Dünya Uygur Kongresi (DUK), 9 Ekim 2026’da Nobel Barış Ödülü’ne layık görülen Navi Pillay hakkında ciddi endişelerini dile getirdi. DUK, Pillay’in 2008-2014 yılları arasında Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri olarak görev yaptığı dönemde yaşananların, ödül kararının insan hakları boyutuyla yeniden değerlendirilmesini gerektirdiğini belirtti.
12 Ekim 2026 tarihinde yayımlanan açıklamada, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği bünyesindeki sivil toplum kuruluşlarıyla ilişkiler ofisinin, Uygur ve diğer Çinli insan hakları savunucularının isimlerini ve BM İnsan Hakları Konseyi çalışmalarına katılımlarına ilişkin bilgileri, ilgili kişilerin rızası olmadan Çin yönetimiyle paylaştığı belirtildi.
DUK’a göre söz konusu uygulama, bilgileri paylaşılan kişilerin kendilerini ve ailelerini gözetim, baskı ve zulüm riskiyle karşı karşıya bıraktı.
Dolkun İsa’nın BM sürecinde yaşadığı engeller gündemde
Açıklamada, söz konusu durumdan etkilenen isimler arasında Dünya Uygur Kongresi’nin eski başkanı Dolkun İsa’nın da bulunduğu belirtildi. İsa’nın 2012 ve 2013 yıllarında BM İnsan Hakları Konseyi’ne erişim ve akreditasyon süreçlerinde ciddi engellerle karşılaştığı ifade edildi.
Dolkun İsa’nın, insan hakları savunucularına ait bilgilerin Çin yönetimiyle paylaşılmasını, kendilerini koruması gereken bir kuruma duyulan güvenin ağır biçimde sarsılması olarak değerlendirdiği aktarıldı.
Dünya Uygur Kongresi, insan haklarını savunmak amacıyla uluslararası kurumlara başvuran kişilerin bilgilerinin rızaları dışında paylaşılmasının, bu kurumların koruma sorumluluğuyla bağdaşmadığını vurguladı.
“İnsan hakları savunucularını etkili biçimde koruyamadı”
Dünya Uygur Kongresi Başkanı Turguncan Alawdun, Pillay’in insan hakları ve uluslararası hukuk alanındaki çalışmalarını kabul etmekle birlikte, Uygur insan hakları savunucularının korunması konusunda ciddi bir başarısızlık yaşandığını belirtti.
Alawdun, Pillay’in yönettiği birim tarafından gerçekleştirildiği öne sürülen bilgi paylaşımının ciddi bir güven ihlali olduğunu ifade etti.
Kurultay, Pillay’in diğer alanlardaki çalışmalarının, Çin yönetiminin Uygurlara yönelik politikaları karşısındaki tutumunun ve Uygur insan hakları savunucularının güvenliğini koruma konusundaki sicilinin sorgulanmasına engel olmaması gerektiğini kaydetti.
Ulusötesi baskı tehdidi büyüyor
Açıklamada, Uygurların yanı sıra Tibetlilerin, Hong Kongluların, diğer Çinli muhaliflerin ve diaspora topluluklarının da ulusötesi baskı tehdidiyle karşı karşıya bulunduğuna dikkat çekildi.
Dünya Uygur Kongresi, Çin yönetiminin yurt dışında yaşayan aktivistleri ve insan hakları savunucularını sindirmek, tehdit etmek ve susturmak amacıyla çeşitli yöntemler kullandığını söyledi.
İnsan hakları savunucularına ilişkin bilgilerin güvenlik önlemlerine aykırı biçimde paylaşılmasının, bu kişileri ve ailelerini gözetim, taciz ve zulüm riskine daha açık hâle getirebileceği belirtildi. Açıklamada, bazı Uygurlar açısından bu riskin, Çin’de yaşayan yakınlarının gözaltına alınması ve aileleriyle iletişimlerinin tamamen kesilmesi gibi ağır sonuçlar doğurabildiği ifade edildi.
Dünya Uygur Kongresi hesap verebilirlik çağrısı yaptı
Dünya Uygur Kongresi, Navi Pillay’in insan hakları ve uluslararası hukuk alanındaki katkılarını bütünüyle reddetmediğini, ancak bu çalışmaların Uygurların haklarının korunması konusundaki sorumlulukların sorgulanmasını engelleyemeyeceğini bildirdi.
DUK, Uygur insan hakları savunucularına ait bilgilerin Çin yönetimiyle neden paylaşıldığı, bu paylaşım kararının kimler tarafından alındığı ve ilgili kişileri korumakla yükümlü kurumların neden yeterli koruma sağlayamadığı sorularının şeffaf biçimde cevaplanmasını istedi.
Açıklama, insan hakları alanındaki uluslararası ödüllerin yalnızca geçmişteki başarılarla değil, hak ihlalleri karşısında üstlenilen sorumluluklarla da birlikte değerlendirilmesi gerektiği yönündeki tartışmayı yeniden gündeme taşıdı.























