Mir Kamil Kaşgarlı (*)
Biz Doğu Türkistanlılar; Selçukluların İslam dünyasında söz sahibi olmasından, Osmanlı İmparatorluğu’nun üç kıtada, yedi denizde, yetmiş iki millete altı yüz yıl süren şanlı hükümranlığına ve nihayetinde, Osmanlı mirası Türkiye Cumhuriyeti’nin küllerinden doğduğu Kurtuluş Savaşı’na kadar uzanan bu kutlu yürüyüşte, daima en ön saflarda canını siper etmiş bir milletiz!
Nasıl ki Türkiye’yi canımızdan bir parça, ikinci ana vatanımız olarak görüyorsak, kendisini Türk ve Müslüman olarak tanımlayan her bir Türkiye Cumhuriyeti evladının da Doğu Türkistan’ı öz vatanı bellemesi, bu sahiplenme ateşini yüreğinin en derininde hissetmesi, bir iman ve vicdan borcudur!
Vaktiyle Osmanlı’ya tabi olan Doğu Türkistan’ın Çinliler tarafından işgal edildiği ve bugün zalim Çin çizmesi altında inim inim inlediği gerçeği, Osmanlı’nın meşru mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti’ne, Doğu Türkistan’ı canı pahasına sahiplenme gibi kutlu bir sorumluluk yüklemektedir. Türkiye’nin, Doğu Türkistan’ın namusunu, iffetini kendi namusu, kendi iffeti bilmesi, varlık sebebimiz kadar hayatidir!
Aksi halde, Türk ve İslam coğrafyasındaki kardeşlerimizin Doğu Türkistan davasına uzattığı yardım eli, maalesef, gelip geçici bir merhamet ve gönüllülük esintisinin ötesine asla geçemeyecektir.
Oysa Doğu Türkistan’ı kendi canından aziz bildiği öz yurdu, kendilerini de o toprakların şerefli ve asli evlatları olarak görenlerin kutlu mücadelesi; her şeyden evvel sarsılmaz bir sahiplenme şuuruna, o topraklara olan kopmaz kan bağına ve o aziz vatana karşı hem milli hem de İslami açıdan “Farz-ı Ayn” hükmündeki, asla ertelenemez, vazgeçilemez görev ve sorumluluklara dayanır.
Sahiplenmenin ve adanmışlığın alevden gömleği ile gönüllülük ve acıma duygusunun serin suları arasında, görünmez ama dağlar kadar büyük, hayati bir fark vardır.
Şunu asla unutmayalım ki, bugün 1,5 milyar nüfuslu (Yecüc Mecüc) işgalci Çin’in enerji ihtiyacının neredeyse üçte birini (%30’nı) tek başına karşılayan Doğu Türkistan, aynı zamanda Türkiye’nin mevcut enerji ihtiyacının on mislini karşılayacak devasa bir stratejik zenginliğe sahiptir. Bu, Türkiye’nin enerji bağımsızlığına giden yolda altın bir anahtar, kaderini değiştirecek bir umuttur.
(*) Sayın Mir Kamil Kaşgarlı’nın sosyal medya hesabından alınmıştır.

