13 sayfalık rapor, BM Çocuk Hakları Komitesi’nin 29 Eylül-2 Ekim 2026 tarihleri arasında gerçekleştireceği 103. Ön Çalışma Grubu toplantısı öncesinde Komite üyelerine sunuldu.
Raporda, Çin yönetiminin resmi tezleri ile sahadaki uygulamalar arasında ciddi farklılıklar bulunduğu savunularak özellikle Uygur çocuklarının ayrımcılık, ailelerinden koparılma, kültürel asimilasyon, dini özgürlüklerin kısıtlanması ve eğitim politikaları nedeniyle ağır hak ihlallerine maruz kaldığı ifade edildi.
Raporun temel iddiası: “Asimilasyon çocuklar üzerinden yürütülüyor”
Dünya Uygur Kongresi ve UZDM, Çin hükümetinin Uygur çocuklarını devlet yatılı okullarına yerleştirerek Uygur dili, dini ve kültürel kimliğinden uzaklaştırmaya çalıştığını söyledi.
Rapora göre;
- Ebeveynleri gözaltına alınan veya tutuklanan çocuklar devlet kurumlarına yerleştiriliyor.
- Çocukların aileleriyle iletişim kurmaları büyük ölçüde engelleniyor.
- Okullarda yalnızca Mandarin Çincesi kullanılıyor.
- Uygurca konuşulmasına izin verilmediği belirtiliyor.
- Eğitim müfredatı Çin Komünist Partisi’ne bağlılık anlayışı üzerine şekillendiriliyor.
Hazırlayan kuruluşlar, bu uygulamaların BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin birçok maddesini ihlal ettiğini söylediler.
“Ailelerinden koparılan çocuklar”
Raporda en dikkat çekici başlıklardan biri aile bütünlüğü oldu.
Dünya Uygur Kongresi, 2017 yılından itibaren yürütülen kitlesel gözaltılar sonrasında çok sayıda Uygur çocuğunun anne ve babalarından ayrıldığını belirtiyor.
Raporda, Human Rights Watch, Amnesty International ve diğer uluslararası kuruluşların verilerine atıf yapılarak şu iddialara yer veriliyor:
- Anne veya babası tutuklanan çocuklar devlet yatılı okullarına gönderiliyor.
- Çocukların geniş aile fertleriyle birlikte yaşamalarına da çoğu zaman izin verilmiyor.
- Aile bireyleriyle düzenli görüşme hakları bulunmuyor.
- Çocukların kültürel bağlarının zayıflatıldığı belirtiliyor.
Hazırlayan kuruluşlar, bunun BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin aile yaşamını düzenleyen 5, 9 ve 10. maddeleriyle bağdaşmadığını ifade ediyor.
Dini özgürlükler konusunda ağır eleştiriler
Raporun önemli bölümlerinden biri de din özgürlüğüne ayrıldı.
Raporda;
- 18 yaş altındaki çocukların dini eğitim almasının yasaklandığı,
- Evlerde dini eğitim verilmesinin suç sayıldığı,
- Ramazan ayında çocukların ailelerinin oruç tutup tutmadığını bildirmelerinin istendiği,
- Bazı dini isimlerin nüfus kayıtlarında kullanılmasına izin verilmediği
ifade edildi.
Hazırlayan kuruluşlar, bu uygulamaların çocukların düşünce, vicdan ve din özgürlüğünü ihlal ettiğini söylüyorlar.
“Uygur isimleri değiştiriliyor”
Raporda kültürel kimliğin korunmasına ilişkin bölümde, Uygur çocuklarının isimlerinin resmi belgelerde Pinyin sistemi kullanılarak yazıldığı ve bunun isimlerin özgün biçimini değiştirdiği belirtiliyor.
Ayrıca Çin yönetiminin “aşırılık” kapsamında değerlendirdiği bazı İslami isimlerin verilmesinin de yasaklandığı ifade ediliyor.
Kuruluşlara göre bu uygulamalar çocukların kültürel kimliğinin korunmasına zarar veriyor.
Eğitim sistemi eleştirildi
Raporda eğitim politikaları da ayrıntılı şekilde ele alındı.
Özellikle 2025 yılında yapılan dil düzenlemeleri ile 1 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren Etnik Birlik ve İlerleme Yasası’nın Uygur çocukları açısından yeni riskler oluşturduğu belirtildi.
Raporda;
- Mandarin’in eğitimde tek zorunlu dil haline getirildiği,
- Uygurca eğitimin büyük ölçüde ortadan kaldırıldığı,
- Okullarda “ulusal birlik” anlayışının zorunlu hale getirildiği,
- Velilere çocuklarına Çin Komünist Partisi sevgisini aşılamalarının beklendiği
ifade edildi.
Hazırlayan kuruluşlar, söz konusu düzenlemelerin Uygur dilinin ve kültürel kimliğinin zayıflatılmasını amaçladığını savunuyor.
“Çocuk işçiliği iddiaları”
Raporun son bölümünde çocuk işçiliğine ilişkin iddialar da yer aldı.
Dünya Uygur Kongresi ile UZDM;
- 15-18 yaş arası bazı Uygur kız çocuklarının tekstil fabrikalarında zorla çalıştırıldığı,
- Pamuk üretiminde okul çağındaki çocukların çalıştırıldığı,
- Devlet destekli iş gücü transfer programlarında çocukların da yer aldığı
yönündeki uluslararası raporlara atıfta bulundu.
Kuruluşlar, BM’nin Çin’den bu iddiaları açıklamasını talep etmesini istedi.
BM’ye yöneltilmesi istenen sorular
Raporda BM Çocuk Hakları Komitesi’nin Çin heyetine yöneltmesi önerilen çok sayıda soru da yer aldı.
Bunlar arasında;
- Kaç Uygur çocuğunun anne ve babasından ayrıldığı,
- Devlet kurumlarında bulunan çocuk sayısı,
- Uygur çocuklarının ana dillerinde eğitim alıp alamadığı,
- Dini özgürlüklerin nasıl güvence altına alındığı,
- Aile birleşiminin nasıl sağlandığı,
- Çocuk işçiliği iddialarının nasıl soruşturulduğu
gibi başlıklar bulunuyor.
Tavsiyeler
Raporda BM Çocuk Hakları Komitesi’ne Çin’e yönelik şu tavsiyelerde bulunması çağrısı yapıldı:
- Uygur çocuklarının aileleriyle yeniden bir araya getirilmesi,
- Devlet yatılı okul uygulamalarının sona erdirilmesi,
- Ana dilde eğitimin güvence altına alınması,
- Dini özgürlüklerin korunması,
- Uygur isimlerine getirilen sınırlamaların kaldırılması,
- Çocukların kültürel kimliklerinin korunması,
- Çocuk işçiliği iddialarının bağımsız biçimde soruşturulması.
Çin’in resmi görüşü
Çin Halk Cumhuriyeti, BM’ye sunduğu resmi ülke raporunda tüm çocukların eşit haklara sahip olduğunu, etnik azınlıklara mensup çocukların eğitim, sağlık ve sosyal hizmetlere erişiminin güvence altında bulunduğunu savunuyor. Pekin yönetimi ayrıca dini özgürlüklerin yasa çerçevesinde korunduğunu ve çocuk haklarının ulusal mevzuatla güvence altına alındığını belirtiyor.
Buna karşılık Dünya Uygur Kongresi ile Uygur Demokrasi ve İnsan Hakları Merkezi, sundukları ortak raporda bu resmi açıklamaların sahadaki uygulamaları yansıtmadığını söyleyerek BM Çocuk Hakları Komitesi’ni Uygur çocuklarının durumunu ayrıntılı biçimde incelemeye çağırıyor.





















