Sunumda konuşan Ruşen Abbas, bu şirketlerin sadece Çin iç piyasasında değil, uluslararası ticarette de önemli paya sahip olduklarını anlattı. Abbas, “Temelde Çin kökenli herhangi bir otomobil veya Çin tedarik zinciriyle bağlantılı herhangi bir ürün, zorla çalıştırılmış Uygur işçilerle ilişkilendirilebilir” diyerek batı pazarlarındaki risklere dikkat çekti.
Raporda adları geçenlerin arasında Nike, Heinz ve Zara gibi tanınmış küresel markalar olduğu belirtildi. Bu markalar, tedarik zincirlerinde Uygur bölgesindeki zorla çalıştırma riskini taşıdığı iddia edilen üreticilerle bağlantılı olabilir.

Çin’in işgali altındaki Doğu Türkistan’da uygulamalar, uzun süredir uluslararası insan hakları kuruluşlarının eleştirilerine konu oluyor. Birleşmiş Milletler ve çeşitli insan hakları örgütleri, bölgede milyonlarca Uygur ve diğer etnik Müslüman azınlığın “yeniden eğitim kampı” olarak adlandırılan tesislerde tutulduğunu ve ardından zorla çalıştırıldığını bildiriyorlar. Bu uygulamaların uluslararası hukuk açısından ciddi ihlaller oluşturduğu ve bazı ülkeler tarafından soykırım ve insanlığa karşı suç olarak nitelendirildiği ifade ediliyor.
Öte yandan, küresel raporlar, Çin’deki tedarik zincirlerinde Uygur kökenli işçilerin çalıştırılmasının yalnızca tekstil ve otomotiv sektörleriyle sınırlı kalmadığını; minerallerden elektronik ve tüketim mallarına kadar pek çok alanda risk oluşturduğunu ortaya koyuyor. Bu durum, uluslararası şirketleri tedarik zincirlerini daha sıkı denetlemeye ve insan hakları standartlarına bağlılıklarını güçlendirmeye çağırıyor.
Çin hükümetinin, milyonlarca kişiden oluşan yerli bir topluluk olan Uygurları kendi çıkarlarına tehdit olarak gördüğü için ortadan kaldırmaya çalıştığını belirtti.
Abbas, aynı fikirde olmayanları özgürlüklerinden mahrum bırakan, onları hapse atan, ortadan kaybettiren veya uluslararası şirketler için “toplama kampları” olarak tanımladığı yerlerde “modern kölelik” koşulları altında çalıştıran otoriter bir devletten bahsetti.
Abbas, ailesinin üyelerinin bu tür baskılardan mağdur olduğunu belirterek, bu durumun kamuoyuna duyurulması ve sadece Çin hükümetine değil, bu uygulamalara ortak olan şirketlere karşı da daha büyük uluslararası baskı oluşturulması çağrısında bulundu.
UABC Ekonomi ve Uluslararası İlişkiler Fakültesi’nde düzenlenen bu foruma, Tijuana’daki Amerika Birleşik Devletleri Konsolosu Christopher Teal ve ünlü “Hoover Enstitüsü”nden araştırmacı Glenn Tiffert katıldı.
Her ikisi de bu konularda farkındalığı artırmanın önemine katılırken, bir ülkenin tamamına ve ekonomik, ticari, teknolojik, akademik ve kültürel sektörler gibi farklı sektörlerine karşı genel bir ret yaklaşımından kaçınmanın da gerekli olduğunu vurguladı.


