Dünya Uygur Kongresi’nden “zorla kaybedilen Uygurlar” çağrısı: Aileler yıllardır yakınlarından haber bekliyor

Dünya Uygur Kongresi (DUK), 30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü dolayısıyla Çin’de kaybolduğu bildirilen Uygurların durumuna dikkat çekti. Örgüt, özellikle 2017’den itibaren çok sayıda Uygur’un aileleriyle iletişiminin kesildiğini ve akıbetlerinin bilinmediğini belirterek Pekin yönetimine kayıp kişilerin nerede olduğuna ilişkin bilgi verme çağrısında bulundu.

100258

Dünya genelinde zorla kaybedilme vakalarına dikkat çekmek amacıyla her yıl 30 Ağustos’ta anılan Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü, Doğu Türkistan’daki Uygurların akıbetine ilişkin tartışmaları da yeniden gündeme taşıyor.

 

Dünya Uygur Kongresi, bu kapsamda yayımladığı açıklamada, Çin’de gözaltına alınan veya tutuklanan çok sayıda Uygur’un aileleriyle irtibatının kesildiğini ve yakınlarının nerede bulunduğuna dair bilgi alamadığını söyledi.

 

Örgüte göre özellikle 2017 yılından itibaren yurt dışında yaşayan Uygurların Çin’deki aile üyeleriyle iletişiminde ciddi kopuşlar yaşanmaya başladı. DUK, zaman içerisinde Uygur diasporasındaki çok sayıda ailenin en az bir yakınının akıbetinden habersiz kaldığını söyledi.

 

“Zorla kaybetme ciddi bir insan hakları ihlalidir”

 

Dünya Uygur Kongresi açıklamasında, zorla kaybetmenin herhangi bir koşul altında meşru gösterilemeyecek ciddi bir insan hakları ihlali olduğu vurgulandı.

 

Örgüt, zorla kaybedilen kişilerin yalnızca özgürlüklerinden mahrum bırakılmadığını, aynı zamanda aileleri ve dış dünya ile iletişim kurmalarının engellenmesi nedeniyle hukuki koruma mekanizmalarına erişimlerinin de büyük ölçüde ortadan kalktığını ifade etti.

 

DUK’un açıklamasına göre, 2017 yılında Çin’in Uygur nüfusunun yoğun olarak yaşadığı bölgelerde geniş çaplı gözaltı ve kamplara sevk uygulamaları başladı. Örgüt, bu merkezlerde siyasi telkin, kötü muamele ve ağır yaşam koşullarına ilişkin iddialar bulunduğunu belirtti.

 

Dünya Uygur Kongresi, söz konusu kişilerin önemli bir bölümünün herhangi bir mahkeme kararı veya resmi suçlama olmaksızın tutulduğunu öne sürerek bu uygulamaların “devlet destekli zorla kaybetme” niteliği taşıdığını belirtti.

 

Aileler yakınlarının akıbetini öğrenemiyor

 

Zorla kaybetme vakalarının en ağır sonuçlarından birinin, kaybolan kişilerin aileleri üzerindeki belirsizlik olduğuna dikkat çeken DUK, yakınlarından haber alamayan ailelerin yıllardır sevdiklerinin hayatta olup olmadığını dahi öğrenemediğini belirtti.

 

Örgüt, Çin makamlarının kampların varlığını uzun süre kabul etmemesinin de ailelerin bilgiye ulaşmasını zorlaştırdığını söyledi.

 

Açıklamada, yurt dışında yaşayan Uygurların Çin’deki akrabalarıyla iletişim kurmaya çalışırken çeşitli engellerle karşılaştığı ve bu durumun diasporadaki aileler üzerinde ciddi psikolojik baskı oluşturduğu ifade edildi.

 

Uluslararası Af Örgütü de işgal altındaki Doğu Türkistan’daki uygulamalara ilişkin araştırmalarında, çok sayıda Uygur ve diğer Müslüman Türk toplulukların keyfi biçimde gözaltına alındığına ve bazı kişilerin kayıp veya tutuklu olduğuna dair vakaların bulunduğunu bildiriyor. Örgüt, zorla kaybetmenin uluslararası hukuk bakımından son derece ağır bir ihlal olduğunu ve ailelerin yakınlarının akıbetini öğrenme hakkının bulunduğunu belirtiyor.

 

Çin dışına uzanan kayıp vakaları

 

Dünya Uygur Kongresi açıklamasında dikkat çekilen bir diğer konu ise Çin’den kaçan Uygur sığınmacıların üçüncü ülkeler üzerinden Çin’e geri gönderilmeleri oldu.

 

DUK, Çin hükümetinin diplomatik baskısı sonucunda bazı Uygur sığınmacı ve mültecilerin Çin’e iade edildiğini ve bu kişilerin bir bölümünden daha sonra haber alınamadığını söyledi.

 

Örgütün açıklamasında, önceki 15 yıllık dönemde 16 farklı ülkeden 300’den fazla Uygur’un Çin’e zorla geri gönderildiği ve sonrasında kaybolduğu bildirildi. Açıklamada Kamboçya, Tayland ve Mısır üzerinden gerçekleşen bazı vakalar örnek olarak gösterildi.

 

Bu vakalar arasında 2009 yılında Kamboçya’dan Çin’e gönderilen 22 Uygur, 2015 yılında Tayland makamlarınca Çin’e teslim edilen 109 Uygur ve 2017 yılında Mısır’dan Çin’e gönderilen Uygur öğrenciler bulunuyor.

 

DUK ayrıca 2018 yılında Almanya’da yaşayan 22 yaşındaki bir Uygur sığınmacının yanlışlıkla Çin’e gönderildiğini ve kendisinden daha sonra haber alınamadığını ileri sürdü.

 

Uygur akademisyen ve aktivistlerin akıbeti

 

Dünya Uygur Kongresi, açıklamasında bazı tanınmış Uygur isimlerin durumunu da zorla kaybetme uygulamasının örnekleri arasında gösterdi.

 

Bunlardan biri, akademisyen Tashpolat Tiyip. DUK, Tiyip’in 2017 yılında zorla kaybedildiğini ve nerede bulunduğuna ilişkin belirsizliğin devam ettiğini belirtti. Birleşmiş Milletler uzmanları da daha önce Tiyip’in durumuna ilişkin endişelerini dile getirmişti.

 

Örgüt ayrıca ABD’de yaşayan Uygur insan hakları aktivisti Ruşen Abbas’ın kız kardeşi Gülşen Abbas’ın 2018 yılında ortadan kaybolduğunu ve daha sonra Çin’de gözaltında olduğunun doğrulandığını belirtti.

 

Bu tür vakalar, Uygur diasporasının Çin’de bulunan yakınları üzerindeki baskının yalnızca bölgeyle sınırlı kalmadığı yönündeki iddiaların temel unsurlarından biri olarak gösteriliyor.

 

BM uzmanları da zorla kaybetme iddialarına dikkat çekmişti

 

Uygurların zorla kaybedilmesi konusu yalnızca diaspora örgütlerinin açıklamalarıyla sınırlı değil. Birleşmiş Milletler insan hakları uzmanları da Çin’deki zorla kaybetme iddiaları konusunda çeşitli dönemlerde endişelerini dile getirdi.

 

Dünya Uygur Kongresi, açıklamasında BM uzmanlarının Tibetliler ve Uygurlar da dahil olmak üzere Çin’deki bazı gruplara yönelik zorla kaybetme uygulamalarına ilişkin kaygılarına atıfta bulundu.

 

DUK’un daha önceki açıklamalarında da 2009 Urumçi olaylarının ardından yüzlerce Uygurun kaybolduğuna ilişkin iddialar gündeme getirilmişti. Örgüt, 2017 yılında 139 doğrulanmış zorla kaybetme vakasını belgelediğini, gerçek sayının ise daha yüksek olabileceğini söylemişti.

 

“Ailelerin gerçeği bilmeye hakkı var”

 

Dünya Uygur Kongresi, açıklamasının sonunda Çin hükümetine kayıp Uygurların akıbeti konusunda bilgi verme çağrısı yaptı.

 

Örgüt, Çin makamlarının zorla kaybedilen kişilerin nerede bulunduğunu açıklaması ve ailelerin yakınlarının durumunu öğrenmesine izin vermesi gerektiğini söyledi.

 

DUK’a göre, yıllardır yakınlarından haber alamayan aileler açısından en temel talep, kaybolan kişilerin nerede olduğunun ve hayatta olup olmadıklarının öğrenilmesi.

 

Örgüt ayrıca uluslararası toplumu Çin’deki zorla kaybetme iddiaları karşısında sessiz kalmamaya ve sorumluların hesap vermesini sağlamaya çağırdı.

 

Zorla kaybetme nedir?

 

Zorla kaybetme; bir kişinin devlet görevlileri veya devletin desteği, izni ya da bilgisi dahilinde hareket eden kişiler tarafından özgürlüğünden yoksun bırakılması ve ardından kişinin akıbeti veya bulunduğu yer hakkında bilgi verilmemesi olarak tanımlanıyor.

 

Uluslararası hukukta zorla kaybetme, kişinin hukuki koruma mekanizmalarının dışında bırakılması nedeniyle ağır bir insan hakları ihlali olarak kabul ediliyor. Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü de bu vakalara dikkat çekmek, mağdurları anmak ve ailelerin adalet ve gerçeğe erişim taleplerini gündemde tutmak amacıyla her yıl 30 Ağustos’ta anılıyor.

 

Doğu Türkistan’daki Uygurlara yönelik gözaltı, tutuklama, zorla kaybetme ve diğer insan hakları ihlalleriyle ilgili olaylar ise yıllardır uluslararası kuruluşların raporlarında yer alıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 2024 Çin İnsan Hakları Raporu da Uygurlar ve diğer ağırlıklı olarak Müslüman azınlıklara yönelik keyfi gözaltı, kaybetme, işkence ve zorla çalıştırma gibi ciddi insan hakları sorunlarına ilişkin iddiaları kayda geçirdi.

Exit mobile version