Kemran Mammadov – Gazeteci-Yazar (*)
Geçen yıl Aralık ayında Özgür Avrupa Radyosu (Kırgızistan), Rusya-Ukrayna savaşında hayatını kaybeden Orta Asyalı vatandaşlara dair yeni bir rapor yayınladı.
Raporda, Rusya’daki bir cezaevinde işe alınan 29 yaşındaki Kırgızistan vatandaşı Malik Maratov’un hikayesi anlatılıyordu. Resmi kayıtlara göre Maratov hâlâ kayıp, ailesiyse onun akıbetine dair en ufak bir bilgiye ulaşmak için boşuna çabalıyor.
Ne Rus ne de Ukrayna vatandaşlığı bulunmayan Müslümanların savaş alanında ölmesi ya da iz bırakmadan kaybolması gibi benzer hikayeler maalesef artık olağan bir hal aldı. İstatistikler ise yürek burkan bir gerçeği gözler önüne seriyor: Rusya’nın 2022’den bu yana ordusuna 5 binden fazla Türk kökenli Müslümanı aldığı, bunların yaklaşık bininin ise hayatını kaybettiği tahmin ediliyor.
Ukrayna ordusunun saflarında da sayıca daha az olmakla birlikte Orta Asyalılar savaşıyor. Birçok Ukraynalı kaynak, onların ölüm ilanlarını defalarca yayımladı.
Örneğin, geçen yıl Kasım ayında Harkov bölgesindeki Kazak topluluğunun lideri Makka Karajanova, Facebook sayfasında Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Yabancı Lejyonu’nda savaşan etnik Kazak Marlen Moldırayım’ın ölümünü duyurdu. Silah arkadaşları, Marlen’i duyarlı ve güvenilir bir insan olarak hatırlıyor. Refah içindeki hayatını geride bırakan Marlen, Rus işgaline karşı savaşmak için Ukrayna’ya gelmiş ve binlerce ölen savaşçının kaderini paylaşmıştı.
Bu hikayeler, büyük bir trajedinin parçaları. Türklerin kanı, Ukrayna’nın doğusundaki harabe şehirler ve ıssız topraklar için yürütülen bu başkalarının savaşının her iki tarafında da akıyor. Rusya-Ukrayna savaşı, boyutu itibarıyla İkinci Dünya Savaşı’yla kıyaslanabilir durumda; çatışma küresel bir karakter kazandı.
Ancak onlarca ülkenin değişen derecelerde bu çatışmaya dahil olmasına rağmen, savaşın karakteristik özelliği ciddi bir insan gücü açığı. Ukrayna’da genel seferberlik ilan edildi, insanlar sokaktan, spor salonlarından, alışveriş merkezlerinden alınıp orduya yazdırılıyor ve neredeyse anında cepheye gönderiliyor.
Rus makamları ise genel seferberlikten kaçınarak, yüksek miktarlı nakit ödemelerle orduya yeni asker akışını teşvik etmeye çalışıyor. Bu durum, en az varlıklı ve sosyal açıdan savunmasız vatandaşları motive ediyor. Ancak, iç insan kaynaklarıyla personel açığını kapatmada bu yöntemler yeterli olmuyor. Bu nedenle hem Moskova hem de Kiev, birliklerine yabancı vatandaşları işe alma programları başlattı.
Gönüllü toplayıcıların ilk dikkatini çekenler, Orta Asya’daki Türk halkları oldu. Bölgedeki düşük yaşam standardı, birçok sakini, ailesine ancak karın tokluğuna yiyecek ve barınak sağlayabileceği her türlü maceralı riske girmeye zorluyor.
Rusya ve Ukrayna’nın yabancıları işe alma mekanizmaları farklılık gösteriyor. Ancak her iki ülkede de “işe alma modeli”, istihbarat servislerinin aktif katılımıyla işliyor. Alman Deutsche Welle gazetecileri geçen yıl Aralık ayında bu konuyu bildirmişti. DW muhabirleri, Kazakistanlı gazeteci Ayan Şaripbayev’e atıfta bulunarak, Kazakistan vatandaşlarının Rusya ordusuna işe alınmasına dair yöntemlerden birini açığa çıkardı. Her şey, Kremlin’in Rusya’daki Kazakistanlı işçi göçmenlerine uyguladığı ekonomik ve hukuki baskıya dayanıyor. Bu göçmenlerin bir kısmı, Rus makamları tarafından gözdağı verilerek, sonunda Rusya Savunma Bakanlığı ile sözleşme imzalamaya zorlanıyor.
Yabancı bir ülkede Kazakistan vatandaşları savunmasız göçmenler haline geliyor; ne kendi ulusal hükümetleri ne de geçici olarak bulundukları ülkenin yasal mekanizmaları tarafından korunuyorlar.
Bu durum, özellikle kusurlu ve yozlaşmış devlet kurumlarıyla Rusya söz konusu olduğunda daha da belirginleşiyor. Rus güvenlik güçleri de bu durumu istismar ederek, Kazakistanlı işçilerin yaşadığı yerlerde toplu baskınlar düzenliyor ve onlara karşı uydurma suçlamalar yöneltiyor. Bu noktada, gözaltına alınan göçmenlere bir seçenek sunuluyor: para ve Rusya vatandaşlığı karşılığında savaşa gitmek ya da hapis cezası alıp, en iyi ihtimalle, yıllar sonra eli boş bir şekilde vatanına dönmek.
Bazıları, bu baskıya maruz kaldıktan sonra savaşa katılmayı seçiyor. Benzer bir yöntem, 2023 yılının ortalarından itibaren aktif olarak uygulanıyor.
Rusya, yurtdışında reklam sistemleri de geliştirdi. Örneğin, Kazakistan’da, yabancı savaşçılar için sözleşme şartlarını ve nakit ikramiye miktarlarını detaylandıran, Rusya ordusundaki iş ilanlarını yayınlamak üzere Rusya tarafından oluşturulmuş bir web sitesi ağı faaliyet gösteriyor.
Deutsche Welle, Ukrayna’nın da Kazakistan vatandaşlarını işe aldığını, ancak daha çok teknoloji odaklı başka yöntemler kullandığını yazıyor. Kiev, işe alınacak adaylarla mesajlaşma uygulamaları üzerinden birebir iletişim, gönüllü projeler ve Kazakistan şehirlerindeki kalabalık halka açık yerlerde ilan dağıtımı gibi hedefli bir çalışma yürütüyor.
Ukrayna bu taktiği diğer Orta Asya ülkelerinde de uyguluyor. Gönüllü toplamak için bazen Ukraynalı işletme şirketlerinin çalışanları da görevlendiriliyor. Yakın zamanda, Özbekistan’daki iş ilanlı Telegram kanallarında, kullanıcılara, yabancı bir ülkedeki savaş eylemlerine para karşılığı katılmayı teklif eden işverenlerin ilanlarına cevap vermemeleri konusunda uyarılar görülmeye başlandı. Aynı dönemde, diğer Telegram kanal sahipleri, Ukrayna’nın, ordusunun siber komutanlığında çalışmak üzere Özbek BT uzmanlarını işe aldığını bildirdi.
Konu, Taşkent’te bilinmeyen kişilerin, iddialara göre Ukrayna ordusu için Özbekistan vatandaşlarını işe alan Ukraynalı BT şirketi Sigma Software’in faaliyetleri hakkında uyarı bildirileri yapıştırmasıyla devam etti. Sigma Software iddiaları derhal yalanladı, ancak Ukraynalı yetkililerden resmi bir açıklama gelmemesi nedeniyle, şirket çalışanlarının Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için programcı toplama kampanyalarına katılıp katılmadığı halen kesin olarak bilinmiyor.
Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş, kökleri ortak başarılar ve kırgınlıklarla dolu Doğu Slav halklarının yüzyıllara dayanan ilişki tarihine uzanan karmaşık ve dramatik bir çatışma. Ve bugün, Moskova ve Kiev’deki yüksek makamlardaki politikacılar, askeri eylemleri tarihi toprakların ve yerli nüfusun korunmasıyla meşrulaştırıyor.
Somut olmayan hedefler uğruna, ulusun büyüklüğünün ve itibarının yeniden canlandırılması adına binlerce insanın yok edilmesi de dahil olmak üzere her türlü aracı kullanmaya, onların ölümünü haklı çıkarmaya hazırlar.
Türk halklarının, kendilerine ait olmayan uzak topraklar için verilen bir savaşta evlatlarını kaybetmesini kabullenmek çok acı. Bu trajik eğilime göz yummak kabul edilemez.
Bu konuda kilit rol, Türk topluluğundaki ülkelerin ve halkların başlıca birleştirici platformu olan Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) etkili yapıları tarafından oynanmalı. TDT üyesi ülkelerin liderleri, vatandaşlarını, yabancı çıkarlar uğruna yürütülen yabancı bir savaşta acı verici bir ölüm tehdidinden kurtarmak için ellerinden gelen tüm çabayı göstermelidir. Halklarımız, manevi bağları güçlendirmeye, yüzyıllara dayanan kültürümüzü korumaya ve eğitimi geliştirmeye öncelik vermelidir.
Bu başkalarının savaşı, tarih, kültür ve din bakımından yakın olan halklar arasında ilişkilerin inşa sürecindeki trajik hatalar için korkunç bir ders ve uyarı olarak kalsın. Türk dünyasının geleceği, yalnızca birlik, barış ve karşılıklı anlayış üzerine kurulmalıdır.
(*) Kemran Mammadov; 1997 yılında Gürcistan’ın Marneuli kentinde doğdu. Tiflis’teki Azerbaycan okulunda okudu.
2020 yılında İvane Javahishvili Tiflis Devlet Üniversitesi Sosyal ve Siyasal Bilimler
Fakültesi’nden mezun oldu ve aynı yıl Güney Kafkasya ve Doğu Avrupa Azerbaycanlı Gazeteciler Topluluğu’nu kurdu. Halen bu topluluğun başkanlığını yürütüyor.

