
Uygur hak savunucusu Uygur Hareketi (CFU), Anneler Günü kapsamında yayımladığı mesajda, Çin’in Uygur toplumuna yönelik uygulamalarının özellikle kadınlar ve çocuklar üzerinde yıkıcı etkiler oluşturduğunu vurguladı. Kuruluş, Çin yönetiminin doğum oranlarını düşürmeye yönelik zorla kürtaj, zorunlu kısırlaştırma ve devlet kontrolündeki doğum politikalarını “soykırımın araçları” olarak değerlendirdi.
CFU’nun açıklamasında, araştırmacı Adrian Zenz’in raporlarına atıf yapılarak bazı bölgelerde Uygur doğum oranlarının yüzde 50’ye varan seviyelerde düştüğü belirtildi. İnsan hakları örgütleri, Uygur kadınlarının yalnızca etnik kimlikleri nedeniyle sistematik baskı altında tutulduğunu savunuyor.
Uygur Hareketi kurucusu ve başkanı Ruşen Abbas, Anneler Günü’nün Uygur anneler için bir kutlama değil, “acı ve ayrılığın sembolü” haline geldiğini söyledi. Abbas, yıllardır haber alınamayan kız kardeşi Doktor Gülşen Abbas’ın da Çin’de tutulan binlerce Uygur kadından biri olduğunu ifade etti.
Ruşen Abbas konu ile ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Çin’in baskıcı yönetimi altında yaşayan ve ÇKP’nin soykırımcı politikalarına maruz kalan Uygur kadınları için Anneler Günü, parçalanmış ailelerin ve çoğunun sahip olma ve yetiştirme hakkından mahrum bırakıldığı çocukların acı bir hatırlatıcısıdır. Kız kardeşim Gülşen ve diğer tüm Uygur kadınları ve anneleri özgür olmalı, günlerini çocukları ve aileleriyle birlikte geçirmelidir. Bu Anneler Günü’nde uluslararası toplum Uygur kadınlarının yanında durmalıdır. Kadın hakları savunucularının sessizliği kulakları sağır ediyor. Uzlaşmacı bir BM, sessiz dünya liderleri ve Çin çıkarları tarafından finanse edilen Hollywood arasında ihanet tam anlamıyla tamamlanmıştır. Onlar dürüstlüğü nüfuzla takas etmiş olabilirler, ancak ruhumuz güçlüdür. Gerçek satın alınamaz ve galip gelecektir.”
Açıklamalarda, milyonlarca Uygur çocuğunun ailelerinden koparılarak devlet yatılı okullarına ve yetimhanelere gönderildiği iddialarına da dikkat çekildi. İnsan hakları savunucularına göre bu merkezlerde çocuklar yoğun ideolojik eğitimden geçiriliyor ve kültürel kimliklerinden uzaklaştırılıyor.
CFU ayrıca, Uygur kadınlarının kamplarda işkence, cinsel şiddet ve psikolojik baskıya maruz kaldığı yönündeki tanıklıkların giderek arttığını belirtti. Uluslararası insan hakları kuruluşları ve bazı bağımsız araştırmacılar, Çin’in uygulamalarını “insanlığa karşı suç” ve “kültürel yok etme politikası” olarak tanımlıyor.
Anneler Günü kapsamında yayımlanan çağrıda, Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi (CEDAW) başta olmak üzere uluslararası kuruluşlardan Çin üzerindeki baskının artırılması istendi. CFU, dünya genelindeki kadın hakları örgütlerini Uygur kadınlarıyla dayanışmaya çağırdı.
Öte yandan diasporada yaşayan Uygur gençleri de yıllardır kayıp olan anneleri için sosyal medya kampanyaları yürütüyor. “#FreeUyghurMothers” etiketiyle yapılan kampanyalarda, Çin yönetiminden kayıp annelerin serbest bırakılması talep ediliyor. Bazı genç aktivistler, yıllardır annelerinden hiçbir haber alamadıklarını ve çocuklarının büyükannelerini hiç tanımadan büyüdüğünü dile getiriyor.
2017 yılında kurulan Uygur Hareketi, Uygur halkının insan hakları ihlallerine dikkat çekmek amacıyla faaliyet gösteriyor. Kuruluş, uluslararası kamuoyunda farkındalık oluşturmak ve siyasi baskıyı artırmak için kampanyalar düzenliyor.
Bu yılki Anneler Günü mesajının ana teması ise oldukça net: “Uygur annelerini unutmayın.” İnsan hakları savunucuları, dünyanın farklı bölgelerinde kutlanan Anneler Günü’nün, Doğu Türkistan’da çocuklarından ayrı bırakılan binlerce anne için bir özlem ve sessiz çığlık anlamına geldiğini vurguluyor.


