Yazan: Memet Tohti Atawulla*
Geçtiğimiz birkaç yılda Doğu Türkistan’daki Çinli yetkililer, Uygur halkının kültürel mirasının büyük bir kısmını yok etti. Bu yıkım kampanyası , toplu gözaltılar, zorla doğum kontrolü, zorla çalıştırma, aile ayrılıkları, dini baskılar, Uygur dilinin eğitim sisteminden tamamen çıkarılması ve kültürel kimliğin diğer yönlerine yönelik ağır saldırılarla birlikte ilerledi. Bu yıkım kampanyasının özellikle üzücü yönlerinden biri, bu eşsiz topluluğun zengin tarihini ve kültürel kimliğini yansıtan bir mimari miras olan geleneksel Uygur evlerinin kasıtlı olarak yok edilmesidir.
Uygur geleneksel evleri yalnızca yapılardan ibaret değildir; bunlar tarihin, zanaatkarlığın ve kültürel kimliğin depolarıdır. Genellikle karmaşık ahşap işçiliği, canlı renkler ve farklı tasarımlarla karakterize edilen bu evler, Uygur halkının topraklarına ve geleneklerine olan bağının bir kanıtıdır. Özellikle avlu tarzı evler yüzyıllardır Uygur mimarisinin ayrılmaz bir parçası olmuş; topluluğu, aileyi ve bölgede köklü bir yaşam tarzını simgelemektedir.
Uydu görüntüleri ve uzmanların ifadeleri de dahil olmak üzere çeşitli kaynaklardan gelen raporlar, Çin Komünist Partisinin (ÇKP) kentsel gelişim, “güzelleştirme projesi”, ekonomik ilerleme ve “yoksulluğun azaltılması” adına Uygur geleneksel evlerini sistematik olarak yıktığını gösteriyor. Bu kampanya tüm mahallelerin yok edilmesini, Uygur ailelerinin evlerinden uzaklaştırılmasını ve kültürel miraslarına dair fiziksel hatıraların silinmesini içeriyor.
Bu yıkımın ardındaki motivasyon çok açıktır. ÇKP, kültürel mirasının somut sembollerini ortadan kaldırarak Uygur kimliğini ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Dahası, yetkililerin kentsel alanları modernleştirmeye odaklanması, geleneksel mimarinin silinmesine de katkıda bulunarak Uygur kültürel manzarasını marjinalleştiriyor.
Geleneksel Uygur evlerinin yıkılması, fiziksel yapıların kaybından daha fazlasıdır; Uygur halkının kimliğine ve kolektif hafızasına bir saldırıdır. Bu evler nesiller arasında bir bağ görevi görüyor; hikayeleri, gelenekleri ve aidiyet duygusunu taşıyor. ÇKP bölgeyi Han tarzı imajıyla yeniden şekillendirmeye çalışırken, geleneksel Uygur evlerinin silinmesi daha geniş kültürel asimilasyon modeline katkıda bulunuyor.
Bu evlerin yıkılmasından kaynaklanan zorla yerinden edilme, Uygur topluluklarını rahatsız ediyor, sosyal bağların parçalanmasına ve birbirine bağlı bir kültürel dokunun aşınmasına katkıda bulunuyor. Bu sayede Çin sömürge rejiminin Uygurları Han Çinlilerine asimile etmesi daha kolay olacaktır. Yeni bir Çin ortamında büyüyen Uygur çocukları, anavatanlarıyla olan tarihi bağlarını kaybedebilir. ÇKP’nin Doğu Türkistan’daki bu yıkım kampanyasından beklediği şey buydu.
Uygur geleneksel evlerinin ÇKP tarafından yıkılması, Çin’in bu topraklardan Uygurları tamamen yok etme yönündeki tarihi görevini gerçekleştirmeye yönelik daha geniş kampanyasının tehlikeli bir tezahürüdür. Bu sadece Uygur topluluklarının fiziki ortamını baltalamakla kalmıyor, aynı zamanda Uygur kimliğinin özünü de tehdit ediyor.
Bu eylemlerin yıkıcı sonuçları göz önüne alındığında, kültürel mirasın korunmasını savunmak, kültürel silinmeyi kınamak ve eşsiz ve paha biçilmez miraslarını koruma arayışlarında Uygur halkıyla dayanışma içinde olmak tüm İnsanlığın ortak sorumluluğudur. Aksi halde insanlık büyük bir kültürel zenginliği kaybedecektir.
* Memet Tohti Atawulla, Uygur Çalışmaları Merkezi Kıdemli Program Sorumlusudur
Kaynak: Uygur Araştırmaları Merkezi

