştirme kabiliyetinde “uzun süredir devam eden dengesizlik” olarak tanımladığı durumu ele almayı amaçlıyor.
Le Figaro, Pekin’in Hawaii, Alaska ve hatta ABD anakarasını hedef alabilecek kıtalararası balistik füzeler geliştirmekle ilgilendiğini açıkladı.
Bu hızlanmalar, Çin Ordusu’nu büyük dünya güçleriyle rekabet edebilecek modern bir askeri güce dönüştürmeyi amaçlayan daha geniş bir stratejinin parçasıdır.
Yeteneklerdeki bu artışa rağmen ABD, iki ülke arasındaki nükleer eşitliğin hâlâ uzun bir yol olduğunu savunuyor.

