1. Haberler
  2. Türk Dünyası
  3. Sessizliğe Karşı Bir Araya Gelmek: Toplama Kamplarının Onuncu Yılında 3. Uluslararası Uygur Forumu’nun Ardından

Sessizliğe Karşı Bir Araya Gelmek: Toplama Kamplarının Onuncu Yılında 3. Uluslararası Uygur Forumu’nun Ardından

On yıl önce Çin yönetimi, Doğu Türkistan’da milyonlarca Uygur ve diğer Türk halklarını hedef alan kitlesel gözaltı sistemini hayata geçirerek 21. yüzyılın en ağır insan hakları krizlerinden birini başlattı. Bugün ise dünyanın gündemi Ukrayna-Rusya savaşı, Gazze’de yaşanan insani felaket ve Orta Doğu’daki yeni gerilimlerle şekillenirken, Uygur Soykırımı uluslararası siyasetin ve medyanın gündeminde giderek daha az yer bulmaktadır. Oysa aradan geçen on yıl boyunca yaşanan zulüm sona ermemiş; yalnızca biçim değiştirerek devam etmiştir.

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

On yıl önce Çin yönetimi, Doğu Türkistan’da milyonlarca Uygur ve diğer Türk halklarını hedef alan kitlesel gözaltı sistemini hayata geçirerek 21. yüzyılın en ağır insan hakları krizlerinden birini başlattı. Bugün ise dünyanın gündemi Ukrayna-Rusya savaşı, Gazze’de yaşanan insani felaket ve Orta Doğu’daki yeni gerilimlerle şekillenirken, Uygur Soykırımı uluslararası siyasetin ve medyanın gündeminde giderek daha az yer bulmaktadır. Oysa aradan geçen on yıl boyunca yaşanan zulüm sona ermemiş; yalnızca biçim değiştirerek devam etmiştir.

 

İşte tam da bu nedenle, 11–13 Haziran 2026 tarihlerinde Berlin’de düzenlenen 3. Uluslararası Uygur Forumu, sıradan bir uluslararası konferans olmanın ötesinde önemli bir anlam taşıyordu. Bu forum, yalnızca geçmiş on yılın muhasebesini yapmak için değil, uluslararası toplumun bundan sonra nasıl hareket etmesi gerektiğini tartışmak ve Uygur halkının sesinin küresel gündemde yeniden duyulmasını sağlamak amacıyla gerçekleştirildi.

İlginizi Çekebilir
thumbnail

Berlin’de Düzenlenen 3. Uluslararası Uygur Forumu Sona Erdi: “Tanımadan Hesap Verebilirliğe Geçiş” Çağrısı

Haberi görüntüle

 

Bu yıl forumun ana teması “Toplama Kamplarının Onuncu Yılı: Tanımadan Sorumluluğa – Bundan Sonra Ne Yapılmalı?” olarak belirlendi. Tema, son yıllarda yaşanan önemli gelişmeleri esas alıyordu. Amerika Birleşik Devletleri Hökümeti ile 11 ülke parlamentosu Çin’in Uygurlara yönelik politikalarını resmen soykırım olarak tanıdı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, yayımladığı tarihi raporda Doğu Türkistan’da insanlığa karşı suç işlenmiş olabileceği sonucuna ulaştı. Londra’da bağımsız olarak kurulan Uygur Mahkemesi ise yaklaşık on sekiz ay süren kapsamlı incelemelerin ardından Çin’in uluslararası hukuk bakımından soykırım ve insanlığa karşı suç işlediğine hükmetti.

 

Bütün bu gelişmeler, uluslararası toplumun gerçeği artık inkâr edemeyeceğini gösterdi. Ancak tanıma tek başına yeterli olmadı. Toplama kamplarının büyük kısmı farklı isimler altında yeniden yapılandırılırken, zorla çalıştırma programları genişletildi, ailelerin parçalanması sürdü, çocuklar yatılı devlet okullarında asimilasyona tabi tutuldu, dini ve kültürel yaşam üzerindeki baskılar devam etti. Bu nedenle forumun temel sorusu şuydu: Tanımadan sonra sorumluluk nasıl yerine getirilecek?

 

Dünyanın Dört Bir Yanından Ortak Bir Buluşma

 

Üç gün süren forum boyunca Berlin, dünyanın farklı ülkelerinden gelen siyasetçileri, akademisyenleri, insan hakları savunucularını ve Uygur diasporasını aynı çatı altında buluşturdu.

24 ülkeden 220’den fazla katılımcının yer aldığı forumda 80’den fazla konuşmacı söz aldı. Katılımcılar arasında milletvekilleri, senatörler, hukukçular, gazeteciler, araştırmacılar, uluslararası kuruluş temsilcileri ve sivil toplum liderleri bulunuyordu.

 

Program kapsamında altı panel, sekiz yuvarlak masa toplantısı (roundtable), dört paralel etkinlik ve Uygur Soykırımı’nı belgeleyen kapsamlı bir fotoğraf sergisi gerçekleştirildi.

Forum yalnızca yaşanan insan hakları ihlallerini tekrar etmekle yetinmedi. Tartışmalar, Uygur meselesini değişen uluslararası dengeler çerçevesinde değerlendirdi. Avrupa-Çin ilişkileri, ABD-Çin stratejik rekabeti, Tayvan ve Tibet meseleleri, İslam dünyasının Çin politikaları, küresel tedarik zincirleri, zorla çalıştırma, sınır ötesi baskılar ve Çin’in yeni etnik politikaları farklı uzmanlar tarafından kapsamlı biçimde ele alındı.

 

Bu yönüyle forum, yalnızca bir dayanışma platformu değil; aynı zamanda önümüzdeki yıllarda uluslararası loby çalışmalarına yön verecek stratejik fikirlerin üretildiği önemli bir düşünce platformuna dönüştü.

 

Görünmeyen Mücadele: Bir Konferansı Düzenlemek

İlginizi Çekebilir
thumbnail

Üçüncü Uluslararası Uygur Forumu, Uygur haklarıyla ilgili endişelere yönelik küresel tepkileri ele alacak

Haberi görüntüle

Dışarıdan bakıldığında uluslararası bir konferans düzenlemek yalnızca lojistik bir organizasyon gibi görünebilir. Oysa Dünya Uygur Kongresi açısından her büyük uluslararası toplantı, aynı zamanda Çin hükümetinin sistematik baskılarıyla mücadele anlamına gelmektedir.

 

Kongrenin 2004 yılında kurulmasından bu yana gerçekleştirilen hemen her büyük etkinlikte benzer yöntemler uygulanmıştır.

 

İlk örneklerden biri 2006 yılında Münih’te düzenlenen Dünya Uygur Kongresi 2. Genel Kurulu sırasında yaşandı. Çin’in Almanya’daki diplomatik temsilcilikleri Alman siyasetçileri ve milletvekillerini tek tek arayarak toplantıya katılmamaları yönünde baskı yaptı. Buna rağmen Alman parlamenter toplantıya katılarak Uygur halkıyla dayanışma gösterdi.

Yıllar içerisinde kullanılan yöntemler daha da çeşitlendi.

 

Çinli diplomatlar birçok kez toplantıların gerçekleştirileceği otellerle doğrudan iletişime geçti; otel yöneticilerini telefonla aradı, yüz yüze görüştü ve etkinliklerin iptal edilmesini talep etti. Bazı otellere, Çinli turistlerin artık o tesisi kullanmayacağı ve rezervasyonların iptal edileceği yönünde açık tehditlerde bulunuldu. Hatta bazı durumlarda, toplantının iptal edilmesi karşılığında otelin tamamının çok daha yüksek ücretlerle kiralanabileceği teklif edildi.

 

2024 yılında Saraybosna’da düzenlenen Dünya Uygur Kongresi 8. Genel Kurulu bu baskıların en dikkat çekici örneklerinden biri oldu. Toplantı öncesinde yalnızca diplomatik baskılar uygulanmadı; turist görünümünde görevlendirilen kişiler toplantı otellerine yerleştirildi, organizasyonu provoke etmeye ve güvenlik sorunları oluşturmaya yönelik girişimlerde bulunuldu.

 

Bu nedenle Dünya Uygur Kongresi, yıllardır yalnızca ev sahibi ülkelerin güvenlik makamlarıyla değil, aynı zamanda profesyonel özel güvenlik şirketleriyle de çalışmak zorunda kalmaktadır.

 

Berlin’de Aynı Senaryo Tekrarlandı

 

Berlin’de gerçekleştirilen 3. Uluslararası Uygur Forumu öncesinde de benzer baskılar yaşandı.

Toplantının yapılacağı otel çeşitli kişiler tarafından ziyaret edildi. Toplantı salonlarının fotoğrafları çekildi, organizasyon hakkında bilgi toplanmaya çalışıldı ve otel yönetimine Çinli müşterilerin tesisi boykot edeceği yönünde mesajlar iletildi.

 

Ancak bu kez de sonuç değişmedi. Otel yönetimi geri adım atmadı ve forum planlandığı şekilde gerçekleştirildi.

 

Baskılar bununla da sınırlı değildi. Forum öncesinde ve sırasında sosyal medya üzerinden organize karalama kampanyaları yürütüldü. Çok sayıda sahte hesap kullanılarak Dünya Uygur Kongresi’nin yöneticileri ve organizatörleri hedef alındı; hakaretler, iftiralar ve itibarsızlaştırma kampanyaları sistematik biçimde sürdürüldü.

Çin’in sınır ötesi baskı politikaları doğrudan Uygur katılımcıları da hedef aldı. Birçok delegeye, toplantıya katılmaları hâlinde Doğu Türkistan’daki aile bireylerinin baskı göreceği veya mevcut baskıların devam edeceği yönünde tehditler iletildi. Buna karşılık, Dünya Uygur Kongresi’nden uzak durmaları hâlinde ailelerine yönelik baskının hafifletilebileceği mesajları verildi.

 

Bu yöntemler, Çin’in sınırları dışında yaşayan Uygurları susturmaya yönelik transnasyonel baskı politikasının en açık örneklerinden biri olmaya devam etmektedir.

 

Dayanışmanın Gücü

 

Forumun başarısı yalnızca siyasi baskılara rağmen gerçekleştirilebilmiş olmasında değil, aynı zamanda son derece sınırlı mali imkânlarla uluslararası standartlarda organize edilmesinde yatmaktadır.

 

Bugün Dünya’da insan hakları alanında çalışan birçok sivil toplum kuruluşu ciddi finansal zorluklarla mücadele etmektedir. Dünya Uygur Kongresi ve Uygur Demokirasi & Insan Haklari Merkizi olarak da benzer koşullar altında bu organizasyonu gerçekleştirmiştir.

 

Hazırlık komitesi, uluslararası fonların yetersiz kaldığı noktada geniş bir gönüllü ağı oluşturdu. Uygur diasporasının farklı ülkelerden gelen üyeleri haftalar boyunca hiçbir maddi karşılık beklemeden forumun hazırlıkları için çalıştı.

Ses ve görüntü sistemlerinden simultane çeviriye, video prodüksiyonundan kayıt masasına, yemek organizasyonundan lojistiğe kadar onlarca gönüllü büyük bir özveriyle görev yaptı.

 

Bu dayanışma sayesinde, normal şartlarda çok daha yüksek bütçeler gerektirecek uluslararası bir konferans, benzer organizasyonların maliyetinin yaklaşık üçte biriyle başarıyla tamamlandı.

 

Forumun güvenli şekilde gerçekleştirilmesine katkı sunan Alman polis teşkilatı ve ilgili güvenlik makamlarının profesyonel iş birliği de ayrıca takdiri hak etmektedir. Demokratik hak ve özgürlüklerin korunması adına gösterdikleri yaklaşım, forumun sorunsuz biçimde tamamlanmasında önemli rol oynamıştır.

 

Bölmeye Karşı Birlik

 

Çin’in baskı politikaları yalnızca dışarıdan yürütülen diplomatik girişimlerle sınırlı değildir. Zaman zaman diaspora içerisindeki ayrılıkları derinleştirmeye yönelik girişimler de bu stratejinin bir parçası hâline gelmektedir.

Forum öncesinde bazı kişiler organizasyona davet edilmemelerini gerekçe göstererek forumun meşruiyetini sorgulamaya çalışmış, sosyal medya üzerinden Dünya Uygur Kongresi’ni hedef alan söylemler geliştirmiştir. Bu tür girişimlerin ortak amacı, yalnızca uluslararası desteği azaltmak değil; aynı zamanda Uygur diasporasının birlik ve dayanışmasını zayıflatmaktır.

 

Ancak Berlin’de ortaya çıkan tablo bunun tam tersini göstermiştir. Farklı ülkelerden gelen yüzlerce katılımcı, tüm görüş ayrılıklarına rağmen ortak bir hedef etrafında bir araya gelmiş; Uygur halkının temel hak ve özgürlükleri konusunda güçlü bir dayanışma iradesi ortaya koymuştur.

 

Geleceğe Bakış

 

III. Uluslararası Uygur Forumu, yalnızca üç günlük bir konferans değildi. Bu forum, toplama kamplarının onuncu yılında uluslararası toplumun vicdanına yöneltilmiş güçlü bir çağrıydı.

 

Bugün artık dünyanın Uygur Soykırımı hakkında bilgi sahibi olmadığı söylenemez. Asıl mesele, bu bilginin somut siyasi iradeye dönüşüp dönüşmeyeceğidir. Tanımanın sorumluluğa, dayanışmanın eyleme ve hukuki tespitlerin hesap verebilirliğe dönüşmesi gerekmektedir.

Berlin’de gerçekleştirilen 3. Uluslararası Uygur Forumu, bu dönüşümün kendiliğinden gerçekleşmeyeceğini; bunun ancak kararlı uluslararası iş birliği, güçlü sivil toplum, akademik katkılar ve demokratik dayanışmayla mümkün olacağını bir kez daha ortaya koymuştur.

 

Baskılar, tehditler ve engelleme girişimleri devam edecektir. Ancak Berlin’den verilen en güçlü mesaj şuydu: Uygur halkının sesi susturulamayacak ve soykırımın unutulmasına izin verilmeyecektir.

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Bizi Takip Edin
Giriş Yap

Haber Nida ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

NİDAİ ile Haber Hakkında Sohbet

NİDAİ ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir