
Uygur hakları savunuculuğu alanında faaliyet gösteren Uygur Hareketi, 2026 Oslo Özgürlük Forumu kapsamında düzenlediği özel yuvarlak masa toplantısında Çin’in Uygurlara yönelik politikalarını, zorla çalıştırma uygulamalarını ve “etnik birlik” adı altında yürüttüğü asimilasyon stratejilerini gündeme taşıdı.
“Çin’in Suçlarını Açığa Çıkarmak: Modern Kölelik ve Etnik Birlik” başlığıyla gerçekleştirilen etkinlikte akademisyenler, insan hakları savunucuları, medya temsilcileri ve araştırmacılar bir araya gelerek Uygur halkına yönelik baskı politikalarının son durumunu değerlendirdi.
Zorla Çalıştırmanın Yeni Yüzü Tartışıldı
Toplantıda konuşan Uygur Hareketi İcra Direktörü Ruşen Abbas, Çin yönetiminin zorla çalıştırma sistemini uluslararası kamuoyundan gizlemek için yöntem değiştirdiğini belirtti. Abbas, geçmişteki kitlesel gözaltı ve toplama kampı uygulamalarının yerini artık daha örtülü baskı mekanizmalarının aldığını ifade ederek, zorlayıcı çalışma politikalarının devam ettiğini ve bunun Uygur kimliğini ortadan kaldırmaya yönelik uzun vadeli bir stratejinin parçası olduğunu söyledi.
Abbas ayrıca Çin Komünist Partisi'nin uyguladığı “Etnik Birlik Yasası” olarak adlandırılan düzenlemelerin, Uygurların dini yaşamlarını, kültürel kimliklerini ve tarih anlayışlarını yeniden şekillendirmeyi amaçladığını vurguladı. Bu politikaların çocukların yalnızca Mandarin dilinde eğitim almasını teşvik ettiğini ve dini pratikleri ciddi şekilde sınırlandırdığını belirtti.
Tibet ve Doğu Türkistan Arasındaki Benzerliklere Dikkat Çekildi
Yuvarlak masa toplantısında söz alan Dr. Lobsang Sangay, Çin’in Tibet’te uyguladığı politikalar ile Uygurlara yönelik uygulamalar arasında büyük benzerlikler bulunduğunu ifade etti. Sangay, Pekin yönetiminin etnik ve kültürel çeşitliliği ortadan kaldırmaya yönelik girişimlerinin uluslararası alanda Çin’in meşruiyetini zedelediğini belirterek, bunun uzun vadede Çin yönetimi açısından ters tepebileceğini söyledi.
“Kolonyal Bir Mülksüzleştirme Süreci Yaşanıyor”
Antropolog Dr. Rune Steenberg ise Uygurların sistematik biçimde topraklarından ve ekonomik kaynaklarından uzaklaştırıldığını belirterek süreci “kolonyal bir mülksüzleştirme modeli” olarak tanımladı. Steenberg, zorla çalıştırma sisteminin Çinli şirketlere ekonomik avantaj sağladığını ve bu ekonomik gücün Pekin tarafından uluslararası pazarlarda ve diplomatik ilişkilerde baskı aracı olarak kullanıldığını ifade etti.
Küresel Tedarik Zincirleri ve Zorla Çalıştırma İlişkisi
Etkinlikte konuşan CFU İletişim Asistanı Mehliya Çetinkaya, son dönemde uluslararası kamuoyunda gündem olan Labubu oyuncakları tartışmasını örnek göstererek, zorla çalıştırma iddialarının küresel tedarik zincirlerine nasıl yansıdığını anlattı. Çetinkaya, tüketicilerin bilinçli tercihlerinin modern kölelikle mücadelede önemli bir araç olabileceğini vurguladı.
Uluslararası Hukuk ve Yaptırımların Önemi
Uygur Geçiş Dönemi Adaleti Veritabanı Koordinatörü Adilcan Abdurehim ise çeşitli ülkelerde zorla çalıştırma ile üretilen ürünlerin ithalatını engellemeye yönelik yasal düzenlemeleri değerlendirdi. Abdurehim, özellikle ABD’de yürürlükte bulunan Uygur Zorla Çalıştırmayı Önleme Yasası benzeri düzenlemelerin daha etkili olduğunu belirterek, Sincan bölgesinden gelen ürünlerin zorla çalıştırma sonucu üretildiği varsayımına dayanan sistemlerin şirketlerin gönüllü beyanlarına dayalı mekanizmalardan çok daha güçlü sonuçlar verdiğini söyledi.
Abdurehim ayrıca modern kölelik sorununun yalnızca belirli ülkeleri değil tüm dünyayı ilgilendirdiğini belirterek, devletlerin ortak hareket etmesinin ahlaki bir sorumluluk olduğunu ifade etti.
İnsan Hakları Savunucularından Ortak Çağrı
Toplantı boyunca öğrenciler, gazeteciler, insan hakları aktivistleri ve sivil toplum temsilcileri de görüşlerini paylaşarak tartışmalara katkı sundu. Katılımcılar, Uygurların maruz kaldığı baskıların sona erdirilmesi ve zorla çalıştırma sistemlerinin küresel düzeyde engellenmesi için daha güçlü uluslararası iş birliği çağrısında bulundu.
Etkinliğin sonunda konuşan Ruşen Abbas, Çin Komünist Partisi’nin Uygurlara yönelik politikalarının sona ermediğini belirterek, zorla çalıştırma uygulamalarının ve “Etnik Birlik Yasası”nın aynı baskı sisteminin farklı araçları olduğunu söyledi. Abbas, Oslo Özgürlük Forumu’nun bu konuların uluslararası kamuoyuna taşınması açısından önemli bir platform sunduğunu vurguladı.
Uygur Hareketi tarafından düzenlenen yuvarlak masa toplantısı, Çin’in Doğu Türkistan’daki uygulamalarına ilişkin uluslararası farkındalığın artırılması ve küresel tedarik zincirlerinde insan hakları ihlallerinin önlenmesi yönündeki çağrıların güçlenmesine katkı sağlayan önemli etkinliklerden biri olarak değerlendirildi.
