Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Doğu Türkistan’da 2025: Hak İhlallerinin Kurumsallaştığı Bir Yıl

(ETHR) tarafından yayımlanan “Doğu Türkistan İnsan Hakları İhlalleri Endeksi 2025” raporu, 1 Ocak – 31 Aralık 2025 tarihleri arasında bölgede yaşanan hak ihlallerini 14 ana başlık altında sistematik biçimde ele alıyor. Şubat 2026’da kamuoyuna sunulan çalışma, yalnızca tekil vakaları sıralamakla kalmıyor; ihlallerin zaman içinde nasıl kurumsallaştığını, dijitalleştiğini ve ulus-ötesi bir boyut kazandığını ortaya koyuyor.

(ETHR) tarafından yayımlanan “Doğu Türkistan İnsan Hakları İhlalleri Endeksi 2025”

ETHR Başkanı Abdureşid Eminhaci’nin sunuş yazısında vurguladığı üzere rapor, 2019’dan bu yana sürdürülen izleme faaliyetlerinin üçüncü halkasını oluşturuyor. 2025 endeksini önceki çalışmalardan ayıran en önemli unsur ise “vaka odaklı” ve karşılaştırmalı metodoloji. Arapça, Çince, İngilizce, Uygurca ve Türkçe açık kaynaklardan derlenen veriler, kronolojik akış içinde sunuluyor; ardından uluslararası insan hakları hukuku çerçevesinde analiz ediliyor.

Sansür ve Kısıtlama: Bilgi Kara Deliği

Rapora göre Doğu Türkistan, 2025 itibarıyla ağır sansür mekanizmalarının işletildiği bir “bilgi kara deliği” niteliğini sürdürüyor. Çin merkezli yapay zekâ şirketi DeepSeek’in, Doğu Türkistan’daki zorla çalıştırma ve kitlesel gözaltılarla ilgili sorulara önce yanıt verip ardından cevabı silerek “Bu soruyu yanıtlayamam” ifadesine dönmesi, dijital sansürün geldiği noktayı gözler önüne seriyor.

Bununla birlikte Çin’in “Büyük Güvenlik Duvarı” sistemi üzerinden Google, WhatsApp ve Instagram gibi uluslararası platformlara erişimi fiilen engellemesi, bölge halkının küresel bilgi akışından koparılmasına yol açıyor. Raporda, 2023–2025 döneminde yapay zekâ kullanımının özellikle dört alanda hızla arttığı belirtiliyor: içerik sansürü, ceza ve adalet süreçlerine entegrasyon, çevrim içi bilgi kontrolünün sanayileşmesi ve Çinli şirketlerin yurt dışı faaliyetlerinde yapay zekâ destekli platformların kullanımı.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyinin 59. oturumunda çeşitli uluslararası örgütlerin Çin’de insan hakları avukatlarına yönelik baskıları gündeme taşıması da raporda yer verilen gelişmeler arasında. Uygur, Tibetli ve Hong Konglu aktivistlerin uzun süreli akreditasyon ertelemeleri, seyahat yasakları ve ailelerine yönelik tehditlerle karşılaştığı ifade ediliyor.

Okumadan Geçme  BM etkinliğinde Çin'in Uygurları ve Kazakları hedef alan İslamofobisine dikkat çekildi

Dijital Gözetim: 21. Yüzyılın Polis Devleti

Endeksin ikinci bölümünde, Doğu Türkistan’daki dijital gözetim altyapısının ulaştığı boyut ayrıntılı biçimde inceleniyor. Bölge, birçok uzman tarafından “21. yüzyılın en gelişmiş polis devleti” olarak tanımlanıyor. Yüz tanıma kameraları, biyometrik veri merkezleri, QR kodlu kapı işaretlemeleri ve yapay zekâ destekli risk puanlama sistemleriyle donatılmış bir güvenlik ağı söz konusu.

ve gibi şirketlerin geliştirdiği sistemlerin, Uygurların etnik kimliğini tespit etmeye yönelik algoritmalar içerdiği iddiaları raporda aktarılıyor. Dünya Uygur Kongresi’nin bu şirketlerin Fransa’daki iştirakleri hakkında suç duyurusunda bulunması, gözetim teknolojilerinin uluslararası boyutunu gündeme taşıyor.

Bunun merkezinde ise tarafından geliştirilen ve güvenlik birimleriyle entegre çalışan “Entegre Ortak Operasyonlar Platformu (IJOP)” bulunuyor. Bu sistem; telefon kayıtları, konum verileri, banka işlemleri ve sosyal ilişkiler gibi çok sayıda veriyi analiz ederek “şüpheli” görülen kişileri işaretliyor. Rapora göre, geçmiş yıllarda yalnızca bir hafta içinde on binlerce kişinin IJOP verileri doğrultusunda gözaltına alındığı belirtiliyor.

Diasporadaki Uygurlar da bu dijital baskıdan muaf değil. Aktivistlerin sahte yazılımlar, “deepfake” içerikler ve siber saldırılar yoluyla hedef alındığı; aile üyeleri üzerinden tehdit ve şantaj mekanizmalarının işletildiği kaydediliyor.

Okumadan Geçme  ABD Temsilcileri, Uygur Zorla Çalıştırma ile Bağlantılı İthalatla Mücadele Etmek İçin İki Partili Mevzuatı Tanıttı

Çocuk Hakları: Kuşaklar Arası Kopuş

Endeksin en çarpıcı bölümlerinden biri çocuk hakları ihlallerine ayrılmış. Birleşmiş Milletler’in 2018 verilerine atıfla, milyonlarca Uygur ve diğer Türkî halk mensubunun gözaltı ve kamp süreçlerinden etkilendiği; ebeveynleri tutuklanan çocukların ise devlet kontrolündeki yatılı okullara yerleştirildiği belirtiliyor.

Çin Eğitim Bakanlığı planlama belgelerine dayandırılan verilere göre 2017–2019 arasında devlet yatılı okullarına yerleştirilen çocuk sayısında dramatik artış yaşandı. Hotan’ın Karakaş ilçesinde anaokullarının yatılı sisteme dönüştürülmesi, ebeveyn-çocuk temasının haftada bir günle sınırlandırılması gibi uygulamalar “kuşaklar arası ayrım stratejisi” olarak değerlendiriliyor.

Bu okullarda eğitimin büyük ölçüde Mandarin Çincesi üzerinden yürütülmesi, Uygurcanın eğitim dili olarak kullanımının sınırlandırılması ve güvenlik önlemlerinin askerî tesisleri andıran boyutlara ulaşması, raporda kültürel asimilasyonun araçları olarak tanımlanıyor. Yüz tanıma kameraları, elektrikli çitler ve 24 saatlik güvenlik devriyeleriyle donatılan okullarda çocuklara “politik eğitim” verildiği iddiaları yer alıyor.

Raporda, çocukların isimlerinin değiştirilmesi, Çinli ailelere evlatlık verilmesi ve dinî-kültürel kimliklerinden koparılması gibi uygulamaların, 1948 Soykırım Sözleşmesi’nin “çocukların başka bir gruba zorla nakledilmesi” maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor.

Uluslararası Tepkiler ve Hesap Verebilirlik

2025 yılı içinde 15 ülkenin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Üçüncü Komitesinde Çin’i sınırları içindeki ve ötesindeki insan hakları ihlalleri nedeniyle kınayan ortak açıklama yapması, uluslararası tepkinin sürdüğünü gösteriyor. Açıklamada keyfî gözaltılar, zorla çalıştırma, yoğun gözetim ve dinî-kültürel özgürlüklerin kısıtlanması gibi başlıklara dikkat çekildi.

Okumadan Geçme  ÇKP, Doğu Türkistan'a gelen Çinli göçmen kadınlara doğum teşviki veriyor

Bununla birlikte rapor, jeopolitik ve ekonomik çıkarların çoğu zaman insan hakları gündeminin önüne geçtiğini, bazı Batılı şirketlerin gözetim teknolojilerinin Çin’e satışını sürdürdüğünü vurguluyor. Bu durum, küresel sistemin tutarlılığı açısından ciddi bir sınama olarak değerlendiriliyor.

2024’ten 2025’e: Dönüşen Baskı Rejimi

Endeksin karşılaştırmalı analizine göre 2025’te baskı politikaları daha “görünmez” ve teknolojik bir nitelik kazandı. Açık kitlesel tutuklamaların yerini daha seçici, veri temelli ve dijital olarak izlenen bir kontrol sistemi aldı. Propaganda faaliyetleri ve tarihsel revizyonizm başlıkları altında, kültürel hafızanın dönüştürülmesine yönelik çabaların yoğunlaştığı kaydediliyor.

Sonuç olarak “Doğu Türkistan İnsan Hakları İhlalleri Endeksi 2025”, bölgedeki ihlallerin münferit olaylardan ibaret olmadığını; güvenlik, kalkınma ve etnik birlik söylemleriyle meşrulaştırılan, kurumsal ve süreklilik arz eden bir politika çerçevesine dayandığını ortaya koyuyor. Rapora göre asıl risk, bu ihlallerin olağanlaşması ve uluslararası toplumun seçici duyarlılığı nedeniyle görünmezleşmesi.

ETHR, raporun uluslararası kuruluşlar, akademik çevreler ve politika yapıcılar için bir referans kaynağı olmasını hedefliyor. Çalışma, Doğu Türkistan’daki gelişmelerin yalnızca insani değil, aynı zamanda hukuki ve jeopolitik bir mesele olarak ele alınması gerektiğini vurguluyor.

Raporun tamamını indirmek için tıklayınız.