Uygur Hareketi yaptığı açıklamada, “toplama kampları, hapishaneler ve zorla çalıştırma tesisleri, sadece fiziksel ortadan kaldırma mekanizması değil; kültürel ve dini kimliğin yozlaştırılması amacıyla kullanılan bir korku aracı olarak hizmet ediyor” dedi. Uygur Hareketi, tıpkı Gülşen Abbas gibi “adaletsizce hapiste tutulan, neredeyse yedi yıldır kayıp olan” kişilerin hikâyeleri üzerinden konunun vahametini gözler önüne seriyor .
Uygur Hareketi İcra Direktörü Ruşen Abbas, yaşanan mağduriyetleri şu sözlerle özetliyor:
“Uluslararası toplum bu günü anarken, biz Uygur Hareketi olarak Çin rejimi tarafından kaybolan sayısız Uygur ailesinin acısına dikkat çekiyoruz. Kız kardeşim Gülşen Abbas neredeyse yedi yıldır adaletsizce kayıp durumda. Ailem bu acıyı, onun sağlığı ya da durumu hakkında hiçbir bilgiye ulaşamamanın ızdırabıyla yaşıyor. Bu acı yaşayan sayısız Uygur ailesi var ve dünyanın Çin hükümetini daha güçlü bir biçimde hesap vermeye zorlaması gerekiyor.”
Uygur Hareketi, zorla kaybettirmeleri; keyfi gözaltılar, sistematik insan hakları ihlalleri ve soykırım eylemlerinin bir parçası olarak değerlendiriyor ve tüm bu çerçevede uluslararası topluma aşağıdaki çağrıda bulunuyor :
- Çin hükümetinin zorla kaybettirme ve keyfi tutuklamalara yönelik uygulamalarını uluslararası hukuk çerçevesinde hesap vermeye teşvik edilmesi,
- Adaletsizce tutuklanan veya kaybedilen tüm kişilerin serbest bırakılması yönünde diplomatik baskı kurulması,
- İnsan hakları grupları ve demokratik ülkeler arasındaki dayanışmanın güçlendirilmesi.
CFU’nun bu çağrısı, yalnızca bireysel mağdurların değil; toplumsal bir hafızayı yok etmeye yönelik politikaların da karşısında duruyor. Zira zorla kaybettirmeler yalnızca ailelerin acısını derinleştirmekle kalmıyor; aynı zamanda kolektif hafızayı, dini ve kültürel kökenleri de hedef alıyor.
Sonuç olarak, CFU’nun bu özel günde yaptığı açıklama, Çin rejiminin Doğu Türkistan’da yürüttüğü baskı politikalarına karşı küresel toplumun sessizliğini kırma amacı taşıyor. “Silah konuştuğunda dünya susmamalı” diyen CFU, hatırlatıyor ki adaletin tesis edilmesi, sessiz kalınarak mümkün olmaz.

