BIST 100
14.409,07 0,51%
DOLAR
45,0103 0,08%
EURO
52,7574 0,30%
GRAM ALTIN
6.815,04 0,53%
FAİZ
40,15 -0,32%
GÜMÜŞ GRAM
109,53 0,48%
BITCOIN
77.345,00 -0,52%
GBP/TRY
60,9560 0,49%
EUR/USD
1,1722 0,33%
BRENT
105,33 0,25%
ÇEYREK ALTIN
11.142,59 0,53%
İstanbul Açık
İstanbul hava durumu
15 °
  • ANASAYFA
  • Gündem
  • Sözde Türk Aydınlarına Siyonist Entelektüellerden Tokat Gibi Ret

Sözde Türk Aydınlarına Siyonist Entelektüellerden Tokat Gibi Ret

20231207_144455-min

Mir Kamil Kaşgarlı - Haberajanda

Filistin'in asıl sahibi kimdir?

Yahudi Entelektüellerine göre Yahudilerin Filistin'e yerleşmesi Hz. İbrahim’in Irak'tan Filistin'e göç etmesiyle başlamıştır.

Avrupalı ​​bir Yahudi (Siyonist) olan ve Yahudi tarihi, edebiyatı ve siyaseti üzerine dünyaca ünlü pek çok eser yazmış olan Yahudi Entelektüel, gazeteci ve ünlü İsrailli siyasetçi Uri Avnery, "Sahibi Kim?" <Whose Acre> adlı eserinde "Yahudilerin Filistin'e yerleşimi İbrahim (as) ile başlamıştır, peki İbrahim gelmeden önce burada yaşayan Kenanlılar nereye gitmişlerdi?" diye sorar.

Ury Avnery

Buna karşılık 1884 yılında, bugünkü Ukrayna'nın Poltava kentinde doğan ve 1952 yılında Filistin'e taşınan, İsrail'in ikinci cumhurbaşkanı olmasının yanı sıra "İsrail'in Atası" olarak da anılan Yitzhak Ben-Zvi'nin araştırmasını nakle ederek: "Filistin'in asıl sakinleri Kenanlılardı ve Kenanlılar Yakup'un zamanında Yahudileşti ve daha sonra Roma İmparatorluğu döneminde Hıristiyanlaştı. Müslüman Ömer Faruk'un zaferinden sonra Filistin’in yerli halklarının çoğu Müslüman oldu, Arap kültürünü ve Arap dilini benimseyerek Araplaştı’’ diye yazıyor.

Uri Avnery’e göre Tariih boyunca Filistin’in yerli halkı hiç değişmedi. Çoğu yer ismi de değişmedi 1948'de Filistinliler ortadan kaldırılıp yerine Yahudi yerleşimciler yerleşene kadar, günümüzdeki Filistin halkı orada yaşamını devam ettirdi.

Uri Avnery'e göre, 19. yüzyılda Avrupa'dan Filistin'e gelen ve bugünkü İsrail devletini kuran Siyonist Yahudileri, Filistin'in asıl sahipleri değil, tam aksine Filistin'in asıl sahipleri ve gerçek sakinleri, binlerce yıl önce Müslüman olmuş, Arap dilini benimsemiş ve Araplaşmış Yahudiler, onlarla birlikte Hristiyanlaşanlar ve Filistin’den göçmeyip, orada yaşayan, Yahudi dinlerini koruyan Yahudi halkları idi. 

Tarihçilerin ortalama görüşüne göre Yahudilik başlangıçta tebliğ edilmiyordu. Orta Çağ'da tebliğ edilmeye başlandığında Doğu Avrupa ve Rusya'nın birçok bölgesinde çok sayıda insanlar Yahudi olmaya başlamıştı. Aslen etnik olarak Yahudi olmayan ancak Yahudiliğe geçen Siyonistler ise, Rus kralının Yahudi karşıtı temizlik operasyonu başlamasının ardından başta Avrupa olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerine göç etmişlerdi.

Bu tarihsel sürece bakıldığında, 19. yüzyılda Doğu Avrupa'dan Filistin'e gelen ve Şuan ki İsrail devletini kuran Siyonist Yahudilerin sadece dini metne dayandırarak "Filistin'in asıl efendileriyiz", "Bize Vaat Edilen Kutsal Topraklardır" demelerinin hiçbir bilimsel dayanağı yoktur. Böyle bir durumda herkes dini metinler uydurabilir, hatta "Gece rüyamda tanrıyı gördüm ve o bana şu evi vaad etti" diyebilir veya Hinduların Müslümanlara yaptığı gibi "Bana burada bir tapınak inşa etmem gerektiğini Tanrı rüyamda emretti." diye başka insanların evleri ve topraklarına çökebilir. 

Şunu da belirtmemiz gerekir ki, Yazar Uri Avnery 10 Eylül 1923'te Almanya'nın Bekum kentinde radikal Siyonist bir ailede dünyaya gelmişti. Yahudilerin Filistinlilere karşı kurduğu ve 1927'den 1947'ye kadar terör faaliyetleri yürüttüğü Haganah'ın yan kuruluşu olan Irgun'un da üyesiydi. Dire İsmail Katliamına doğrudan katılan radikal bir Siyonist gönüllüydü. 1965'ten 1974'e ve 1979'dan 1981'e kadar olmak üzere iki kez İsrail Parlamentosu üyesiydi. 3 Temmuz 1982'de Beyrut kuşatma altındayken Filistin lideri Yaser Arafat'la doğrudan görüşen ilk İsrailli yetkili oldu. Daha sonra yaptıklarından pişman olmuş olmalı ki, İsrail'de Gush Şalom Barış Hareketi'ni kurdu ve dünyaca ünlü bir barış aktivistine dönüştü. Kendisi 1950'den 1993 yılına kadar İsrail'de yayınlanan dergi olan HaOlam HaZeh'in sahibi ve kurucusuydu. Bu dergi daha sonra İsrail hükümeti tarafından kapatılmıştı.

Yuri Avery'nin İsrail-Filistin çatışmasını konu alan "Sahibi Kim?" ‘ Whose Acre’ dan başka  ‘’1948: Bir Askerin Hikayesi’’, ‘1948: A Soldier's Tale’’,’’ Kudüs'e Giden Kanlı Yol’’, ‘’ The Bloody Road to Jerusalem’’, ‘’İsrail'in Kısır döngüsü ve <Dostum, Düşman> ‘’Israel's Vicious Circle, ve My Friend, the Enemy’’ gibi dünyaca ünlü eserleri bulunmaktadır.

Şimdi tarihi doğru kaynaklardan değil, sosyal medya çöplüğünden araştıran sözde Türk aydınlarımızın "Filistinliler 1948'deki BM nin Filistin’i iki devlete ayırma planını kabul etseydi, bütün bu olumsuzluklar yaşanmazdı’’ şeklindeki safsatalarına dünyaca ünlü Yahudi Tarihçi ve akademisyen Ilan Pappé ( İbranice : אילן פפה ) nin nasıl tokat gibi cevap verdiğine bir bakalım!

1948'deki BM’nin Filistin’i iki devlete ayırma planını kabul etmeyen ve Savaşı başlatan taraf Filistinliler mi yoksa Siyonistler mi?

Önde gelen Yahudi yeni dönem tarihçilerinden Ilan Pappé, İngiliz ve İsrail hükümetlerinin gizli ulusal arşiv ve belgelere dayandırarak, 2006 yılında yayınlattığı “Filistin'de Etnik Temizlik” «‏Ethnic cleansing of Palestine‏» adlı  kitabında, kendisinin bir yahudi olduğuna ve hatta  Golan Tepeleri'nde Araplara karşı savaşa katılan Avrupalı ​​Siyonist olduğuna bakmaksızın, 1948'deki BM’ nin Filistin’i iki devlete ayırma planını kabul etmeyen tarafın İsrail olduğunu, savaşı de İsrail’in başlattığını yazıyor. 

“Filistin'de Etnik Temizlik” «‏Ethnic cleansing of Palestine‏» Ilan Pappe

İsrail’in Araplara karşı savaşı ilk önce başlattığına dair tüm detayları delilleriyle birlikte ortaya koyan Ilan Pappé,  ‘’O dönemde toplam 531 Filistin köyü tamamen yok edildi, 11 şehir yıkıldı ve İsrail, BM'nin iki devlete ayırma planına göre kendine tahsis edildiği Filistin topraklarının %57'sine razı olmayarak Filistin toprakların %78'ini işgal etti ve böylece savaş başladı’’ diye yazıyor.

Nitekim 1980'li yılların başında İngiliz ve İsrail hükümetlerinin Filistin çatışmasına ilişkin ulusal gizli arşiv ve belgelerinin ortaya çıkmasıyla birlikte, Batı dünyasındaki birçok ünlü tarihçi ve akademisyenin yanı sıra Siyonist ve Yahudi bilim adamları da Filistin konusundaki tutumlarını 360 derece değiştirmeye başlamışlardı. Hayfa Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi profesörü Dr. Ilan Pappe de onlardan biriydi. 

Ilan Pappe, 1930'larda Almanya'dan Filistin'e kaçan Avrupalı ​​Yahudi (Siyonist) bir ailenin çocuğu olarak 1958 yılında İsrail'in Hayfa kentinde dünyaya geldi. 18 yaşında İsrail Savunma Kuvvetlerine katıldı ve 1973'teki ‘’Yovmi Kiffuur Savaşı’’na katılmıştı. Golan Tepeleri'ndeki savaşta aktif görev almıştı.  O 1978'de Kudüs İbrani Üniversitesi'nden mezun oldu ve 1984'te Albert Horani ve Roger Owen'ın rehberliğinde İngiltere'deki Oxford Üniversitesi'nden tarih alanında doktora yaptı. Onun İlk doktora tezi ve kitabı de "İngiltere ve Arap-İsrail çatışması" idi.

Ilan Pappe

Birleşik Krallık'a gelmeden önce, Hayfa Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi Kıdemli Öğretim Görevlisi (1984-2007) ve Hayfa'daki Emil Thoma Filistin ve İsrail Araştırmaları Enstitüsü Direktörü (2000-2008) olarak görev yaptı ve Knesset seçimlerinde iki kez 1996 ve 1999'da parti listesinden milletvekili adayı oldu. 

Halen Birleşik Krallık Exeter Üniversitesi Sosyal Bilimler ve Uluslararası ilişkiler Fakültesi'nde profesör olmasının yanı sıra Avrupa Filistin Araştırmaları Merkezi'nin direktörü ve Exeter Etno-Siyasi Araştırmalar Merkezi'nin eş başkanı görevini yürütmektedir. 

Ilan Pappe İngiliz ve İsrail hükümetlerinin Filistin- İsrail çatışması ile ilgili gizli devlet arşivleri ve belgelerine dayanarak, ‘’Filistinliler 1948'deki BM’nin Filistin’i iki devlete ayırma planını kabul etmeyerek, İsrail’e savaş açtı" şeklindeki Siyonist propagandasını şiddetle reddediyor. Tarihin bu önemli dönüm noktasına ilişkin pek çok yanlış algılara son veriyor. İsrail hükümetinin, "1948 yılında 700 bin Filistinlinin gönüllü olarak yurtlarını terk ederek komşu ülkelere göç ettiği" yönündeki raporunun tamamen yalan olduğunu bütün dünyaya ifşa ediyor.

O Kitabında açıkça şöyle diyor: "İsrail Devleti'nin ilanından sonra Filistinlilerin kendi istekleriyle göç ettikleri ve de Arapların savaş başlattığı iddiası tamamen yalandır" 

İsrail hükümetlerinin Filistin çatışmasına ilişkin ulusal gizli arşiv ve belgelerini kanıt olarak gösteren Ilan Pappe, Filistinlilere karşı etnik temizlik yapılması emrinin, İsrail devletinin kurulmasından iki ay önce, 10 Mart 1948'de bütün Siyonist askeri birliklerine gönderildiğini ortaya çıkartıyor. Aynı zamanda diğer tarihçilerin söylediği gibi bu sürgünün geçici olmadığı, Filistinlilerin yurtlarına geri dönüşlerinin vahşice engellendiğini bildiriyor. İsrail'in gelecekteki liderlerinin 1947'de hazırladığı ‘’Temizlik planı” Plan Dalet'e’’ göre Filistinlilere etnik temizlik uygulandığını, hatta şimdiye kadar bu planın uygulanmaya devam ettiğini yazıyor. 

‏Ilan Pappe "Siyonizm, Müslüman silahlı militanlardan daha tehlikelidir. Ortadoğu'da barışın sağlanamamasının tek sorumlusu İsrail devletinin kurulmasıdır’’ diye de İsrail devletini kınıyor. 

Ilan Pappe, 2006 yılında yayınlandığı “Filistin'de Etnik Temizlik” «‏Ethnic cleansing of Palestine‏» adlı kitabında, bu suçları ayrıntılarıyla şöyle anlatıyor:

"İsrail devleti ilan edilmesinden iki ay önce, yani 10 Mart 1948'de, Siyonist terör örgütü ‘’Haganah’’ güçlerinin karargahında planlanan ve Filistinlileri sistematik etnik temizlemeyi ön gören planına göre Filistinlileri toplu katliama tabi tutarak sınır dışı etme emrini bütün birliklerine iletmişti. Bu planın amacı Siyonist devletini Filistinlilerden temizlemek ve onların şehir ve köylerini tamamen yok etmekti’’

Unutulmamalıdır ki o dönemde Filistin'de İngiliz sömürge yönetimi ve ordusu olduğuna bakmaksızın bütün bu suçlar işlenmişti.

Ilan Pappe etnik temizlik emrinin uygulanma çeşitlerini detaylıca belgeli şekilde anlatarak, o dönemdeki toplu katliamın, halkı kuşatmak, bombalamak, gözdağı vermek, korkutmak, tehdit etmek, evleri, mülkleri ve (değerli) malları ateşe vermek ve evleri yerle bir etmek gibi yöntemlerle gerçekleştiğinin altını çiziyor, hatta yerlerinden edilmiş Filistinlilerin geri dönüşlerini engellemek için yollara mayın döşemek gibi bir dizi vahşice taktikler kullandıklarını ayrıntılı olarak belgeliyor. 

Ilan Pappe şunları ekliyor, "Siyonistlerin Arap Müslümanlarına benzemeyen tarafı; Filistin'deki her köy ve ilçe sakinlerinin bilgilerini seneler önceden tek tek toplamış olmasıdır. Bu dosyalar, soykırım planının gerçekleşmesi için uzun vadeli çabalar ve onlarca yıllık araştırma ve veri toplamanın bir sonucu olarak oluşturulmuştu” 

Ilan Pappe'nin kitabında yer alan gizli belgelere göre, 1947 yılında "Plan Dalet'e" kapsamında komşu ülkeler olan Ürdün ve Suriye'ye zorla sürülen Filistinli Müslüman ve Hıristiyanların sayısı 700 bin değil, 800 binden fazlaydı. O dönemde İsrail askerleri bazı yerlerde Filistinlileri silah ucuyla kilometrelerce sürükleyerek, yaya olarak yürümeye zorlamıştı. Bu süreçte çok sayıda Filistinli yolda vefat etmiş ve toplam 531 Filistin köyü ve 11 şehir tamamen yıkmışlardı. BM'nin ortaya sunduğu iki devletli çözümü ve kendisine ayrılan Filistin topraklarının %57'ı kabul etmeyen İsrail Filistin topraklarının %78’sini işgal etmişlerdi.

Siyonistleri savunmak için Siyonistlerden de beter Siyonistleşen sevgili aydınlarımız! Kendinize ve yazdıklarınıza karşı dürüst olun. Doğru kaynaklardan okumayı ve araştırmayı öğrenin. Unutmayın ki, yaptığınız hatalardan sonra tövbe edebilirsiniz, ama sizler yanlış bilgilerle algısını değiştirdiğiniz kişiler tövbe etmeden dünyadan giderlerse ahirette helak olmanıza vesile olabilir. Sahte tarihleri ve bilgileri aktarmadan önce lütfen az da olsa kedinize samimi olun!!!

İsrail-Filistin sorununa ilişkin Türk aydınları arasında yaygın bazı yanlış algılar

Yahudi yeni dönem tarihçesi Ilan Pappe’e göre İsrail devletinin "Filistinliler Arap militanları için evlerini geçici ‎olarak boşaltıp vermişlerdi (bu yüzden biz de saldırdık)" iddiası tamamen yanlıştır. Hatta aynı yılın 15 Mayıs'ında ‎Arap silahlı güçleri Filistin'e girmeden önce 250 bin Filistinli söz konusu yöntemlerle sınır dışı edilmişti. 

‎Şunu de hatırlatayım ki, 15 Mayıs'ta Deir Yasın köyünde yaşanan katliam uluslararası alanda "Nakba" olarak anılıyor. 

Ilan Pappe'un belgelerine göre Deir Yasin köyündeki katliam, Filistinlilere yönelik etnik temizliğin son ‎aşamasının başlangıcıydı. İsrail hükümeti, Filistinlileri başka köylerden korkutup göçe zorlamak için, ‎Deir Yasin katliamındaki vahşetinin propagandasını bilinçli şekilde medyadalar da yayınlatmıştı. Amacı diğer Filistinlilerin ‎gözünü korkutmaktı. ‏

Siyonizm’i aklamayı görev telakki eden bizim sözde Aydınlar genellikle "Deir Yasin katliamı’’nın aslında Yahudi terör örgütünün işi ‎olduğunu, İsrail Devleti'nin hiçbir parmağının olmadığını" iddia ediyorlar. Ancak ortaya çıkan devlet arşivleri ve belgeleri bu yanlış iddiayı tamamen çürütüyor. Eğer İsrail devletinin bunda bir ‎parmağı olmasaydı, ilgili BM kararlarına göre İsrail devletinin kurulmasından sonra Deir Yasin ‎köyüne dönmek isteyen Filistinlilerin geri dönmesine izin verilecekti. Dönüşünü engellemez ve ‎BM kararlarını ayaklar altına almazlardı.‎

Ilan Pappe İngiliz ve İsrail hükümetlerinin Filistin çatışması ile ilgili bilgileri ortaya çıktıktan sonra dünyaya İsrail'in soykırım suçları ifşa eden dünyaca ünlü birçok kitap ‎yazdı. Filistin barış ödülüne layık görülen <Ethnic cleansing of ‎Palestine> “Filistin'de Etnik Temizlik (2006)" ın yanı sıra, <Ten Myths About İsrail>  “İsrail Hakkında On ‎Efsane” (2017)>, <‎‏The Modern Middle East> "Modern Orta Doğu (2005)" <A History of Modern Filistin; One Land, Two Peoples> “Filistinin modern tarihi; bir ‎coğrafya, İki Halk” (2003) ve <Britain and the Arab-Israeli Conflict> "İngiliz-Arap-İsrail Çatışması (1988)" gibi ‎meşhur eserlerini okumanızı tesviye ederim.

Yeni dönem Yahudi tarihçisi Ilan Pappe, kendi ülkesi ile ilgili düşüncesi tamamen değiştikten sonra “İsrail, Filistin ‎meselesine yönelik iki devletli çözümü ret ederek, üniter devlet kurmanın mantıklı olacağını savunmaya başlamıştı. Yani, Filistin ‎halkıyla İsrail halkının birlikte barış içinde yaşayabileceği bir üniter devleti savunmaya başlamıştı. Dünyada hâlâ tarihi gerçeklere ‎dayanarak üniter devlet çözümü destekleyen ve ayrı bir İsrail devletinin kurulmasına karşı çıkan pek ‎çok akademisyen var. 

Ilan Pappe 2008'de İsrail'den ayrılmadan önce İsrailli akademisyenleri İsrail ‎devletine karşı uluslararası boykot ilan etmeye çağırmıştı. Bunun üzerine İsrail ‎Parlamentosu Knesset'inde kınanmış ve Eğitim Bakanı tarafından Hayfa Üniversitesi'nden istifa etmesi istenmekle kalmayıp, hatta gazetelerin ön sayfalarında fotoğrafını yayınlatarak saldırılara hedef gösterilmişti. İsrail’de onlarca ölüm tehdidi alan İlan Pappe İngiltere’ye göç etmek zorunda kalmıştı. ‎‏

Ilan Pappe elbette İsrail'in soykırım suçlarını kanıtlayan tek bilim adamı değildi. 1990'ların ortalarında, 1978'de ‎arşivlerin ifşa edilmesinin ardından birçok İsrailli araştırmacı, İsrail devletinin yalanlarını ve suçlarını ifşa eden birçok tarihi eser yazdılar. Ilan Pappe, 2014 te yayınlandığı ‘’The İdea Of İsrail’’ ‘’İsrail’in ideolojisi’’ adlı kitabında da onlarca İsrailli ‎akademisyenin Siyonizm karşıtı araştırmalarını tek tek özetlemişti. ‎

Geçmişte Filistinli göçmen görgü tanıklarının ifadeleri İsrail ve uluslararası medya tarafından kolayca ‎reddedilmiş olsa da, İsrailli araştırmacıların ve popüler yazarların İsrail devlet arşivlerine dayandırarak sunduğu gerçekler karşısında İsrail'in çaresiz kaldığı bilim dünyasında bir sır değildir. ‎

‎‎4 Aralık 1948'de Albert Einstein de bir çok akademisyenle birlikte ’Deir Yasin köyündeki ‎soykırıma karşı New York Times gazetesinin genel yayın yönetmenine ‘ortak mektup yollamıştı. Albert Einstein mektubunda. ’’İsrail devletini kuran parti Nazilerden farksız, faşist ve teröristlerden uluşmaktadır, Amerika onları hoş karşılamamalı’’ diye yazıyordu.  Çünkü o ‎dönemde ’Deir Yasin katliamının sorumlusu Siyonist terör örgütünün lideri Menahem Begin (İbranice: מְנַחֵם בֵּגִין‎) ‎ABD'ye gelmişti. 

(İsrail'in de terör örgütü olarak tanıdığı Irgun mensubu Menahem Begin'in ‎daha sonraki yıllarda İsrail'in altıncı başbakanı olduğunu da belirtelim)‎

‎ Albert Einstein 'ın 4 Aralık 1948'deki açıklaması ve dünyada terör örgütü olarak kabul edilen Irgun'un bir üyesinin İsrail ‎Devleti'nin başbakanlığına atanması bizatihi, Filistinlilere yönelik soykırımın  geçici olay ya da ‎ayaklanma değil, veya terör eylemi de değil, aksine Siyonistlerin İsrail Devleti kurma planının ‎ sistematik bir parçası olduğunu kanıtlıyor. ‎ 

Albert Einstein’ın New York'ta 24 etkili Yahudi entelektüeli bir araya getirip, terör örgütü Irgun'un (ve İsrail Devleti'nin gelecekteki Başbakanı) üyesi Menahem ‎Begin'in ziyaretini protesto etmek için yolladığı ortak mektubu “New York Times” gazetesinde tam sayfa yayınlanmış ve Deir Yasın katliamı şiddetle kınanmıştı. ‎

Batı dünyasındaki pek çok tarihçi de Siyonistlerin "taşınma" ve "göç" olarak adlandırdıkları eylemlerinin ‎aslında Filistinlilere etnik temizlik yaparak tüm Filistin'i işgal etme planının bir parçası ‎olduğunu ayrıntılı şekilde belgilerle anlatmaktadır. Bunlardan biri olan Profesör Dr. Ilan Pappe, Siyonist terör ‎örgütünün 1939'dan itibaren Filistin köyleri hakkında, köydeki yetişkin erkeklerin yaşı, köy ‎muhtarının adı, nüfusu, su kaynakları, arazisinin verimli olup olmadığı, meyve, sebze ve tahıl ürünleri, çeşitleri, köylülerin Filistinli isyancılarla bağlantısı ‎olup olmadığı gibi verileri topladığını resmi devlet belgeleriyle kanıtlıyor. Bu olaylar İkinci Dünya ‎Savaşından önce başlamıştı ve planlanan etnik temizliğe ön hazırlık yapmayı amaçlıyordu. ‏

Bu spesifik gerçekler aynı zamanda “Holokost kurbanı Yahudileri ‎Almanya’dan taşıyıp yerleştirmek için bir İsrail devleti kurulması gerekli idi” fikrini de çürütüyor. Çünkü somut gerçekler, Filistinlilere karşı etnik ‎temizlik yapılması ve Filistin'in işgal edilmesi planının Holokost'tan önce planlandığını kanıtlıyor.

Ilan ‎Pappe  bu işgal planı ile ilgili kendi kitabında <David Ben-Gurion>’ın  Haziran 1938'de ‎Uluslararası Siyonizm Hareketi Yürütme kurulu toplantısındaki konuşmasında "Filistin'e zorunlu ‎göçü destekliyorum, bunda herhangi bir ahlaka aykırılık olduğunu düşünmüyorum" ‎dediğini delil gösteriyor. 

(Polonya'da doğup Filistin'e taşınan Doğu Avrupalı ‎Siyonistlerden biri olan David Ben-Gurion, 25 Şubat 1949'da İsrail'in ilk kurucu başbakanı olmuş ve ‎‎1953'e kadar görev yapmıştı)

ABD Ohio Eyalet Üniversitesi Mortise Hukuk Fakültesi'nde hukuk profesörü olan John Quigley de 2016 ‎yılı yazdığı "İsrail'in Kurucularının Uluslararası Diplomasisi: Birleşmiş Milletlerde Filistin'e Karşı ‎Dolandırıcılıkları" <The International Diplomacy of Israel's ‎Founders: Deception at the United Nations in the Quest for Palestine> adlı kitabında, 1939'da Moshe Shertok adlı bir Siyonist liderin İngiltere'de Rus büyükelçisine "Arap-Filistin sorununa çözüm olarak ‎ İsrail devletinin kurulması ve  Siyonistler Filistin’e taşıma  önerisi’’ ni sunduğunu yazıyor. (Siyonistler, Filistinlilere karşı etnik temizlik yapma ‎planlarına "Taşıma Planı" diyorlardı)

Şunu da hatırlatalım ki, Siyonistler, Amerikan veya İngiliz hükümetleriyle yaptıkları ‎görüşmelerde hiçbir zaman bu çözümden (etnik temizlik olarak) açıkça bahsetmiyordu. Albert Einstein gibi ünlü ‎isimler bile İsrail devletinin kurulması konusunda Siyonistler tarafından istismara maruz kalmışlardı. Arapları ve ‎Filistinlileri Filistin'den temizlemeye yönelik bir plan olduğunu onlara hiçbir zaman söylememişlerdi.‏ Dolaysıyla Albert Einstein New York'ta 24 etkili Yahudi entelektüeli ile birlikte ‘’İsrail devletinin terör üzerine kurulduğu’’ nu anlatan ortak mektubunu yayınlatarak isyan bayrağı açmışlardı. 

John Quigley’ın söz konusu kitaba göre, 1936-1939 yılları arasında Filistin'deki İngiliz sömürge hükümeti, Filistinli silahlı ‎isyancıların faaliyetleri nedeniyle Avrupa'dan Yahudilerin göç oranını azaltmak zorunda kalmıştı. Siyonistler ‎buna karşı İngiliz sömürge hükümeti yetkililerine yönelik silahlı saldırı ve terör eylemlerini başlatmışlardı. ‎

Bizim ezik aydınlarımızın birçoğu terörün <Müslümanlar tarafından icat edildiği> ne inanıyor, hatta bazıları ‎terörün İslam'ın bir parçası olduğuna inanıyor, ama Usame bin Ladin'den 70-80 yıl önce Siyonistlerin ‎Filistin'de silahlı terör örgütü kurarak, terör eylemini gerçekleştirdiğini bilmiyor. Siyonistlerin İngiliz ‎sömürge hükümeti yetkililerine yönelik çeşitli terör saldırıları yaptığını ve hatta terör faaliyetleri ‎için yeni yeni terör yöntemlerini geliştirdiklerini, bu ‎nedenle dünyada Siyonistlerin kurduğu ilk silahlı örgütün "terör örgütü" olarak kabul edildiğini ‎okumuyorlar.‎

Kasım 1947'de Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda Filistin'in Yahudiler ve Araplar arasında bölünmesi ‎planı oylandığında, 33 lehte, 13 aleyhte ve 10 çekimser oy kullanılmıştı. Bu, BM Genel Kurulunda bir ‎kararın kabul edilmesi için en düşük oy oranıydı bu. Birkaç gün öncesi öneriyi ‎destekleyenlerin sayısı daha da düşüktü; yalnızca 30 ülke destekliyordu. Daha sonra ABD oylamaya katılması ve desteklemesi için Haiti, ‎Filipinler ve Liberya'ya olağanüstü baskı uygulamıştı. ABD Temsilciler Meclisi'nin ‎kayıtları, bu üç oyun silah zoruyla ve gözdağıyla elde edildiğini kaydediyor. Kongre üyesi James ertesi yılı ‎günlüğüne şunları yazmıştı: "Diğer ülkelere güç ‎kullanarak oy vermeleri için baskı yapmak yöntemleri, kelimenin tam anlamıyla bir skandaldı"‎

‏Profesör John Quigley yine, 1948'de Arap ordusunun ilk olarak saldırmadığını, İsrail ve destekçilerinin Arap ordusuna saldırdığını vurguluyor,  ve ‘’O dönemin tarihi arşivleri incelenirse, Filistin topraklarına yönelik organize saldırının İngiliz sömürge ordusu ve modern silahlarla donanmış Siyonist silahlı güçler tarafından başlatıldığı ortaya çıkacaktır’’ diye yazıyor. 

Şunu da hatırlatalım ki, Profesör John B. Quigley (1940 doğumlu) Ohio Üniversitesi Mortise Hukuk Fakültesi'nde hukukçu ve Ohio Üniversitesi'nde hukuk profesörüdür. 1995 yılında Ohio Eyalet Üniversitesi'nin Seçkin Akademik Ödülü'ne layık görülmüştü.  Missouri'de büyüdü ve St. Louis Country Day okulunda eğitim gördü. 1962 yılında Harvard'dan mezun oldu, daha sonra 1966'da Harvard Hukuk Fakültesi'nden LL.B derecesini ve yine 1966'da verilen yüksek lisans derecesini aldı. 1967'de Massachusetts'teki baroya kabul edildi. 1969'da Moskova Devlet Üniversitesi'nde araştırma görevlisi ve Harvard Hukuk Fakültesi'nde karşılaştırmalı hukuk alanında araştırma görevlisi olarak görev yaptı. Profesör Quigley şuan uluslararası hukuk ve karşılaştırmalı hukuk dersleri vermektedir. Profesör Quigley'nin Siyaset Bilimi Bölümü'nde ek görevi de bulunmaktadır.  1982-83'te Tanzanya'daki Dar es Salaam Üniversitesi'nde misafir profesör olarak da görev yapmıştı.

Profesör John Quigley aynı zamanda tanınmış bir uluslararası insan hakları aktivistidir. <İnsan Hakları>, <Birleşmiş Milletler>, <Savaş ve Barış>, <Doğu Avrupa Hukuku>, <Afrika Hukuku> ve <Arap-İsrail Çatışması> konularında çok sayıda akademik makale ve kitaplar yazdı.

İsrail devletinin "komşu ülkelerin Arapça radyoları sürekli olarak Filistinlilere göç etmeleri gerektiğini tavsiye eden yayınlar yapıyordu, dolayısıyla Filistinliler gönüllü olarak göç etmişlerdi" şeklindeki yalanını da Batılı uzmanlar devlet arşivlerinin yardımıyla çürütmüştü.

Amerikalı Yahudi politikacı, yazar, insan hakları aktivisti ve akademisyen Dr. Norman G. Finkelstein de Polonyalı bir Siyonist ailenin çocuğu ve II. Dünya Savaşı sırasında Varşova Gettosu ve Auschwitz kamplarında tüm aile üyeleri öldürülen, tek başına hayatta kalan ve Amerika’ya taşınan bir Yahudi olmasına bakmaksızın, İsrail'in "kanıtları karartma politikası"ni ifşa eden çok sayıda makale ve kitaplar yazmıştı. o <Beyond Chutzpah: On the Misuse of ‎Antisemitism and the Abuse of History> "Ahlaksizliğin Ötesi: Antisemitizmin İstismar edilmesi ve Tarihin Kötüye Kullanılması Üzerine" adlı kitabında İsrail devletinin ‘’komşu ülkelerin Arapça radyoları sürekli olarak Filistinlilere göç etmeleri gerektiğini tavsiye eden yayınlar yapıyordu, dolayısıyla Filistinliler gönüllü olarak göç etmişlerdi" tezinin, 1960'lı yıllarında iki uzman tarafından detaylıca araştırıldığını, Filistinli Velid Halid ve İrlandalı Erecsin Childers’ın Arap radyo istasyonlarının yayın arşivlerini tek tek inceleyerek araştırma sonuçlarını yayınladıklarını ve İsrail'in yalanlarını ortaya çıkardıklarını, ancak İsrail medyasının buna rağmen utanmadan o yalanları tekrarlamaya devam ettiğini yazıyor. 

Gördüğünüz gibi ünlü Yahudi tarihçi Ilan Pappe, İsrail devletinin kuruluşunu "açıkça organize etnik temizlik suçu" olarak nitelendirmiş, ünlü İngiliz gazeteci Jonathan Cook ise "Siyonizm’in gerçeği, Filistinlileri Filistin'den temizlemektir. Filistin'de İsrail devletinin kurulması ve Filistinlilerin topraklarından sürülmesi Siyonizm denilen madalyonun iki yüzüdür’’ diye yazmıştı. 

Aydınlarımız arasında "1948 Filistin-İsrail çatışmasında tüm Arap ülkelerini İsrail'e karşı savaştığı" yönünde bir yanılgı daha var. Ancak tarihi gerçekler bunun böyle olmadığını ve Arap ülkelerinin çoğunun daha önceden Siyonistlerle anlaştığını gösteriyor. Öyleyse 1948 savaşı öncesinde Ürdün ile Siyonistler arasında yapılan anlaşmaya bakalım! 

1948 Arap-İsrail savaşının en önemli isimlerinden biri, daha sonra Ürdün'e gönderilen ve Arap kuvvetlerinin yardımcı komutanlığına atanan, asıl ismi Sir John Bagot isimli bir İngiliz olan, Glubb Paşa lakaplı generaldir.

Ürdün Arap Kuvvetlerinde görev yapan İngiliz generali Glubb Paşa, Birinci Dünya Savaşı sırasında Ortadoğu'ya gelmiş ve Ürdün'ün bağımsızlığını kazanmasından sonra buradaki kuvvetlerin komutanı olmuştu. Onun günlüğünde, “Ürdün'ün Batı Şeria'sının Ürdün'e verilmesi karşılığında Birleşmiş Milletler'in önerdiği taksim planını kabul eden Kralı Hüseyin, İngiliz ve Siyonist liderlerle Siyonist ordularla çatışmama anlaşması yapmıştı” ifadelerine yer veriliyor.

İsrailli Siyonist yazar Dr. Benny Morris de <The Road to ‎Jerusalem: Glubb Pasha, Palestine and the Jews>“Kudüs'e Giden Yol: Glubb Pasha, Filistin ve Siyonistlar” adlı kitabında, birinci Arap-İsrail savaşı sırasında Ürdün Arap kuvvetlerinin Filistin'e gelme amacının Siyonist militanlara karşı savaşmak olmadığını, İsrail ordusu, İngiliz ve Siyonist liderlerle yapılan anlaşmaya uyarınca Filistin'in bir bölümünü kontrol altına alıp, Ürdün'e ilhak etmeyi hedeflediği yazıyor. Glubb Paşa bu savaşta Ürdün ve İngiltere'nin çıkarlarını korurken Siyonist güçlere saldırmamayı de garanti altına almıştı.

Morris kitabında belirtiğine göre, bu anlaşmayı ihlal eden taraf yine İsrail idi. İsrail, Birleşmiş Milletler'in taksim planıyla yetinmeyerek, daha fazla Filistin topraklarını işgal etmek için savaş başlatan taraftı, ancak Arap güçleri BM planına göre İsrail'e tahsis edilen herhangi bir yeri geri almaya da yeltenmemişlerdi.

Glubb Paşa bir makalesinde, Birleşmiş Milletler'in Necef çölünün İsrail'e devredilmesi planına karşı çıksa da (çünkü orada milyonlarca Filistinli yaşıyordu) Ürdün kuvvetlerinin burayı geri almaya çalışmadığını yazıyor. 

Ürdün ordusunun komutanı Glubb Paşa 1948 senesindeki savaşının ardından, Ürdün'de yaşayan Filistinlilerin yurtlarına dönüş haklarını destekleyerek uluslararası medyalara sık sık açıklamalarda bulunmuştu. Anavatanlarına dönmek için sınırı geçen Filistinlilerin vurulmasına, İsrail ordusunun Ürdün'deki Filistinli mülteci köylerine yönelik saldırılarına ve masum insanları katledilmesine de karşı çeşitli yayınlara ses çıkarmıştı.

Siyonistlerin propagandası nedeniyle aydınlarımız arasında "Filistinliler topraklarını Yahudilere sattı" yönünde bir yanılgı daha var ve bunu dünyadaki ünlü tarihçilerin çoğu reddediyor. İsrail-İngiliz hükümetlerinin ilgili gizli ulusal arşivleri ve Osmanlı’nın resmî belgelerine dayandırılarak, Filistin'de bir Yahudi devleti (yani İsrail) kurma hareketinin, İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour'un girişimiyle 1917 yılında başladığını vurguluyor ve bu İşgal planına yönelik, 1. Dünya Savaşı sonrasında Siyonistler ile İngiltere arasında imzalanan Balfour Deklarasyonu'nu delil olarak gösteriyor. 

Balfour Planı, Arapları Filistin topraklarından zorla göç ettirmeyi ve onların yerine Yahudileri yerleştirmeyi amaçladığından, 1917'den sonra Arap nüfusunun sistematik bir şekilde yok edildiğini ve zorla evlerinden tahliye edildiğini belgeliyor. O dönemde Filistin'deki İngiliz sömürge yönetiminin, Filistinlileri evlerini satmaya zorladığını, ancak Filistin halkının evlerinin satışına şiddetle karşı çıktığını yazıyor. ‏‎

Buna karşın İngiliz sömürge hükümetinin emlak vergisini büyük ölçüde artırdığını, hatta vergilerin mülklerin toplam değerinin de yüksek hale getirildiğini ve bu vergiyi ödeyemeyen Filistinlilerin mülklerine el konularak Yahudilere verildiğini yazıyor.

Osmanlı arşivlerini delil olarak gösteren tarihçiler, 1900 yılında Yahudilere toprak satışının (Osmanlı tarafından) resmi olarak yasaklandığını, ancak yasa dışı ve kaçak satışlar sonucunda Yahudilerin Filistin'de toplam 218 bin 170 hektar araziye sahip olabildiklerini ve bu arazinin Filistin topraklarının yalnızca %0,73'ü takabil ettiğini belgeliyor. Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasından ve Filistin'in İngiliz sömürgesine geçmesinden sonra bile, İngiltere'nin 1945 yılına kadar Filistinlilerin topraklarına zorla el koyup Yahudilere vermesiyle birlikte, Yahudiler elde ettiği toplam toprağının Filistin topraklarının yalnızca %5'e takabil ettiğini yazıyor.

Bütün bunlar İsrail devletinin planlı, organize işgal, casusluk ve terör faaliyetleri üzerine kurulduğunu kanıtlamaktadır. 

Birleşmiş Milletler ‘in 1948'den bu yana 8  kez İsrail'i "işgalci ülke", Filistin'i de "işgal altındaki ülke" olarak kararalar çıkarmasının bile, aydınlarımızı Siyonistleri savunma eğilimlerine karşı uyarmak için yeterli olduğunu düşünüyorum. Üstelik İsrail topraklarının, BM'nin 1967'deki kararında belirlendiği topraktan yüzde 50'den fazlasını işgal ile genişlettiğini düşünen basit bir akıl de, İsrail'in yüz yıldır işgali hiç durdurmadan sürdürmekte olduğunu rahatlıkla görebilir. 

Unutulmamalıdır ki; dünyada işgalden daha büyük bir zulüm, işgalden daha büyük bir terör yoktur. Bu nedenle İsrail "terör devleti" olarak nitelendirilmektedir. 

Not:

(Bu makale, Kanada’da yaşayan Uygur insan hakları aktivisti ve Pakistanlı gazeteci Dr. Taazen Farid Hanımın 2021 yılında Pakistan'da Urduca yayınlanan "Filistin meselesiyle ilgili entelektüeller arasındaki yanılgılar" başlıklı makalesinin %60'ını içermektedir. Geriye kalan %40 ise, bizim sözde Türk aydınlarımızın yanılgılarına göre özel araştırmalarımdan ve eklemelerimden oluşuyor. Dolaysıyla beni önemli kaynaklara yönlendiren gazeteci Dr. Taazen Farid Hanıma teşekkür ederim)

Kaynak: Haberajanda Dergisi

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?