Çin’in Doğu Türkistan’daki Uygurlara yönelik soykırım uygulamaları ve yurt dışında yaşayan Uygur aktivistlerin aileleri üzerinden baskı altına alması yeniden gündeme geldi. Uygur Amerikalı aktivist Ruşen Abbas, kız kardeşi Gülşen Abbas’ın kendisinin ifade özgürlüğünü kullanması nedeniyle cezaevinde tutulduğunu belirterek Çin yönetimine tepki gösterdi.
Inter Press Service’in (IPS), CIVICUS tarafından yayımlanan röportaja dayandırdığı habere göre Ruşen Abbas, 2018 yılında kız kardeşinin ortadan kaybolmasından bu yana onun özgürlüğü için mücadele ediyor. Emekli bir doktor olan Gülşen Abbas’ın 20 yıl hapis cezasına çarptırıldığı, ailesinin ise kendisini ziyaret edemediği ve sağlık durumu hakkında bağımsız bilgi alamadığı aktarıldı.
Abbas’ın açıklamaları, Doğu Türkistan’daki insan hakları tartışmalarının yanı sıra Çin dışında yaşayan Uygurların aile bağları üzerinden baskı altına alındığı yönündeki iddiaları da yeniden gündeme taşıdı.
Kız kardeşi, açıklamalarından günler sonra ortadan kayboldu
Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de dünyaya gelen Ruşen Abbas, siyasi faaliyetlerine henüz üniversite öğrencisiyken başladı. Abbas, 1985 ve 1988 yıllarında demokrasi yanlısı protestolara katıldığını ve bu gösterilerde eşitlik, Uygur kadınlara yönelik zorla kısırlaştırma uygulamalarının sona erdirilmesi ve nükleer denemelere karşı taleplerin dile getirildiğini anlattı.
Abbas’ın aktardığına göre 1985 yılında şehirdeki yedi üniversite, enstitü ve teknik okuldan 20 binden fazla öğrenci protestolara katıldı. Gösterilerin ardından organizatörler üzerindeki baskı arttı. Abbas sorguya çekildi; akademik başarılarına rağmen kendisine sunulan iş imkânı geri çekildi.
1989 yılında ABD’ye giden Abbas, burada eğitimini sürdürdü ve Uygurların haklarını savunan çalışmalar yürüttü.
Aktivistin ailesi üzerindeki baskının ise daha sonraki yıllarda da devam ettiği bildirildi. Abbas, 1990’lı yılların başında ABD’li siyasetçilerle çalışmaya başlamasının ardından babasının Urumçi’deki akademik görevini kaybettiğini belirtti.
Ancak Abbas’ın hayatındaki en ağır gelişmelerden biri, kız kardeşi Gülşen Abbas’ın 2018 yılında ortadan kaybolması oldu.
Ruşen Abbas’ın anlatımına göre kız kardeşi, Washington merkezli düşünce kuruluşu Hudson Institute’de Doğu Türkistan’daki toplu gözaltılar hakkında kamuoyu önünde konuşmasından yalnızca birkaç gün sonra Çin makamları tarafından alıkonuldu.
Emekli bir doktor olan Gülşen Abbas’ın iki çocuk annesi ve dört torun sahibi olduğu, daha önce siyasi faaliyetlerle ilgilenmediği ifade edildi.
Çin devlet medyası önce varlığını inkâr etti
Ruşen Abbas, kız kardeşinin akıbetine ilişkin belirsizliğin uzun süre devam ettiğini söyledi.
Abbas’ın açıklamasına göre Çin devlet televizyonu CGTN, Aralık 2019’da Gülşen Abbas’ın varlığını inkâr etti ve aktivistin yurt dışında asılsız iddialar ortaya attığını, söylentiler yaydığını ileri sürdü.
Ancak Abbas’ın aktardığına göre Çin makamları Aralık 2020’de Gülşen Abbas’ın gizlice yargılanarak 20 yıl hapis cezasına çarptırıldığını kabul etti.
Ruşen Abbas, suçlamaların gerçeği yansıtmadığını söyleyerek davanın ailesi üzerinde baskı kurmak amacıyla kullanıldığını ifade etti.
Gülşen Abbas’ın Haziran 2026’da 64 yaşına girdiğini belirten Ruşen Abbas, kız kardeşinin hâlâ Çin’de cezaevinde tutulduğunu söyledi.
Abbas, kız kardeşinin durumunu anlatırken şu ifadeleri kullandı:
“Ben ifade özgürlüğümü kullandığım için kız kardeşim Çin’de bir hapishanede tutuluyor.”
Ruşen Abbas’ın açıklamasına göre aile, Gülşen Abbas’ın güncel bir fotoğrafına veya videosuna sahip değil. Kendisiyle görüşme gerçekleştirilemediği gibi sağlık durumu ve cezaevi koşulları hakkında da bağımsız bir rapor alınamadı.
Bu durum, ailesinin yakınlarından haber alamadığı ve tutukluların durumunun bağımsız biçimde denetlenemediği yönündeki kaygıları artırıyor.
“Yurt dışındaki Uygurları susturmak için aileleri hedef alınıyor”
Ruşen Abbas, kız kardeşinin tutuklanmasının ardından işini bırakarak zamanını Uygurların haklarını savunmaya ve kız kardeşinin serbest bırakılması için uluslararası kamuoyu oluşturmaya ayırdığını söyledi.
Ancak Ruşen Abbas, kendisine yönelik baskıların Çin sınırları dışında da devam ettiğini söyledi.
Abbas’ın anlatımına göre siber saldırılar, karalama kampanyaları, sahte mahkeme belgeleri, taciz ve tehditler bu baskıların bir parçası oldu. YouTube’da kendisinin ve eşi Abdulhakim İdris’in öldürülmesini isteyen bir videonun yayımlandığını, ayrıca kendisine nasıl bir tüfekle vurulmasını tercih edeceğini soran tehdit mesajları gönderildiğini belirtti.
Abbas, anı kitabının yayımlanmasının ardından hayatını anlattığı iddiasını taşıyan sahte kitapların Amazon’da satışa sunulduğunu ve kurucusu olduğu Uygur Hareketi adlı kuruluşun sürekli siber saldırılara maruz kaldığını da ifade etti.
Ruşen Abbas’a göre bunlar yalnızca kendi başına gelen olaylardan ibaret değil. Yurt dışında yaşayan ve Çin yönetiminin Uygurlara yönelik politikalarını eleştiren kişilerin de benzer baskılarla karşılaştığını söyledi.
İnsan hakları literatüründe “ulusötesi baskı” olarak adlandırılan bu olgu, bir devletin kendi sınırları dışında yaşayan muhalifleri tehdit, gözetim, taciz veya aile üyeleri üzerinden baskı kurma gibi yöntemlerle susturmaya çalışması anlamına geliyor.
Gülşen Abbas davası, yurt dışında faaliyet gösteren bir aktivistin yakınlarının da bu baskılardan etkilenebildiği örneklerden biri olarak öne çıkıyor.
Doğu Türkistan neden Çin yönetimi için stratejik öneme sahip?
Ruşen Abbas, Uygurlara yönelik baskıların yalnızca siyasi kontrol arayışıyla açıklanamayacağını, bölgenin kültürel kimliğinin ve ekonomik kaynaklarının da belirleyici olduğunu savundu.
Uygurların kendilerine özgü bir etnik kimliğe, dile, kültüre ve İslam inancına sahip olduğunu vurgulayan Abbas, Pekin yönetiminin bu farklılıkları merkezi otorite açısından bir tehdit olarak gördüğünü söyledi.
Abbas’a göre Uygurların dinî ve kültürel kimliklerini koruma isteği, Çin Komünist Partisi’nin toplum üzerindeki kapsamlı kontrol anlayışıyla çatışıyor.
Bölgenin doğal kaynakları da bu tablonun önemli bir parçasını oluşturuyor. Doğu Türkistan; kömür, doğal gaz, petrol, nadir toprak elementleri ve uranyum gibi stratejik kaynaklar bakımından zengin bir coğrafyada bulunuyor.
Ruşen Abbas’ın aktardığı verilere göre bölge, dünya pamuk üretiminin yaklaşık yüzde 20’sini, güneş panellerinde kullanılan güneş enerjisi sınıfı polisilikon üretiminin yüzde 35’ini ve Çin’in domates üretiminin yüzde 70’ini karşılıyor.
Bölgenin stratejik önemi yalnızca doğal kaynaklarıyla da sınırlı değil. Doğu Türkistan, Çin’i Orta Asya ve Orta Doğu’ya bağlayan güzergâhlar üzerinde bulunuyor. Tarihî İpek Yolu’nun önemli merkezlerinden biri olan bölge, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamındaki kara bağlantıları açısından da kritik konumda.
Abbas, ekonomik ve jeopolitik çıkarların Pekin yönetiminin bölgedeki kontrolünü artırma politikasında etkili olduğunu söylüyor.
Uygurlara yönelik baskılar hangi alanlarda yoğunlaşıyor?
Ruşen Abbas’ın açıklamalarında zorla çalıştırma, keyfî gözaltılar, uzun süreli hapis cezaları, kitlesel gözetim ve dinî-kültürel yaşama yönelik kısıtlamalar öne çıktı.
Abbas, Uygur toplumunun dilini ve kültürel mirasını korumasını zorlaştıran uygulamaların yanı sıra kadınların üreme haklarına müdahale edildiğini ve çocukların ailelerinden ve kültürel çevrelerinden uzaklaştırıldığını söyledi.
Röportajda, 2025 yılı boyunca 3,36 milyon zorla çalıştırma transferinin gerçekleştiği ve bir milyondan fazla çocuğun devlet tarafından yönetilen yatılı okullara yerleştirildiği yönünde rakamlar da paylaşıldı.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından 2022 yılında yayımlanan Doğu Türkistan raporu ise bölgede ciddi insan hakları ihlalleri yaşandığına ilişkin uluslararası tartışmaların önemli dayanaklarından biri oldu. Raporda, Uygurlara ve diğer Müslüman topluluklara yönelik keyfî ve ayrımcı gözaltı uygulamalarının insanlığa karşı suç teşkil edebileceği değerlendirmesine yer verildi.
IPS’nin haberinde ayrıca Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün 2017’den itibaren bir milyondan fazla kişinin ağır koşullardaki “yeniden eğitim” kamplarında tutulduğuna ilişkin tahminleri aktarıldı.
Uluslararası toplum neden daha güçlü adımlar atmıyor?
Ruşen Abbas, Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlallerine ilişkin uluslararası tepkilerin yetersiz kalmasında Çin’in ekonomik ve siyasi gücünün önemli rol oynadığını söyledi.
Abbas’a göre birçok hükûmet ve şirket, Çin ile ticari ilişkilerini, yatırımlarını ve diplomatik bağlarını riske atmamak için insan hakları konusunda daha güçlü adımlar atmaktan kaçınıyor.
Abbas, Pekin yönetiminin uluslararası medya ve kamuoyu üzerindeki etkisine de dikkat çekti. Çin’in devlet medyası, yabancı medya kuruluşlarıyla ortaklıklar, gazetecilere ve sosyal medya içerik üreticilerine yönelik programlar ve koordineli mesajlar aracılığıyla kendi anlatısını yaydığını belirtti.
Abbas’a göre bu propaganda faaliyetlerinin amacı yalnızca Çin yönetiminin açıklamalarına inandırmak değil, aynı zamanda güvenilir araştırmalar ve insan hakları raporları hakkında şüphe oluşturmak ve uluslararası toplumun harekete geçmesini zorlaştırmak.
2022 tarihli BM raporunun ardından geçen sürede etkili ve kalıcı bir hesap verebilirlik mekanizmasının oluşturulamaması da aktivistin eleştirdiği konular arasında yer aldı.
Uygur aktivistlerden hükûmetlere ve BM’ye çağrı
Ruşen Abbas, uluslararası toplumun Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlallerini gündemden düşürmemesi gerektiğini belirterek hükûmetlere ve uluslararası kuruluşlara çeşitli çağrılarda bulundu.
Abbas’ın alepleri arasında şu başlıklar öne çıktı:
- Ulusötesi baskıyla mücadele: Yurt dışında yaşayan muhalifleri ve ailelerini hedef alan tehdit ve sindirme faaliyetlerine karşı etkili yasal düzenlemeler yapılması.
- Zorla çalıştırmayla mücadele: Devlet destekli zorla çalıştırmayla bağlantılı ürünlerin ticaretini engelleyecek önlemlerin alınması.
- İnsan hakları ihlallerinden sorumlu kişilere yaptırım: Mevcut yaptırım mekanizmalarının kullanılması ve sorumluların hesap vermesinin sağlanması.
- Uygurların korunması: Çin’e geri gönderilmeleri hâlinde zulüm veya ağır insan hakları ihlalleriyle karşılaşabilecek kişilerin korunması.
- Siyasi tutukluların serbest bırakılması: Gülşen Abbas gibi uzun süreli hapis cezalarına çarptırılan kişilerin durumlarının uluslararası gündemde tutulması.
Ruşen Abbas’ın kurucusu ve yöneticisi olduğu Uygur Hareketi kuruluşu, Uygurlara yönelik ihlallerin belgelenmesi, siyasetçilere ve uluslararası kurumlara bilgi sunulması ve diaspora topluluklarının savunuculuk faaliyetlerinin güçlendirilmesi için çalışmalar yürütüyor.
Abbas, kuruluşun faaliyetleri kapsamında dünya çapında yaklaşık 20 savunuculuk atölyesi düzenlendiğini ve Uygur kadınları ile gençlerin insan hakları çalışmalarında daha etkin rol almasının hedeflendiğini belirtti.
Kuruluşun çalışmalarının ABD’de Uygur Zorla Çalıştırmayı Önleme Yasası ve 2020 tarihli Uygur İnsan Hakları Politikası Yasası gibi düzenlemelere katkı sağladığı da röportajda ifade edildi.
Gülşen Abbas’ın akıbeti belirsizliğini koruyor
Doğu Türkistan’daki insan hakları tartışmalarının merkezinde yalnızca bölgedeki gözaltılar ve kültürel kısıtlamalar değil, tutukluların aileleriyle iletişim kurabilmesi ve bağımsız biçimde izlenebilmesi meselesi de bulunuyor.
Gülşen Abbas’ın ailesinin kendisini ziyaret edemediği ve sağlık durumuna ilişkin bağımsız bilgi alamadığı yönündeki açıklamalar, tutukluların durumunun şeffaflığına ilişkin kaygıları artırıyor.
Ruşen Abbas’ın çağrısı ise bireysel bir davanın ötesine geçerek Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlallerinin uluslararası gündemde tutulmasına odaklanıyor. Abbas, ekonomik ve diplomatik çıkarların insan haklarının önüne geçirilmemesi gerektiğini ifade ediyor.
Gülşen Abbas’ın serbest bırakılması için yürütülen kampanya devam ederken, ailesinin kendisi hakkında bağımsız bilgiye erişip erişemeyeceği ve uluslararası toplumun davaya yönelik somut adımlar atıp atmayacağı belirsizliğini koruyor.
Kaynak: Inter Press Service (IPS), CIVICUS röportajı, 19 Ekim 2026.






















