İstanbul’a 13 yıl önce gelen ve yasal oturum izniyle ticaret yapan Uygur asıllı Abudukadier Kudusi, dün polis tarafından G-87 tahdit kodu bahanesiyle gözaltına alındı. Türkiye’yi sevdiğini ve hiçbir suça karışmadığını belirten Kudusi’nin üç çocuğu ve bir bebeği bulunuyor.
Yıllardır vatandaşlık başvurusu sonuçlanmayan Kudusi, tüm yasal yükümlülüklerini yerine getirerek hayatını sürdürüyor. Ailesi, Çin’in iadesinden endişe duyuyor; eğer iade edilirse toplama kampında işkence göreceğinden korkuyor. Bu durumun hem insani hem hukuki açıdan acilen gözden geçirilmesini ve Kudusi’nin serbest bırakılmasını talep ediyor.
Uygur Türkleri, Türkiye’de zaman zaman benzer gözaltılarla karşılaşıyor. Hak savunucuları, bu uygulamaların durdurulması ve temel hakların güvence altına alınması çağrısında bulunuyor.
Bu yaşanan son olay Türkiye’de yaşayan Uygur topluluğunun maruz kaldığı insan hakları ihlallerine ilişkin endişelere bir kez daha dikkatleri çekti. Öne çıkan temel unsur: vatandaşlık başvurularının reddedilmesi, “yanlışlıkla geri gönderilme” korkusu ve özellikle de G-87 “Genel Güvenlik Açısından Tehlike Arz Eden Kişiler” tahdit kodunun keyfi biçimde uygulanması.
Neden G-87? Hangi Kriterlere Göre?
G-87 tahdit kodu, kamu güvenliğini tehdit ettiği öne sürülen yabancılara uygulanıyor. Ancak bu kodun dayanağı somut delillere değil, çoğu kez istihbarata dayandırılan belirsiz “şüphelere” dayanıyor . Eleştiri noktası net: Ülkemizin hukuk sistemi, güvenlik gerekçesini gerekçesiz kaleme alarak insan haklarını erozyona uğratıyor.
Uygur Vatandaşlar Ne Durumda?
Habernida’da yayımlanan bir haberde, Akyurt Geri Gönderme Merkezi’nde tutulmakta olan Uygur Türkü Hocamniyazov Kurbancan’ın, hiç bir gerekçe sunulmadan G-87 koduyla sınır dışı edilmek istendiği vurgulanıyor . Bu, sadece bireysel bir vaka değil; sistematik sorunları işaret eden çarpıcı bir belge.
Dahası, bir başka haber, Göç İdaresi’ndeki veri sızıntısını ve bunun ardından Çin yanlısı güçlerin tahdit kodlarını “kara el” gibi kullanabildiğini anlatıyor . Bu bağlamda G-87, güvenlik adı altında siyasi baskı aracı gibi görünmekle kalmıyor, Uygur diasporasına yönelik caydırıcı bir zulme dönüşüyor.
İnsan Hakları mı, Güvenlik mi?
Elbette güvenlik hassasiyetleri bir devletin zorunluluğudur. Ancak kodların uygulanma biçimi, hukukun temel ilkeleriyle örtüşmüyor. Özellikle G-87 kodunun somut delil yerine soyut “şüphe” temeline dayanması, idari keyfiyeti ve hukuka aykırılığı gündeme taşıyor .
Ayrıca, G-87 kodu nedeniyle sınır dışı edilen bazı kişilerin, geri gönderildiklerinde hayatlarının risk altına girdiğine ilişkin daha önce AYM önünde açılan davalar da mevcut . Bu durum, kodun sadece hukuka değil, aynı zamanda yaşamsal güvenliğe de zarar verir hale geldiğini gösteriyor.
Ne Yapmalı?
Uzmanlar ve hukukçular şu önerileri sıkça dile getiriyor:
- G-87 gibi tahdit kodlarının somut delillere dayandırılması ve bu delillerin bağlayıcı belgelerle desteklenmesi,
- Kodlara karşı etkili bir hukuki itiraz ve iptal mekanizmasının işletilmesi,
- Ve en önemlisi, idari işlemlerde şeffaflığın sağlanması, güvenlik gerekçelerinin sorgulanabilir hale getirilmesi.
Uygur toplumunun, “yanlışlıkla geri gönderilme” endişesi; hukuk sisteminin işlemeyen tarafı; ve G-87 tahdit kodunun hukuk devletine dair işaret ettiği zaaflar… Tüm bu unsurlar, güvenlik söylemlerinin insan haklarının önüne geçmesine dair ciddi bir eleştiri oluşturuyor.

