Mir Kamil Kaşgarlı
Dün, 24 Haziran 2026’da… Canımdan bir parça olan, Doğu Türkistan’ın mahzun bağrında bıraktığım beş erkek kardeşimin ikincisi, gözümün nuru kardeşim Muhammad Salih Hacı’nın gencecik yaşta, ardında hiç sönmeyecek bir kor bırakarak bu fani dünyaya veda ettiğini öğrendim.
Ben 1996 yılında aziz vatan için vatandan ayrılıp gurbet yollarına düştüğümden beri, tam 30 yıldır onun kokusunu içime çekemedim. Tam 30 koca yıl… Bir kez bile yüz yüze gelemedik, sarılamadık, bir kez olsun “kardeşim” deyip bağrıma basamadım. O, Kaşgar’ın o boynu bükük sokaklarında bana hasret, bense gurbet ellerde ona hasret… Tam 30 yıllık bitmez bir abi-kardeş hasretini küçücük kalbine gömüp, “bir gün kucaklaşırız” ümidiyle yaşadı ve o ümitle gitti bu dünyadan…
Peki ben bu acı haberi nasıl aldım? Ne bir telefon çaldı, ne bir akrabamın sesini duyabildim, ne de diğer kardeşlerimin hıçkırığı ulaştı bana… Bir aile dostumuzun Çin sosyal medyasında tesadüfen görüp ekran görüntüsü almasıyla öğrendim. Gurbet elde, bir telefon ekranının o buz gibi, kapkara soğuk yüzeyine bakarak sarsıldım; dünya başıma yıkıldı, nefesim kesildi. Benden 10 yaş küçük olan Canım kardeşimin cenazesi nerede? Neden öldü? Nasıl öldü? Hangi işkenceler, hangi çaresizlikler, hangi acı şartlar altında o gencecik canını verdi? Bilmiyorum… Hâlâ bilmiyorum, belki de öğrenemeyeceğim… Ama and olsun ki peşini de bırakmayacağım!

Üstelik şimdi, o vicdansız soykırım diyarında kardeşimin biricik kızı, yapayalnız yetim kaldı… Küçücük bir kız çocuğu, gurbetteki amcasının sesini bile bir kez duyamadan, bir kez olsun kollarıma atılıp ağlayamadan, o küçücük yaşında kapkara ve mahzun bir öksüzlüğe mahkûm edildi.
İçinde yaşadığımız 21. yüzyıl, insanlığın “iletişim çağının zirvesindeyiz” diye kibirlendiği bir dönem. Ama koca bir yalan! Benim gibi yurt dışında yaşamak zorunda kalan milyonlarca Uygur için bu çağ mutlak bir iletişimsizlik, zifiri bir karanlık ve ölümcül bir tecrit çağıdır! 2017 yılından beri kardeşlerimle, ailemle tek bir saniye, tek bir kelime bile iletişim kuramadım.
Neden biliyor musunuz? Çünkü işgalci Çin’in bu zalim, bu acımasız sisteminde; yurt dışından gelen tek bir selam, bir “Nasılsın?” sorusu, hatta bir ölüm haberi üzerine çekilecek tek bir acı hıçkırık, dilenecek tek bir “Başınız sağ olsun” kelimesi bile geride bıraktıklarım için yakıcı, ölümcül bir sonuç doğuruyor. O bir tek kelime yüzünden insanları “ideolojik zehirlenme” suçlamasıyla aylarca, yıllarca toplama kamplarına kapatıyorlar, beyin yıkama işkencelerine mahkûm ediyorlar. Sırf sevdiklerim hayatta kalabilsin, onlara benim yüzümden bir zarar gelmesin, canlarına kıymasınlar diye otuz yıldır içim yana yana, ciğerim kavrula kavrula arayamıyorum… Bugün öz kardeşimin vefatında bile diğer kardeşlerime ulaşıp “Başımız sağ olsun” diyemiyorum. Arkada boynu bükük kalan o yetim kızımın gözyaşını silemiyorum, uzaktan da olsa ona sarılıp “Korkma, amcan burada” diyemiyorum!
Şimdi soruyorum tüm dünyaya, kalbinde zerre insanlık taşıyan herkese soruyorum: İnsanlık tarihinde bir abinin, kardeşinin cenazesine tek bir saniyeliğine olsun sesli bir mesaj dahi gönderemediği, 30 yıllık amansız bir hasretin ardından yasını bile özgürce tutamadığı, geride kalan biricik yetimini bağrına basamadığı böyle bir barbarlığın, böyle sistemli bir soykırımın başka bir örneği var mıdır? Bu sadece coğrafi bir işgal, siyasi bir baskı değil; bu, Yüce Allah’ın insana üflediği tüm fıtri duyguların, aile bağlarının, babalık ve amcalık hukukunun acımasızca kıyıma uğratılmasıdır!
Paylaştığım bu fotoğrafta, o vakur, o dünyalar güzeli, o masum tebessümüyle duran aziz kardeşim Muhammad Salih’tir… Ben seni hürriyetine kavuşmuş hür bir vatanda kucaklamayı, o 30 yıllık dinmeyen özlem sızısını bitirmeyi hayal ederken; gurbet zindanında acıların en ağırıyla, en çaresiziyle baş başa kaldım. Ama unutma kardeşim, o soykırım topraklarında boynu bükük bıraktığın emanetin, kalbimin en kor, en mukaddes köşesindedir. Zalimlerin ördüğü o dijital surlar, aramıza koydukları o kapkara korku imparatorluğu senin ruhunu ve arkanda bıraktığın evlatlarının sevgisini benden asla ama asla koparamayacak!
Azîz, Cebbâr ve Müntekîm olan Allah seni cennetinin en güzel makamlarıyla, cemaliyle şereflendirsin. O savunmasız evlatlarını, kardeşlerimi o zalimlerin şerrinden, tırnağından muhafaza eylesin. Hakkını helal et bana kardeşim, otuz yıl boyunca sana sarılamayan bu abini affet… Bu dünyada sana bir başsağlığı dilememi bile engelleyen bu barbarlık, kendi karanlığında, kendi döktüğü gözyaşlarında boğulana dek senin ve mazlum halkımızın davasını dünyaya haykırmaktan asla vazgeçmeyeceğim.
Allah intikamımızı kendi ellerimizle almayı nasip etsin inşallah.
Mekânın cennet, ruhun şad olsun canım kardeşim…
Elveda kardeşim Elveda…
25 Haziran 2026






















