Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Körler ülkesinden selâm, KARDEŞ DOĞU TÜRKİSTAN!

Af dileyerek başlıyor ve

Af dileyerek başlıyor ve bu konuda yazmayı hak ettiğimi de düşünmüyorum.

Çünkü yeterince kendime dert edin(e)mediğim, Uygur kardeşlerimize  Çinlilerin yaptığı bu alçak ve namussuz zulmün acısını yüreğimde yeterince hissetmedim ve uykularım da kaçmadı. Oysa Efendimiz (sav.) şöyle buyurmuşlar: “Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirle­rini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Birr, 66)

“Bir sinema filminde, bir kadın hayalindeki aşkı arayıp durur fakat yaşadığı yerde bulamaz. Uzaklara bir aşk mektubu yazar ve bir şişenin içine koyar, mantar kapakla da kapatıp deniz sularına bırakır. Aylar sonra başka bir şehirde bir adam bu şişeyi sahilde bulur ve mektubunu okuduğu kadının aşkına icabet edip yazılan adrese kadının yanına gider…”

Bir de yine herkesin bildiği Alaaddin’in sihirli lambasından kaç bin yıl sonra çıkan bir cin vardı demi?..

Evet bu yazı da bir şişenin içine konulmuş ve sahibinin eline geçmek üzere denize atılmış sayılır.  Artık bir ins’mi alır derdimize derman olur, yoksa lambadan veya şişeden çıkan bir cin mi  bilemiyorum.

Ümit mü’mine farzdır. İcabet olunacağına inanıyor ve Allah’tan tüm mazlumlar için yardım diliyorum.

Allah duaya icabet eder fakat şöyle bir durum var; burada Müslümanların kardeşlerine yapılan bu zulüm karşısında tavrının ne olduğu/ imtihanı söz konusu değil mi?.. Hainlik, menfaat veya korkaklık gibi…

Allah bizden bu gayreti beklerken bizde Yahudiler gibi şunu söylemeyelim:  “-Ey Mûsâ! Onlar orada bulundukları müddetçe, biz oraya aslâ girmeyiz; şu durumda Sen ve Rabbin gidin savaşın! Biz burada oturacağız!» dediler.” (el-Mâide, 24)

Millî Görüş Teşkilatları ve bazı kuruluşların bu konudaki gayretini biliyoruz fakat bu işi sivil kurumlar ancak bir noktaya kadar taşıyabilir. Asıl sorumlu ve meseleyi çözecek merciler devletin başındaki yöneticilerdir.

Yıllardır şuurlu Müslümanlar din ve devletin birbirinden ayrı olamayacağını anlatırken “radikal, aşırı dinci veya gerici” yaftalarıyla terörize edildiler. Buyurun, siyasi güç olmadan dünyadaki en küçük bir zulmü engelleyin görelim. Doğu Türkistan, Myanmar, Suriye meselesi ve dünyanın bir çok yerindeki ırkçı İslam karşıtı protestolar, tehditler ve cinayetler…

Okumadan Geçme  Oyy benim dertlerim varmış!

İnsan hakları mahkemeleri ve içinde Türkiye’nin de bulunduğu NATO neden Çine göz yumuyor?

Çin’le yapılan bazı ticari anlaşmalar Uygurların kanının dökülmesi ve namuslarına tecavüz edilmesine karşı daha sevgili geliyorsa, zaman ne getirir ve kafir bu sefer de kurban olarak  kimi seçer Allah bilir. Bu soykırım politikası onların Müslüman  olduklarından dolayı ise (ki öyle) Müslüman ülkeler ve liderler ne yapıyor ve niçin birleşmiyorlar?..

Türk oldukları için ise, Türkiye vd. Türkistan devletleri ve liderleri neyi bekliyor?..

Hayvanlara bile reva görülmeyen bu alçak muamele ve işkence daha ne kadar devam edecek?..

Çin devleti yıllardır Uygurları Türk ve İslam kimliğinden tamamen çıkarmak için sistematik bir işkence uyguluyor. Bu bilgilerin dışarı çıkmaması için de her türlü zorbalığı kullanıp yurt dışına gidenleri bile ailesi ile tehdit edip geri alıyor.

Her Uygurlu Türkün evine bir Çinli yerleştiriyorlar. Düşünün bir kere: Sizin evinizde bir yabancı kafir var ve tuvaleti, banyoyu, odalarınızı, mahreminiz olan ne varsa namahremle beraber kullanacaksınız.

Kadınlarımıza yapılan tecavüzler ve hapishanede ki akıl almaz işkence ve sapıkça davranışları lütfen, ‘Gülbahar Celilova’ bacımızdan (Youtoub’e) dinleyiniz.

Bunları yazmak, okumak veya izlemek neyi halledebilir?..

İnşallah gün gelecek “şişedeki mektup” gibi bu yazılar/mektupta maksadına erecek.

“Ben lider ve yönetici değilim, benim elimden ne gelir ki!?..” diyen bireyler, sakın bu vebalin sadece liderlerin üzerinde olduğunu sanmayın. Sizin vekâletinizle seçilen ve maddî -manevî desteklerinizle alkışlayarak iş başına gelen tüm yönetici sınıfla aynı günahı yüklendiğinizin farkında olmalısınız. Kur’an’da Allah, yöneticilerle onları seçen ve zulümlerine boyun eğen halkı cezada ayırmıyor.

“…Nihayet hepsi cehennemde birbiriyle buluşup toplanınca, bağlılar (tabi olanlar) öncüleri için şöyle diyecek: “- Ey Rabbimiz, bizi sapıtanlar, işte bunlardır. Bunlara ateşten iki kat bir azab ver.”

Allah; “-Her birinize iki kat azab var, fakat bilmiyorsunuz.” buyurur.” (Araf 37.)

“ Ve diyecekler ki: “Ey Rabbimiz! ’Sadat’ımıza (bazı tarikat ve maneviyat rehberlerimize ve hoca efendilerimize) ve ’Kübera’mıza (devlet, siyaset ve servet büyüklerimize aldanıp haksız ve ahlâksız işlerine) itaat ettik. (Bu iki sınıfın vaazlarına ve va’adlerine inanıp peşlerinden gittik. Onlar ise bizim iyi niyetimizi ve teslimiyetimizi istismar edip, bizleri kâfir ve zalim sistemlere peşkeş çektiler.) Böylece onlar bizi Hakk yoldan saptırmışlardı.

Okumadan Geçme  Türkistan Milli Kimliğinin Parçalanması- Yücel Tanay

Ey Rabbimiz! Onlara iki kat daha fazla azap ver ve büyük bir lanetle onları lanetle” (derler.)” (Ahzab 67.68)

Tabi bu ayetlerin tefsirlerinde bahsedilen öncüler arasında hocalar, şeyhler, mürşitler gibi din adamlarının da olması ezberci kültürel din anlayışına garip gelebilir. Fakat halkı inandırıp uyutmak bakımımdan en etkileyici rolü yine “din” adına “din adamı” oynamaktadır. Aslında Karl Marx’ın , “Din toplumların afyonudur.” sözü bu manada sosyolojik bir gerçekliği ifade ediyor. Burada sözün muhatabı hak din ve samimi mü’minler değil elbet. Bu söz (“Din afyondur”) halkı madden ve manen din adına sömürerek -siyasi ve ekonomik imkânları elinde tutan ekiple – semiren sahtekâr din adamlarına bakılarak söylenmiştir.

Hazreti Ali şöyle buyurmuştur: “Zulümde iki suçlu vardır. Biri zulmeden zalim, diğeri zulme rıza gösteren mazlum. Bu iki kişinin işbirliği ile zulüm ortaya çıkmaktadır. Zira tek taraflı olarak zulmün meydana gelmesi mümkün değildir. Zalim havada zulmedemez. Zulüm; zalimin çekici ve mazlumun örsü ile şekil alan bir demir parçasıdır.”

Bu Müslüman ülkeleri yönetenlerin isimlerinin ve ritüellerinin bir kısmının İslami olması, şu aşağıdaki ilkeler çoğunda olmadığı için cahil halkı aldatmak/ hainlik bakımından daha kolaydır.

1- Adalet

Kur’an-ı Kerim’de; “İnsanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmediniz.”  Nisa Suresi 4/58. ayette ve buna benzer birçok ayette Allah adaleti emretmektedir (Nahl,16/90). Yöneticilerinin adaletli olmasını istemektedir.

Hükûmet etmenin, hükmetmenin, insanlar arasında karar vermenin, insanların geleceği ile ilgili kararlar vermenin, bir tek gerekçesi var o da adalettir. Yani bütün bunlar adaletle yapılmalıdır, herkese eşit davranılmalıdır.

Hz. Ali efendimiz, “Devletin dini adalettir.” derken herhalde şunu kastediyor: “Dinler, etnik kökenler, mezhepler, partiler, gruplar, tarikatlar, ideolojiler, bölgeler, renkler, kültürler karşısında devlet ve o devleti yönetenler eşit durmalıdırlar… Adaletin gereği budur ve herkese hakkı verilmeli, kimsenin hakkını yememelidir.”

Okumadan Geçme  "Doğu Türkistan’daki toplama kamplarında her yıl 35 bin organ çalınıyor"

Mekke’de işkence ve zulüm artınca ilk hicret Habeşistan’a oldu. Efendimiz (sav.) sahabesini gönderirken Habeş kralının inancına değil, ahlakına vurgu yaptı.

“…Oraya gidin. Oranın kralı adil bir insandır.” buyurdu.

2- Emanet

“Yine Nisa Suresi’nin 4/58. ayetinde “Emanetler ehil olana verilmelidir.” deniliyor. Yani emanetten maksat yöneticilik, bir kamu görevidir.

Devlette, makamlar ve rütbeler emanettir. Yönetim, devlet dediğiniz şeyin kendisi zaten sosyolojik bir zaruretten ortaya çıkmış bir emanettir. Devletin yönetimini, tüm idareleri, Allah’ın bir soya, kişiye, ırka, kavme veya gruba özel lütfu, verdiği özel bir mülk olarak değil; sosyolojik bir zaruret ve halkın verdiği bir emanet olarak görmek gerektiğini söyler Kur’an.

Makamlar, rütbeler hepsi de hibe değil, halkın emanetidir, geri alınmak üzere verilmektedir. Yönetici oturduğu makamı böyle görmelidir. Bir gün yaptıklarının hesabını vereceğinin, bu dünyada değilse bile ahirette mutlaka hesabı görüleceğini bilincinde olmalıdır.”

3- Ehliyet ve Liyakat

Yine Nisa Suresi 4/58. ayette “Emanetler liyakat / ehliyet sahiplerine verilmelidir.” deniliyor.

Ehliyet ve liyakat kimdeyse idare ona verilmelidir. Kişinin hangi dinden, mezhepten, tarikattan, etnik kökenden olduğuna bakılmamalı.

Bu bütün partizanlıkların, kendi adamını/yandaşını kayırmanın, kendi adamını veya akrabasını makamlara yerleştirmenin panzehirdir.

4- İstişare

İstişare/meşveret’e çağımızda ortak akıl diyoruz. İstişare danışmak demek, insanların fikirlerini sormak demektir.

“Onların işleri aralarında şura iledir” (Şûra,42/38)

Bu manada, “ Efendimiz, liderimiz, hocamız ne diyorsa odur.” “Hikmetinden sual olunmaz.” mantığı, sadece kula kulluğu ve tiranların gölgesinde köleliği getirir.

5- Maslahat

“Buna da çağımızda kamu yararı diyoruz. Yönetici kamunun yararını gözetmelidir. Yani yönetilenlerin iyiliği için çalışmalı, kendine yontmamalıdır.”

Bu özellikler, adalet ve hikmet ölçüleri ülkelerin yönetimlerinde yoksa, onun adının/ tabelasında laik, demokrat ve hatta “Şeriat” yazması bile hiç bir fayda vermediği gibi zarar verir. Yezid’in imam, amir veya halife vasfıyla(!) Müslümanları yönettiğini ve Hz. Hüseyin’i saltanat uğruna katlettirdiğini hatırlarsak iktidarın insanı nasıl ayarttığını da anlamış oluruz.

Selam ve dua ile..

Murat Altun          

Kaynak: doğuş.nl