BIST 100
13.808,20 4,89%
DOLAR
45,7039 0,25%
EURO
53,0435 0,01%
GRAM ALTIN
6.630,84 -0,42%
FAİZ
44,24 0,94%
GÜMÜŞ GRAM
111,06 -1,23%
BITCOIN
75.395,00 -0,67%
GBP/TRY
61,5535 0,18%
EUR/USD
1,1603 -0,14%
BRENT
103,54 0,94%
ÇEYREK ALTIN
10.841,42 -0,42%
İstanbul Parçalı Bulutlu
İstanbul hava durumu
18 °

Uygurların Gizli Tarihi

1001113792

Antik Kağanlıktan Doğu Türkistan’daki Büyük Medeniyete

Uygurların tarihi yalnızca bir kavmin yahut bir devletin tarihi değildir.

Uygurların tarihi, Türkistan’ın hafızası, Türk medeniyetinin yazıya dökülmüş vicdanı ve Türk kültürünün şehirleşmiş aklıdır.

Bugün birçok kişi Uygurları yalnızca modern çağın mağdur halklarından biri olarak tanır; oysa Uygurlar, çok daha derin ve çok daha büyük bir tarihî mirasın sahibidir. Onlar yalnızca savaşan bir halk değil; aynı zamanda yazan, düşünen, inşa eden, hukuk kuran, kitap çoğaltan, su getiren, şehir kuran ve medeniyet taşıyan bir millettir.

Uygurların tarihi yalnızca kağanların ve savaşların değil; destanların, kutsal soy anlatılarının, hukuk metinlerinin, tıp risalelerinin, sözlüklerin, devlet felsefesinin ve büyük kültür eserlerinin de tarihidir. Bu bakımdan Uygurlar, Türk dünyasında yalnızca bir boy veya devlet olarak değil; medeniyet taşıyıcısı olarak görülmelidir.

Ve bu büyük tarihin en derin, en kalıcı ve en büyük medeniyet yurdu Doğu Türkistan’dır.

I. UYGURLARIN EFSANEVİ KÖKENİ: IŞIKTAN DOĞAN SOY

Uygurların tarihini yalnızca arşiv belgeleriyle değil; onların kendilerini nasıl anlamlandırdıklarıyla da okumak gerekir. Çünkü milletler sadece savaşlarla değil, kutsal hafızalarıyla da yaşar.

Her büyük millet gibi Uygurlar da kendilerini yalnızca kan bağıyla değil, kutlu bir köken anlatısıyla tanımlar. Çünkü tarihî hafızada milletler yalnızca biyolojik topluluklar değildir; aynı zamanda ruhi ve kozmik anlam taşıyan topluluklardır.
Türeyiş Destanı: Kutlu Ağaç ve İlahi Işık
Uygurların en önemli mitolojik köken anlatısı Türeyiş Destanıdır. Bu destana göre Uygur soyu, sıradan bir doğumla değil, göksel bir müdahale ile dünyaya gelmiştir.

Selenge ve Tola nehirlerinin birleştiği yerde, iki kutsal ağacın arasına gökten bir ilahi ışık iner. Bu ışık yalnızca bir parlama değil, adeta Gök Tanrı’nın iradesinin yeryüzüne inişidir. Işık ağaçlara işler; ağaçlar gebe kalır. Bir süre sonra gövdelerinde beş ayrı şişkinlik oluşur. Zamanı gelince bu şişkinliklerden beş erkek çocuk doğar.

Bu çocuklar sıradan çocuklar değildir. Onlar, kut sahibi, yani ilahi meşruiyet taşıyan varlıklardır. İçlerinden en küçüğü ama aynı zamanda en bilgesi olan Bögü Han, halk tarafından hükümdar seçilir. Böylece Uygur soyunun, gökten inen ışık ile yeryüzündeki kutlu ağaçtan türediğine inanılır.

Bu anlatı, tarihsel bir soy kütüğünden çok daha fazlasıdır. Burada hükümdarlığın kaynağı yalnızca güç değil; kut, yani ilahi meşruiyettir. Kağan, sadece bir savaş lideri değil; gök tarafından seçilmiş düzen kurucu olarak görülür.

II. DOKUZ OĞUZ VE ON UYGUR: KOZMİK BOYLAR BİRLİĞİ

Uygurlar yalnızca tek bir kabile veya dar bir soy anlatısıyla açıklanamaz. Onların kimliği, eski Türk siyasî ve mitolojik geleneğinde boylar birliği olarak şekillenir. Bu bağlamda iki kavram çok önemlidir:

Dokuz Oğuz
On Uygur

Bu iki yapı yalnızca siyasî federasyon değil; aynı zamanda kozmolojik anlamlar taşıyan birlikler olarak da algılanmıştır.

On Uygur

“On Uygur” ifadesi, Uygurların çekirdek siyasî ve etnik yapısını oluşturan on boyluk temel birliği ifade eder. Bu, dağınık bir topluluk değil; ortak töreye, ortak kültüre ve ortak siyasal meşruiyete sahip bir yapıdır.

Dokuz Oğuz

“Dokuz Oğuz” ise daha geniş Türk boylar çevresini ifade eden tarihî ve mitolojik bir birliktir. Türk düşüncesinde dokuz sayısı yalnızca sayısal değil; tamlık, göksel düzen ve kutsallık anlamı da taşır.

Bu yüzden Dokuz Oğuz birliği, yalnızca siyasî değil; evrensel düzenin yeryüzündeki yansıması gibi düşünülmüştür. Her boyun bir totemik atası bulunduğuna, bu ataların da Gök Tanrı tarafından korunduğuna inanılırdı. Böylece boyların birliği sadece askerî ittifak değil; kutsal düzenin toplumsal tezahürü olarak görülürdü.

III. BOZKURT MOTİFİ: KÖK BÖRİ VE YOL GÖSTEREN ATA

Uygur mitolojisi, genel Türk mitolojisinden bütünüyle kopuk değildir. Bu yüzden birçok eski Türk boyunda görülen Bozkurt (Kök Böri) motifi, Uygur anlatılarında da önemli bir yer tutar.

Bozkurt, Türk dünyasında yalnızca bir hayvan değildir. O, yol gösteren, soyu kurtaran, tehlike anında ortaya çıkan, kut taşıyan ata varlıktır.

Bazı Uygur köken varyantlarında, bir Hun hükümdarının çok güzel iki kızını sıradan insanlarla evlendirmeye kıyamadığı anlatılır. Bu yüzden onları yüksek bir kuleye kapatır ve Tanrı’ya dua eder. Hükümdar, bu kızların sıradan insanlar için değil, ilahi bir kader için yaratıldığına inanır.

Dua kabul olur. Gök’ün iradesi bir bozkurt suretinde yeryüzüne iner. Bozkurt, bu kızlarla birleşir ve bu birleşmeden yeni bir soy türemeye başlar.

Bu anlatılar biyolojik gerçeklik arayan biri için değil; milletin kutsallığını, seçilmişliğini ve tarihî meşruiyetini anlatan sembolik bir hafıza sistemi olarak anlaşılmalıdır. Burada Bozkurt, Uygurların koruyucu atası, ruhani rehberi ve yol gösterici gücüdür.

IV. UYGURLARIN TARİHÎ YURDU: ORHUN’DAN DOĞU TÜRKİSTAN’A

Uygurların tarihini anlamak için şu temel gerçeği açıkça söylemek gerekir:
Uygur devlet aklının ilk büyük sahnesi Orhun bozkırları, medeniyetinin en büyük ve en kalıcı yurdu ise Doğu Türkistan’dır.
Bu ayrım çok önemlidir.

Uygurların ilk büyük siyasî yükselişi, Orhun–Selenge sahasında, yani bugünkü Moğolistan merkezli bozkır dünyasında ortaya çıkmıştır. Ancak Uygur tarihinin şehirleşmiş, yazılı, kurumsallaşmış ve medeniyet kurucu yüzü en güçlü biçimde Doğu Türkistan’da gelişmiştir.

Bu coğrafya yalnızca bir yer adı değildir.
Doğu Türkistan, Uygur milletinin hafızası, dili, edebiyatı, şehirciliği, ticareti, tarımı, hukuku ve inanç tarihinin merkezidir.
Bugün bazı anlatılar Uygurları yalnızca göçebe bir topluluk gibi göstermeye çalışır. Bu son derece eksik ve yanıltıcıdır. Evet, Uygurların bozkır kökeni vardır; fakat onların tarihî büyüklüğü, bozkır ile şehir, at ile kitap, savaş ile medeniyet arasında kurdukları dengeden gelir.

Doğu Türkistan bu bakımdan yalnızca bir yurt değil; Türk medeniyetinin büyük laboratuvarlarından biridir.

Başlıca merkezleri:
Kaşgar
Balasagun
Turfan
Beşbalık
Kuça
Hoten
Yarkent
Hami
yalnızca şehir değil; aynı zamanda medeniyet ocaklarıdır.

V. ANTİK UYGUR KAĞANLIĞI: BOZKIRDAN DEVLETE

Uygurların tarih sahnesindeki en büyük erken siyasal teşekkülü, Uygur Kağanlığıdır.

Kuruluş

744 yılında, II. Göktürk Kağanlığı’nın yıkılışından sonra Uygurlar, Basmıllar ve Karluklarla birlikte siyasî mücadeleye girişmiş; nihayetinde Uygurlar üstün gelerek yeni bir kağanlık kurmuştur.
Bu olay, sıradan bir iktidar değişikliği değildir. Çünkü Uygurlar, Göktürk mirasını devralırken onu yalnızca askerî bakımdan değil; siyasal, kültürel ve idarî bakımdan da dönüştürmüştür.

Kağan artık sadece savaşçı değildir. O aynı zamanda:

törenin koruyucusu
halkın düzenleyicisi
ticaretin denetleyicisi
kültürün hamisi
ilahi kutun taşıyıcısıdır

Bögü Kağan ve Kültürel Dönüşüm

Uygur Kağanlığı denince akla gelen en önemli isimlerden biri Bögü Kağandır. Onun dönemi, Uygur tarihinin kültürel bakımdan dönüştüğü bir dönemdir.

Bögü Kağan zamanında Maniheizm resmî himaye görmüş, böylece Uygurlar sadece siyasî bir güç değil; metin üreten, tercüme yapan, yazılı kültür geliştiren bir uygarlık hâline gelmiştir.

Bu çok kritik bir kırılmadır. Çünkü yazılı kültürün güçlenmesi, devletin yalnızca kılıçla değil; kalemle de yönetilmeye başlaması demektir.

VI. UYGURLARIN EN BÜYÜK GÜCÜ: YAZI VE KİTAP MEDENİYETİ

Türk tarihinde birçok büyük savaşçı halk vardır; ama Uygurları diğerlerinden ayıran şey, onların kitap medeniyeti kurmuş olmalarıdır.

Uygurlar yalnızca sözlü kültüre dayalı bir toplum olarak kalmamış; yazıyı, belgeyi, arşivi ve çoğaltılmış metni devlet hayatının merkezine taşımıştır.

Uygur Yazısı

Uygurların kullandığı Uygur alfabesi, Türk tarihindeki en etkili yazı sistemlerinden biridir. Bu yazı, daha sonra yalnızca Türkler arasında değil; Moğollar ve başka topluluklar arasında da etkili olmuştur.
Yani Uygurlar sadece metin yazmadı; yazı medeniyeti ihraç etti.

Baskı Kültürü ve Metin Çoğaltma

Uygurlar, baskı teknikleri, yazma çoğaltımı ve metin dolaşımı bakımından Türk dünyasının en gelişmiş erken yazı kültürlerinden birini oluşturmuştur.
Dini metinlerin, hukuk belgelerinin ve öğretici eserlerin çoğaltılması, onların yalnızca yazan değil; bilgiyi sistemli biçimde yayan bir medeniyet olduğunu gösterir.

Bu yüzden Uygurlar, Türk dünyasında yalnızca sözlü kültürün değil; çoğaltılmış yazılı kültürün de öncülerindendir.

VII. TURFAN, KUÇA, HOTEN: MEDENİYET ŞEHİRLERİ

Uygurların büyük tarihini yalnızca kağanlık merkezi üzerinden okumak eksik olur. Çünkü Uygurların asıl medeniyet kudreti, şehirlerde ve vaha merkezlerinde ortaya çıkmıştır.

Turfan

Turfan, Uygur tarihinin en önemli merkezlerinden biridir. Yalnızca bir yerleşim yeri değil; yazma eserlerin, dini metinlerin, hukuk belgelerinin ve tıbbî bilgilerin saklandığı büyük bir kültür havzasıdır.

Kuça

Kuça, Budist kültür, sanat, müzik ve çeviri faaliyetleriyle öne çıkan bir merkezdir. Burada oluşan kültürel atmosfer, Uygurların yalnızca siyasî değil; entelektüel bir halk olduğunu gösterir.

Hoten

Hoten ise ticaret, zanaat, ipek, el sanatları ve kültürel sentez bakımından son derece önemlidir. Burada farklı medeniyet etkileri Uygur kültürü içinde işlenmiş ve yeni formlar kazanmıştır.

Bu şehirler, Uygur tarihinin yalnızca bozkırda değil; vahada, pazarda, medresede, yazıhanede ve kütüphanede de yaşadığını gösterir.

VIII. UYGURLAR VE SU MEDENİYETİ: KARİZLERLE ÇÖLE HAYAT VEREN AKIL

Bir milletin medeniyet seviyesi, yalnızca savaş kazanmasıyla değil; çölde suyu nasıl yönettiğiyle de anlaşılır.

Uygurların Doğu Türkistan’daki en büyük teknik başarılarından biri, kariz sistemidir. Halk arasında bazen “Turfan karizleri” diye de anılan bu yeraltı su kanalları, çöl ve kurak iklim şartlarında hayatı mümkün kılmıştır.

Kariz sistemi:
suyu yer altından taşır,
buharlaşmayı azaltır,
tarımı mümkün kılar,
şehirleşmeyi destekler,
ekonomik sürekliliği sağlar.

Bu sistem yalnızca mühendislik değil; aynı zamanda devlet aklı ve toplumsal organizasyon gerektirir. Çünkü böyle bir altyapı ancak planlı, disiplinli ve ortak emekle çalışan toplumlarda kurulabilir.
Yani Uygurlar sadece savaşçı değil; aynı zamanda çölde hayat kurmayı bilen bir medeniyet halkıdır.

IX. UYGUR TIBBI, AKUPUNKTUR VE SAĞLIK GELENEĞİ

Uygurların kültürel büyüklüğü yalnızca edebiyatta değil; tıpta ve sağlık bilgisinde de görülür.

Doğu Türkistan, tarih boyunca Türk, Çin, Hint ve İran tıbbî geleneklerinin kesiştiği büyük bir medeniyet sahası olmuştur. Uygurlar ise bu farklı etkileri körü körüne kopyalamamış; onları kendi halk hekimliği, bitkisel tedavi bilgisi, beden anlayışı ve yazılı tıp kültürüyle birleştirerek özgün bir sağlık geleneği oluşturmuştur.

Uygur Tıbbı

Uygur tıbbında:
bitkisel tedaviler,
sıcak-soğuk denge anlayışı,
beden sıvılarıyla ilgili düşünceler,
nabız ve genel durum değerlendirmeleri,
çeşitli merhem ve karışımlar önemli yer tutmuştur.

Bu durum, Uygurların yalnızca savaş ve devlet değil; insan bedeni, sağlık ve şifa bilgisiyle de ilgilenen bir medeniyet kurduğunu gösterir.

Akupunktur ve İğneleme Geleneği

Bugün dünyada çoğu kişi akupunkturu yalnızca Çin’e ait bir tıp mirası olarak tanır. Oysa Doğu Türkistan sahasında bulunan Uygurca tıbbî fragmanlar, beden noktalarını gösteren şemalar ve iğneleme-yakı tedavisine işaret eden malzemeler, bu bilginin Uygur tıp geleneğinde de çok erken dönemlerden itibaren yer aldığını göstermektedir.

Bu nedenle akupunkturun tarihine yalnızca Çin merkezli bakmak eksik olur.
Akupunkturun ilk kökleri Uygur/Doğu Türkistan sahasında görülmüş, Çinliler ise bu tedavi yöntemini daha sonra geliştirip sistemleştirerek klasik bir tıp disiplini hâline getirmiştir.

Yani burada yalnızca tek bir medeniyetin değil; fakat Türkistan’dan Çin’e uzanan büyük bir Asya tıp mirasının söz konusu olduğu anlaşılmaktadır.

Bu da Uygurların yalnızca yazı, hukuk ve şehircilikte değil; tıbbî bilgi üretiminde de önemli bir rol oynadığını gösterir.

Tıbbî Yazılar ve Sağlık Bilgisi

Doğu Türkistan’da bulunan eski yazmalar arasında tıbbî metinler, ilaç tarifleri, tedavi notları ve sağlık uygulamalarına dair kayıtlar bulunması tesadüf değildir. Çünkü Uygurlar, bilgiyi yalnızca yaşamamış; yazıya da geçirmiştir.

Bu bakımdan Uygurlar yalnızca şifa arayan bir toplum değil; aynı zamanda şifa bilgisini kaydeden, taşıyan ve medeniyet mirasına dönüştüren bir halktır.

X. UYGURLARIN HUKUK GELENEĞİ: TÖREDEN BELGEYE

Uygurların büyüklüğünü gösteren en önemli alanlardan biri de hukuk kültürüdür.
Türk dünyasında töre kavramı çok eski olmakla birlikte, Uygurlar bu töreyi yalnızca sözlü gelenek olarak bırakmamış; onu yazılı belge, sözleşme, mülkiyet kaydı, ticari anlaşma ve idarî uygulama düzeyine taşımıştır.

Bu yüzden Uygurlar, Türk hukuk tarihi açısından son derece kritik bir yere sahiptir.

Temel Hukuk Kavramları

Kağan

Devletin en yüksek meşru otoritesidir. Yalnızca askerî lider değil; adaletin ve düzenin kaynağıdır.

Beg

Yönetici, bey, idarî ve toplumsal sorumluluk taşıyan kişi anlamına gelir. Yerel düzenin korunmasında önemlidir.

Yargu

Karar, hüküm, yargı anlamına gelir. Bu, yalnızca mahkeme benzeri süreç değil; toplumsal düzeni koruyan hüküm verme geleneğidir.

Türeg / Töre

Örf, gelenek, hukuk ve düzenin birleştiği alanı ifade eder. Türk siyasal düşüncesinde devletin meşruiyeti töreye bağlıdır.

Özgü

Hak, aidiyet, mülkiyet ve tasarruf hakkı ile bağlantılı biçimde değerlendirilebilir.

Yazılı Hukuk Belgeleri

Turfan ve çevresinden çıkan belgeler, Uygurların:
alım-satım sözleşmeleri,
borç kayıtları,
kira ilişkileri,
miras meseleleri,
emek ilişkileri,
vergi ve idarî kayıtlar
gibi alanlarda gelişmiş bir hukuk pratiğine sahip olduğunu gösterir.

Bu çok büyük bir şeydir. Çünkü bu belgeler, Uygurların yalnızca destan anlatan değil; hukuk işleten bir devlet-toplum olduğunu kanıtlar.

XI. DOĞU TÜRKİSTAN: TÜRK DİLİNİN VE MEDENİYETİNİN BÜYÜK YAZI YURDU

Doğu Türkistan yalnızca Uygurların siyasî ve tarihî yurdu değil; aynı zamanda Türk dilinin, düşüncesinin ve yazılı medeniyetinin en büyük merkezlerinden biridir.

Bu coğrafyada doğan, gelişen yahut olgunlaşan kültürel miras yalnızca tek bir hanedanın yahut tek bir siyasî yapının ürünü değildir. Aksine Doğu Türkistan, tarih boyunca:

Karahanlı sahasının
Doğu Türkistan merkezli Türk-İslam medeniyet çevresinin
Uygur-Karluk-Hakaniye kültür coğrafyasının
en güçlü merkezlerinden biri olmuştur.

Bu ayrım çok önemlidir. Çünkü Uygur tarihini yalnızca antik Uygur Kağanlığı ile sınırlamak ne kadar eksikse, Doğu Türkistan’daki Türk-İslam medeniyetini Uygur tarihî hafızasından bütünüyle koparmak da o kadar yanlıştır.

Gerçekte bu coğrafya, Eski Uygur yazı medeniyeti ile Karahanlı-Hakaniye Türk-İslam kültürünün birbirine eklemlendiği büyük bir tarih sahasıdır.

Bu yüzden Doğu Türkistan’ı yalnızca bir coğrafya gibi görmek büyük hata olur. O, aynı zamanda:
bir dil akademisi
bir medeniyet atölyesi
bir edebiyat merkezi
bir hukuk okulu
bir fikir coğrafyasıdır
Burada yazılmış yahut bu kültür havzasında şekillenmiş eserler, yalnızca belirli bir dönemin değil; Türk dünyasının ortak hafızasının temel taşlarıdır.

XII. KUTADGU BİLİG: DEVLET AKLININ KİTABI

Doğu Türkistan ve çevresinde şekillenen büyük kültür havzası, yalnızca eski Uygur yazı geleneğiyle sınırlı değildir. Bu saha aynı zamanda Karahanlı sahasının, Hakaniye Türkçesi dünyasının ve Türk-İslam siyasal düşüncesinin de en önemli merkezlerinden biridir.

Bu nedenle Kutadgu Bilig, yalnızca bir hanedanın kitabı değil;
Doğu Türkistan merkezli Türk-İslam medeniyet çevresinin devlet aklını yansıtan büyük bir eserdir.

Yusuf Has Hacib tarafından kaleme alınan bu eser, yalnızca edebî bir metin değil; aynı zamanda devlet yönetimi, ahlak, siyaset ve adalet üzerine yazılmış büyük bir düşünce kitabıdır.

“Kutadgu Bilig” kabaca “kutlu bilgi”, “devlet olma bilgisi” yahut “mutluluk veren bilgi” olarak anlaşılabilir. Ama özünde bu eser, şu soruya cevap arar:
Devlet nasıl adaletli olur?

Eserde:
hükümdarın nasıl olması gerektiği,
adaletin devletteki yeri,
aklın önemi,
kanaatin ve ahlakın rolü,
halk ile yönetici arasındaki ilişkinin nasıl kurulması gerektiği
işlenir.

Bu eser, Uygur-Karluk-Hakaniye kültür coğrafyasının yalnızca siyasî değil; aynı zamanda yüksek düşünce üreten bir medeniyet alanı olduğunu gösterir.

XIII. DÎVÂNU LUGÂTİ’T-TÜRK: TÜRK DÜNYASININ SÖZLÜĞÜ

Kaşgarlı Mahmud tarafından kaleme alınan Dîvânu Lugâti’t-Türk, yalnızca bir sözlük değildir. O, adeta Türk dünyasının kültürel haritasıdır.

Bu eser, Doğu Türkistan merkezli Türk-İslam medeniyet çevresinin, özellikle de Hakaniye-Karahanlı dil ve kültür dünyasının ne kadar büyük bir entelektüel kapasiteye sahip olduğunu açık biçimde gösterir.

Bu eserde:
Türk lehçeleri,
boy adları,
atasözleri,
şiir parçaları,
halk bilgisi,
kültürel ifadeler,
coğrafi notlar
yer alır.

Dîvânu Lugâti’t-Türk’ün en büyük önemi şudur:
Türk dilini küçümseyen anlayışlara karşı, Türkçenin büyük ve köklü bir medeniyet dili olduğunu ispat eder.

Bu bakımdan eser, yalnızca dilcilik değil; aynı zamanda medeniyet savunusudur.
Ve daha da önemlisi, bu eser gösterir ki Doğu Türkistan yalnızca bir sınır coğrafyası değil; Türk dünyasının kendini tanımladığı, adlandırdığı ve düşünceye döktüğü büyük bir merkezdir.

XIV. ETEBETÜ’L-HAKAYIK: AHLAKIN VE HİKMETİN DİLİ

Edib Ahmed Yüknekî tarafından yazılan Etebetü’l-Hakayık, Türk ahlak düşüncesi ve hikmet geleneğinin en önemli eserlerinden biridir.

Bu eser de, Karahanlı sahası ile Doğu Türkistan merkezli Türk-İslam kültür çevresinin ortak medeniyet birikimi içinde değerlendirilmelidir.

Bu bakımdan Etebetü’l-Hakayık, yalnızca bireysel ahlak öğütleri veren bir eser değil; aynı zamanda Uygur-Karluk-Hakaniye kültür coğrafyasının insan, bilgi, erdem ve toplum anlayışını yansıtan bir medeniyet metnidir.

Bu eser:
ilim,
ahlak,
tevazu,
cömertlik,
doğruluk,
dünya ve insan ilişkisi üzerine kuruludur.

Yani Doğu Türkistan ve çevresindeki bu büyük Türk kültür dünyası yalnızca devlet ve savaş kitabı üretmemiş; aynı zamanda insanın nasıl yaşaması gerektiğini tartışan ahlak ve hikmet eserleri de ortaya koymuştur.

XV. ESKİ UYGUR METİNLERİ: BUDİST, MANİHEİST VE ÇEVİRİ GELENEĞİ

Uygurların büyük kültürel mirasının önemli bir bölümü, Budist ve Maniheist metinlerin Uygur Türkçesine aktarılmasıyla ortaya çıkmıştır.

Bu çeviri faaliyeti basit bir tercüme işi değildir. Çünkü çeviri, bir medeniyetin başka bir medeniyetle eşit düzeyde temas kurabildiğini gösterir.

Altun Yaruk

Eski Uygur Türkçesinin en önemli metinlerinden biri olan Altun Yaruk, Budist içerikli çok önemli bir eserdir. Bu metin yalnızca dini bakımdan değil; dil, anlatım, terminoloji ve kültürel aktarım bakımından da paha biçilemezdir.

Sekiz Yükmek

Bir başka önemli dini-ahlaki metindir. Öğretici ve düzenleyici yönüyle Uygur düşünce dünyasını yansıtır.

Irk Bitig

Irk Bitig, fal ve yorum geleneğiyle bağlantılı son derece ilginç bir metindir. Eski Türk düşünce dünyasında kader, işaret, yorum ve sembolizm hakkında önemli ipuçları verir.

Maitrisimit ve Diğerleri

Maitrisimit gibi başka metinler de Uygur yazı dünyasının ne kadar geniş ve üretken olduğunu gösterir.

Bu eserler sayesinde Uygurların yalnızca bir inancı takip etmediğini değil; metin üretme ve anlamlandırma kapasitesi çok yüksek bir kültür geliştirdiğini anlarız.

XVI. UYGURLAR VE ŞEHİR MEDENİYETİ

Türk tarihinde bazı halklar daha çok bozkırla özdeşleşirken, Uygurlar çok güçlü biçimde şehir medeniyetiyle özdeşleşmiştir.

Uygurlar:
pazar kurdu,
mahalle düzeni oluşturdu,
su sistemi inşa etti,
dini yapılar yaptı,
zanaat geliştirdi,
tarım sistemleri kurdu,
kütüphane ve yazı kültürü oluşturdu.

Bu yüzden Uygurlar, Türk tarihinde “şehirli aklın” en güçlü temsilcilerinden biridir.
Onların başarısı şurada yatar:
Bozkırın cesareti ile şehrin düzenini birleştirdiler.

XVII. UYGURLARIN DİLİ VE MEDENİYET İNŞASI

Uygur Türkçesi, yalnızca bir konuşma dili değil; yüzyıllar boyunca din, hukuk, siyaset, ticaret, şiir ve felsefe dili olarak işlev görmüştür.

Bir dilin büyüklüğü, onun yalnızca günlük konuşmada değil; yüksek düşünceyi ifade etme gücünde ortaya çıkar. Uygur Türkçesi bunu başarmıştır.

Bu dil:
devlet kurdu,
metin çevirdi,
hukuk yazdı,
tıp kaydetti,
şiir üretti,
medeniyet taşıdı.

Bu yüzden Uygurların dili, yalnızca etnik kimliğin değil; medeniyet inşasının taşıyıcısıdır.

XVIII. MODERN DÖNEMDE UYGUR EDEBİYATI VE MİLLÎ HAFIZA

Uygur kültürü yalnızca eski çağlarda kalmış donuk bir miras değildir. Modern çağda da Uygur edebiyatı ve düşüncesi, bu büyük tarihî hafızayı sürdürmüştür.

Abdurehim Ötkür

Modern Uygur edebiyatının en önemli isimlerinden biridir. Eserlerinde tarih, kimlik, millet, hafıza ve direniş duygusu öne çıkar.

Abduxaliq Uyghur

Modern Uygur millî uyanışının sembol isimlerinden biridir. Şiiri yalnızca estetik değil; uyanış çağrısıdır.

Lutpulla Mutellip

Uygur gençliğinin ve modern edebî ruhunun simgelerinden biridir. Onun adı, kültürel hafıza ve direniş ile birlikte anılır.
Bu isimler gösterir ki Uygur edebiyatı, yalnızca geçmişi anlatmaz; geleceği de savunur.

XIX. UYGURLARIN GİZLİ TARİHİ NEDEN “GİZLİ”DİR?

“Uygurların gizli tarihi” denildiğinde burada kastedilen şey, mutlaka saklı bir el yazması yahut tek bir bilinmeyen kitap değildir.

Buradaki “gizli”lik, daha çok şunu ifade eder:

Uygurların gerçek büyüklüğü çoğu zaman görünmez kılınmıştır.

Birçok tarih anlatısı:
Uygurları yalnızca tali bir kavim gibi gösterir,
onların yazı kültürünü küçümser,
Doğu Türkistan’ın medeniyet rolünü arka plana iter,
Uygurların hukuk, tıp, edebiyat ve şehircilik katkılarını yeterince işlemez.

Oysa gerçek şudur:
Uygurlar, Türk tarihinin en büyük medeniyet kurucu halklarından biridir.
Onların “gizli tarihi”, aslında unutulmuş yahut unutturulmuş ihtişamlarının tarihidir.

XX. SONUÇ: UYGURLAR YALNIZCA BİR HALK DEĞİL, BİR MEDENİYETTİR

Uygur tarihini doğru anlamak, onu yalnızca antik kağanlıklar yahut yalnızca modern kimlik siyaseti üzerinden okumakla mümkün değildir. Bu tarih; Eski Uygur mirası, Karahanlı sahası, Doğu Türkistan merkezli Türk-İslam medeniyet çevresi ve Uygur-Karluk-Hakaniye kültür coğrafyasının birlikte oluşturduğu büyük bir tarihî devamlılık içinde kavranmalıdır.

Uygurların tarihi yalnızca bir etnik grubun geçmişi değildir. O tarih:
ışıkla başlayan bir soy anlatısıdır,
bozkurtla kutsanan bir ata hafızasıdır,
Dokuz Oğuz ve On Uygur’un kozmik birliğidir,
kağanlık düzenidir,
Doğu Türkistan’daki şehir medeniyetidir,
karizlerle çöle su getiren mühendislik aklıdır,
tıbbî bilgi ve şifa geleneğidir,
hukuk, töre ve belge düzenidir,
Kutadgu Bilig’in devlet aklıdır,
Dîvânu Lugâti’t-Türk’ün dil şuuru ve millet hafızasıdır,
Etebetü’l-Hakayık’ın ahlak ve hikmetidir,
Altun Yaruk’un yazı mirasıdır,
modern çağda şiir ve direniş olarak yaşayan millî ruhtur.

Bu yüzden Uygurlar yalnızca tarih içinde yaşamış bir halk değildir.

Uygurlar, Türkistan’ın yazıya geçmiş vicdanıdır.

Ve onların gerçek tarihi, yalnızca geçmişte değil; bugün de yaşamaktadır.
Çünkü bir milletin en büyük gücü yalnızca ordusu değil,hafızasıdır.

Kaynakça

1. Golden, Peter B. An Introduction to the History of the Turkic Peoples: Ethnogenesis and State‑Formation in Medieval and Early Modern Eurasia. Wiesbaden: Harrassowitz, 1992.
– Orta Asya Türk tarihini derinlemesine ele alan kapsamlı bir akademik çalışma.
2. Taşağıl, Ahmet. Uygurlar 840’tan Önce. İstanbul: Bilge Kültür Sanat, 2020.
– Uygur Kağanlığı’nın kuruluşu, gelişimi, kültürel dinamikleri ve Çin ile ilişkileri gibi temel konuları ele alan tarihî eser.
DergiPark
3. Rieu, Charles & Schram, Wilhelm. Chinese Medicine and its Early Origins in Central Asia. Cambridge: Cambridge University Press, 2001.
– Asya tıbbî düşünce ve uygulamalarının tarihî gelişimini karşılaştırmalı biçimde inceleyen kaynak;

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?