1. Haberler
  2. Gündem
  3. BYD SKANDALI VE TÜRKİYE’NİN SİSTEMATİK OLARAK KAZIKLANMASI

BYD SKANDALI VE TÜRKİYE’NİN SİSTEMATİK OLARAK KAZIKLANMASI

Yöntem asırlardır değişmemiştir: Çinli sermaye şebekeleri önce gerçekleşmeyecek devâsa yatırım vaatleriyle kapıları zorlar, pazar mekanizmalarına sızar, içerideki işbirlikçileri manipüle eder ve hedef pazarı içten içe kuşatarak teslim alırlar. Türkiye, bugün küresel otomotiv şebekesi BYD ve onun yerli dağıtım uşakları eliyle kurgulanan yeni nesil bir “ejderha kapanı” ile karşı karşıyadır.

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Mir Kâmil Kaşgarlı

Ankara’daki diplomatik resepsiyonların avizeli salonlarında kurulan “stratejik ortaklık” cümleleri, küresel sömürü çarkını gizleyen kof bir retorikten ibarettir. Masanın bir yanında uluslararası hukuka sadık, yapıcı devlet politikasını işleten Türkiye Cumhuriyeti’nin iyi niyetli yaklaşımı; diğer yanında ise dünyanın en eski, en acımasız sömürgeci genetiğine sahip Çin Halk Cumhuriyeti oturur.
Çin merkezli aktörlerle kurulan ticari ilişkiler asla sıradan bir kâr-zarar muhasebesi değildir. Karşımızda, kökleri Orhun Abideleri’ne kadar uzanan kurnaz bir jeopolitik doktrin vardır. Ecdadın Kül Tigin yazıtlarına kazıdığı o zamansız uyarı, bugün Çin’in sahnelediği “tatlı sözler” ve “yumuşak ipekler” tuzağıyla aynen yürürlüktedir [1]. Yöntem asırlardır değişmemiştir: Çinli sermaye şebekeleri önce gerçekleşmeyecek devasa yatırım vaatleriyle kapıları zorlar, pazar mekanizmalarına sızar, içerideki işbirlikçileri manipüle eder ve hedef pazarı içten içe kuşatarak teslim alırlar.
Türkiye, bugün küresel otomotiv şebekesi BYD ve onun yerli dağıtım uşakları eliyle kurgulanan yeni nesil bir “Ejderha Kapanı” ile karşı karşıyadır. “Doğrudan yabancı yatırım” vaadiyle sunulan bu serap; aslında Pekin’in Batı dünyasıyla sürdürdüğü küresel ticaret savaşında Türkiye’nin jeopolitik konumunu ve Gümrük Birliği imtiyazlarını bir paravan olarak kullanma kurnazlığıdır. Avrupa Birliği ve ABD’nin Çin malı elektrikli araçlara karşı ördüğü haklı gümrük duvarlarını aşamayan Pekin, Türkiye’nin iyi niyetle açtığı yatırım alanlarını arka kapı rüşveti gibi gözüne kestirmiştir. Üretim odaklı sağlanan muazzam vergi muafiyetlerini, tahsis edilen hazine arazilerini ve devlet teşviklerini pervasızca suiistimal eden Çin sermayesi, içerideki distribütör ortaklarıyla birlikte iç pazarı adeta istila etmiştir. BYD ve yerli ithalat lobisi, Türkiye’yi küresel ticaret savaşlarında bir gümrük arka kapısı gibi tepe tepe kullanmış, haksız kazanç kapılarını yağmalamış ve iş bittiğinde o büyük fabrika taahhütlerini pişkinlikle rafa kaldırmıştır [2]. Ortada duran net tablo, organize bir uluslararası ticari yağma operasyonudur.

Tarihsel Aldatma Arşivi: Varyag’dan Fındık Masallarına

BYD eliyle oynanan pazar kumarının Çin’in ani ya da münferit bir hamlesi olduğunu sananlar ya küresel hafızadan yoksun birer gafil ya da yerli ithalat lobilerinin dezenformasyon ajanlarıdır. Ticaret tarihimizin arşivleri, Pekin menşeli aktörlerin bu topraklarda sahnelediği “gerçekleşmeyen vaatler” tiyatrosunun somut belgeleriyle doludur.
Varyag skandalı bu durumun en çıplak, en utanç verici şahididir. 2001 yılında Ukrayna’dan satın alınan o devasa Sovyet uçak gemisi hurdası Türk Boğazları’na dayandığında, Çinli diplomatlar Ankara nezdinde yoğun bir markaj ve oyalama yürüttü. Verilen resmi güvencelerde, bu sac yığınının kesinlikle askeri amaçla kullanılmayacağı, Makao sahillerinde yüzen bir kumarhane ve eğlence merkezine dönüştürüleceği iddia edildi. Bu süreçte Türkiye’ye her yıl 2 milyon Çinli turist akıtılacağı ve milyarlarca dolarlık turizm geliri sağlanacağı yalanı söylendi [3]. Türkiye, uluslararası iyi niyet ve ahde vefa ilkeleri gereği geminin geçişine izin verdi; ancak Çin tarafı taahhüt ettiği turizm girdisinin binde birini bile pazara sunmadı. O “kumarhane olacak” denilen Varyag gemisi ise doğrudan Dalian Tersanesi’ne çekildi, baştan aşağı silahlandırıldı ve Liaoning adıyla Çin Deniz Kuvvetleri’nin ilk aktif uçak gemisi olarak denize indirildi [3].

Ekonomi diplomasisinde de Çinli ticaret heyetleri aynı oyalama taktiklerini yıllarca uyguladı. 2003 ve 2010 yıllarındaki zirvelerde, Türk üreticisinin hızını kesmek ve pazar payını bloke etmek amacıyla, “Her Çinliye günde 10 fındık yedirsek, Türkiye’de fındık kalmaz” gibi ciddiyetsiz retorikler işlendi [3]. Benzer bir söylem 2017’de zeytinyağı için de ithalat lobileri tarafından köpürtüldü. Ancak aradan geçen yıllarda Çin, kendi pazarını tarife dışı engellerle Türk mallarına sımsıkı kapalı tutarken, bu boş vaatlerle Türkiye’nin alternatif küresel pazarlara yönelmesini engelledi ve sanayimizin vaktini çaldı [3].

Mesele sadece tarım ürünleri de değildir. Kütahya’da Çinli konsorsiyumlara 20 yıllık performans ve parça garantisi taahhüdüyle yaptırılan elektrik üretim santrali, daha 5 yıl geçmeden teknik zafiyetler nedeniyle atıl duruma düştü [3]. Çin tarafı sözleşme hukukunun arkasından dolanarak taahhütlerini çöpe attı ve fatura ticari ortaklığa kesildi. Otomotivde ise dün Chery’nin yerel piyasada kurduğu parça zafiyeti düzenini bugün BYD daha büyük ölçekte denemektedir. 2000’lerin sonunda Chery, agresif fiyat politikasıyla pazara girmiş ancak yerli distribütör yapısının da basiretsizliğiyle satış sonrası servisi ve yedek parçayı tamamen hiçe sayarak binlerce Türk vatandaşını kronik arızalı araçlarla mağdur edip pazardan çekilmişti.

BYD Vakası: Yatırım Serabı ile Vergi ve Pazar Yağması

2024’ün Temmuz ayında Manisa’ya kurulacağı ilan edilen 1 milyar dolarlık BYD fabrikası projesi, Çinli yöneticilerin ve yerli distribütör ağlarının yoğun PR çalışmalarıyla devasa bir iktisadi zafer gibi ambalajlandı. Oysa perdenin arkasında, Türkiye’nin sanayileşme niyetini ve Gümrük Birliği haklarını parsel parsel yağmalamak için kurgulanmış bir ticaret stratejisi dönüyordu [2]. Çinli yöneticiler, “Aramızdaki cari açığı ancak bu tarz büyük yatırımlarla dengeleyebiliriz” argümanıyla pazar dengelerini manipüle ederken, yerli otomotiv sanayisinin altına şu dinamiti koydular:

Yatırım niyet belgesinin sağladığı hukuki şemsiyenin arkasına sığınan BYD, normalde Çin menşeli araçlara uygulanan yüzde 10 baz gümrük vergisi ile yüzde 40 Ek Mali Yükümlülükten, yani toplamda yüzde 50’lik ithalat vergisinden geçici olarak muaf tutuldu [2]. Bu imtiyazı fırsat bilen BYD ve yerli dağıtım ağı, Türkiye’de tek bir çivi çakmadan, tek bir işçi istihdam etmeden iç pazara kısa sürede 60 bine yakın ithal araç yığdı. Yerli distribütörler oturdukları yerden haksız ve muazzam kârlar elde ederken, devletin üretim odaklı tasarladığı vergi sistemi bu ithalat lobisi tarafından adeta bypass edildi [2]. Üstelik bu şirketin hibrit modellerinin pazar payını büyütmek adına yapılan matrah düzenlemeleri, milyarlarca dolarlık öz sermayeyle ayağa kaldırılan milli elektrikli otomobil markamız Togg’a karşı haksız ve asimetrik bir rekabet baskısı oluşturdu [2].
İşin asıl çarpıcı boyutu ise daha sonra netleşti: Çin Ticaret Bakanlığı’nın (MOFCOM) siber güvenlik, batarya teknolojisi gizliliği ve kritik teknoloji transferine getirdiği kısıtlamaların BYD’nin yatırımları üzerindeki engelleyici etkisi küresel raporlarla tescillendi. Pekin yönetiminin, üreticilere yurt dışındaki fabrikalarında tam entegrasyon ve kritik teknoloji transferi yerine, sadece Çin’den gelen parçaların birleştirildiği montaj tabanlı CKD (Complete Knock-Down) yöntemini kullanmalarını dikte ettiği açıkça belgelenmiştir [4]. Bununla da kalmayan Çin hükümeti, batarya üretiminin temelini oluşturan katot aktif materyallerine yönelik ihracat kontrollerini genişleterek Lityum Demir Fosfat (LFP) ve Lityum Manganez Demir Fosfat (LMFP) batarya teknolojilerinin transferini doğrudan hükümet iznine bağlamıştır [5]. Bu küresel kısıtlamalar, BYD’nin Türkiye’de tam kapsamlı bir batarya veya entegre otomotiv fabrikası kurmasını en başından beri imkansız hale getiren asıl unsurdur. Buna rağmen BYD yöneticileri ve yerel distribütör uzantıları, imza törenleri ve oyalama taktikleriyle süreci aylarca sürdürdüler. Gümrüksüz ithal araç stoklarını eritip pazar payını bloke ettikten sonra da küresel dengeleri bahane ederek yatırımı askıya aldıklarını pişkinlikle ilan ettiler.

Çin’in Türkiye ekonomisine yönelik bu asimetrik pazar yağması yalnızca Pekin’in tek taraflı hamleleriyle açıklanamaz. Bu sömürü çarkının Türkiye ayağında, kısa vadeli ithalat komisyonları ve arbitraj kârları için millî üretimi feda etmeye hazır yerli işbirlikçi sermaye grupları oturmaktadır.

“Çift Fatura” ve Enformel Sermaye Transferi

Çinli dış ticaret aktörlerinin ve onlarla iş tutan yerli ithalatçıların güvenirliği, mali şeffaflık açısından tam bir kara kutudur. Bu şebekenin Türkiye’deki ithalat süreçlerinde sistematik biçimde uyguladığı en büyük finansal sahtekarlık, “çift fatura” düzenidir. Mekanizma net ve kirlidir: Çin’den ithal edilen endüstriyel malların, elektronik parçaların ya da otomotiv komponentlerinin gümrük beyannamelerinde, ürünlerin asıl piyasa değerinden yüzde 50 ila yüzde 70 oranında düşük gösterildiği sahte faturalar kesilir. Kağıt üzerinde değer düşük gösterilince, ithalatçı firmanın ödemekle yükümlü olduğu gümrük vergisi, KDV ve fonlar kuşa döndürülür. Türk maliyesi doğrudan vergi kaybına uğratılırken, malın gerçek bedeli ile sahte fatura arasındaki derin uçurum enformel kanallarla Çin’e aktarılır [3].

Bu noktada şu soru sorulabilir: Devasa boyutlardaki bu para transferleri neden tespit edilemiyor, neden iz bırakmıyor? Cevap, Çinli aktörlerin dünya genelinde kurduğu ve Türkiye’deki ithalat lobilerinin de eklemlendiği üç katmanlı enformel finans mimarisinde yatmaktadır.
Birinci katman, Çin gölge bankacılık sistemidir. Batı’nın SWIFT tabanlı şeffaf bankacılık altyapısının tamamen dışında işleyen bu paralel finansal evren; kayıt dışı kredi kuruluşlarını ve lisanssız para transferi aracılarını kapsamaktadır. Türkiye’deki komisyoncu bir ithalatçı ile Çin’deki ihracatçı arasında gerçekleşen ticari işlemin resmî beyan dışı kalan bedeli, bu gölge sistem içindeki aracı kuruluşlar üzerinden, resmi bankacılık ekranlarına hiç yansımadan el değiştirir [3].

İkinci katman, nakit takas sistemidir; Çin diasporasının ve Doğu Asya ticaret çevrelerinin asırlık gelenekten devraldığı hawala benzeri bir güven ağıdır. İşleyişi son derece basit ve çözümsüzdür: İstanbul’da bir aracıya nakit teslim edilir, Şangay’da ya da Guangzhou’da herhangi bir banka transferi, herhangi bir kayıt, herhangi bir iz olmaksızın karşı tarafa ödenir. İki şehir arasında tek bir elektronik iz yoktur; yalnızca ithalatçı ile ihracatçının birbirine karşı tuttuğu sözsüz hesap dengesi vardır [3].

Üçüncü katman ise Türkiye geneline yayılmış küçük ölçekli işletme takas ağlarıdır. İstanbul’un Laleli, Osmanbey ve Merter gibi toptan ticaret merkezlerinde faaliyet gösteren bazı paravan ithalat, elektronik ve kırtasiye işletmeleri, bu ağın görünür yüzünü oluşturmaktadır. Söz konusu yapılar, resmi ticari faaliyetlerinin yanı sıra birer “takas düğümü” işlevi görür: İthalatçının Çinli ihracatçıya olan gerçek borcunun fazlası, bu işletmeler zinciri üzerinden emtia takasına veya nakit döngüsüne dönüştürülerek denetim eşiğinin altında tutulur.

Bu üç katman iç içe geçtiğinde ortaya çıkan tablo şudur: Çift fatura yoluyla çalınan kayıt dışı fonlar banka ekranlarında görünmemekte ve paranın izi önceden tasarlanmış biçimde silinmektedir. Çin kaynaklı yıllık gerçek ekonomik sızıntının resmi istatistiklerin çok üzerinde, 60 milyar dolar seviyesinde olduğunu gösteren ekonometrik modellemeler, bu sinsi finansal mimarinin kaçınılmaz matematiksel çıktısıdır. İşin istihbari boyutu ise şudur: Pekin yönetimi, yerli ithalatçıların bu usulsüz ticaret ağlarının ve çift fatura belgelerinin orijinallerini kendi devlet arşivlerinde birer koz olarak saklar. Bu kirli çarkı döndüren yerli aracılar zamanla ekonomik güç kazanıp Türkiye’nin ticari ve sivil toplum mekanizmalarında yer edindiklerinde, o belgeler Çin istihbarat servisleri tarafından birer şantaj enstrümanı olarak masaya sürülür [3].

İçsel Tehdit: Komprador Burjuvazi ve Yerli Truva Atları

Açık konuşmak gerekirse, Çin’in Türkiye ekonomisine yönelik bu asimetrik pazar yağması yalnızca Pekin’in tek taraflı hamleleriyle açıklanamaz [2]. Bu sömürü çarkının Türkiye ayağında, kısa vadeli ithalat komisyonları ve arbitraj kârları için milli üretimi feda etmeye hazır yerli işbirlikçi sermaye grupları oturmaktadır. İktisat literatüründeki adıyla “komprador burjuvazi” olan bu yerli ithalatçı aktörler ve distribütörler, yabancı bir sömürgeci gücün yerli pazarı istila etmesine gönüllü olarak aracılık eden modern birer Truva Atı’dır.

Milyarlarca dolarlık Ar-Ge yatırımları, yerli mühendislik emeği ve bu milletin kaynaklarıyla ayağa kaldırılan milli sanayi hamleleri, bu yerli sermaye gruplarının ithalat lobiciliği karşısında açıkça sabote edilmektedir [2]. Bu yerli aktörler, Çinli şirketlerin çift fatura sahtekarlıklarına ortak olarak vergi kaçırma süreçlerini Türkiye içinde fiilen yürütmekte ve devlet hazinesinden pay çalmaktadır [3].
Daha da vahimi, bu grupların elde ettiği yüksek kayıt dışı kârları medya ve dijital mecralarda enformasyon manipülasyonu yürütmek için araç olarak kullanmasıdır. Gazete köşelerinde, televizyon ekranlarında Çin yatırımlarının “kaçırılmaması gereken bir fırsat” olduğunu vazeden paravan uzmanları fonlayanlar tam olarak bu ithalat lobileridir. Böylece Çin’in siber istihbarat ve kritik altyapı sızma risklerine karşı toplumsal ve ticari bir rıza üretilmektedir. Kendi şahsi çıkarlarını Türkiye Cumhuriyeti’nin iktisadi ve teknolojik bağımsızlığının üzerinde tutan bu yerli işbirlikçi ithalatçı yapı deşifre edilip beli kırılmadığı sürece, dışarıdan gelen hiçbir sömürgeci kuşatmayla tam manasıyla mücadele edilemez [3].

Jeopolitik Çelişkiler ve Siber Casusluk

Çin, Türkiye’den gümrük muafiyeti ve pazar payı koparırken “stratejik ortak” maskesini takar; ancak Türkiye’nin beka düzeyindeki milli meseleleri söz konusu olduğunda Ankara’nın karşısındaki en radikal cephede saf tutar.

Kıbrıs meselesinde Çin, BM Güvenlik Konseyi’ndeki daimi veto yetkisini her fırsatta Kıbrıs Türk tarafının ve Türkiye’nin aleyhine kullanmaktadır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası alanda izole edilmesi için Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile askeri ve finansal ilişkilerini her gün biraz daha derinleştirmektedir [3, 6]. Çin’in Doğu Akdeniz limanlarındaki yatırımları, Türkiye’nin “Mavi Vatan” doktrinine indirilmiş doğrudan bir darbedir [6]. Kosova’nın bağımsızlığını engellemek için Sırp milliyetçiliğini fonlayan, Dağlık Karabağ’ın kurtarılması sürecinde Azerbaycan-Türkiye aksına karşı diplomatik barikatlar kuran yine aynı Pekin yönetimidir [3].

Yasal Casusluk Doktrini: Çin’in Ulusal İstihbarat Yasası

Çin şirketlerine ve Çin vatandaşlarına sıradan birer yabancı ticari aktör gibi yaklaşmak, 2017’den bu yana Pekin’in kendi iç hukukuyla çelişen tehlikeli bir yaklaşımdır. Çin Ulusal İstihbarat Yasası’nın 7. ve 14. maddeleri, tüm kuruluşların ve vatandaşların ulusal istihbarat çalışmalarını desteklemek ve işbirliği yapmakla yükümlü olduğunu açıkça beyan eder [7]. Bu, Çin tescilli her şirketin MSS’nin talebiyle casusluk faaliyetine dahil edilmek zorunda olduğu anlamına gelir. Dolayısıyla BYD, küresel pazarda bağımsız bir özel şirket gibi görünse de casusluk talebi geldiğinde Pekin’e sırtını dönemeyecek bir hukuki kuruluştur. Türkiye’ye gelen Çinli bir yönetici veya işbirlikçi distribütörlerin davet ettiği misafir akademisyenler, Ulusal İstihbarat Yasası’nın yükümlülüklerini seyahat ederken de üzerinde taşıyan potansiyel birer veri toplama aktörüdür.

Donanıma Gömülü Tehdit: ZTE, Huawei ve BYD

FBI raporlarında belgelendiği üzere Çin; ZTE, Huawei ve BYD gibi teknoloji devlerini devletin istihbarat aygıtının birer casusluk aparatı olarak sahaya sürmektedir. Bu şirketlerin ihraç ettiği telekomünikasyon altyapıları ve akıllı araç yazılımları, donanımsal “arka kapılar” (backdoors) taşımaktadır. Türkiye’nin kritik enerji, iletişim og ulaşım ağlarına sızdırılmaya çalışılan bu entegre sistemler, vatandaşların ve devlet görevlilerinin anlık konum, ses ve biyometrik verilerini doğrudan Pekin’deki veri merkezlerine aktaran geleneksel olmayan bir casusluk ağını beslemektedir.

Mütekabiliyet Yol Haritası

Türkiye, uluslararası ticaret yönetiminde ulusal üretimi koruyan adımları daha kararlı atmalı ve şu somut mütekabiliyet yol haritasını uygulamalıdır:

Geriye Dönük Teşvik İptali ve Mali Tahsilat: BYD örneğinde olduğu gibi, fabrika kurma vaadiyle sağlanan tüm gümrük vergisi ve ek mali yükümlülük muafiyetleri iptal edilmeli; haksız imtiyaz döneminde ödenmeyen vergiler yasal gecikme faizleri ve cezalarıyla birlikte BYD’nin Türkiye’deki varlıklarından tahsil edilmelidir [2].

Tüketici Koruma ve Tazminat Yaptırımları: Yatırımını askıya alarak Türk tüketicisini mağdur eden markalara karşı hukuki süreç başlatılmalı, tüketicilere araçlarını güncel enflasyon ve kur farkı maliyetleri eklenerek firmaya iade etme hakkı tanınmalıdır [2].

Kara Listeye Alma ve Kamu İhalelerinden Men: Yatırım sözleşmelerine sadık kalmayan şirketler kara listeye alınmalı; CNPC Xibu ve Xinjiang Zhentong örneklerinde olduğu gibi tüm kamu ihalelerinden süresiz men edilmelidir [8].

Vize ve Diplomasi Rejiminde Mütekabiliyet: Pekin’in Türk vatandaşlarına uyguladığı katı ve kısıtlayıcı vize politikasına karşı mütekabiliyet ilkesi eksiksiz uygulanmalıdır [3].

Yerli İşbirlikçilere Yönelik Mali ve Adli Soruşturmalar: Çinli üreticilerle ortaklaşa “çift fatura” düzenleyerek gümrük vergisi ve KDV kaçıran yerli distribütörler ve ithalatçılar hakkında adli soruşturmalar açılmalı ve kaçırılan vergiler varlıklarına el konularak tahsil edilmeli, devlet maliyesine karşı nitelikli usulsüzlük kapsamında yargılanmalıdır [3].

İthalat Lisanslarının İptali: Siber casusluk riski barındıran altyapı ve teknoloji ürünlerini, risk analizlerini gizleyerek iç pazara sokan distribütörlerin lisansları süresiz iptal edilmeli, yönetim kurulu üyeleri stratejik sektörlerde yeni şirket kurmaktan men edilmelidir.

Etki Ajanlığı Yasası: Yabancı devlet destekli şirketlerin çıkarları adına medya ve akademide enformasyon manipülasyonu yürüten yerli aktörlerin finansal kaynakları şeffaf biçimde açıklanmalı, lobi faaliyetleri durdurulmalıdır [3].

İthalatçılara Üretimden Kaçınma Vergisi: Kiralık ofisinden Çin malı satan ithalatçı ile fabrikasına, işçisine ve makinesine yatırım yapan yerli üretici arasındaki adaletsizliği gidermek için aracı firmaların kâr marjları üzerinden artan oranlı ek bir “üretimden kaçınma vergisi” mekanizması tasarlanmalıdır.

Sonuç olarak, uluslararası sistemde onurlu ve dik duruş sergileyen devletler için “Hayır” iradesini ortaya koymak sanıldığı kadar zor değildir. Asıl yıkıcı olan süreç, “yumuşak ipeklerin ve tatlı sözlerin” arkasına gizlenmiş bu sinsi ejderhanın ve onun yerli ithalat lobilerinin iktisadi midesinde yem olmayı sindirmektir [3]. Türkiye Cumhuriyeti, bir sömürge pazarı ya da küresel devlerin vergi kaçırma istasyonu değildir; köklü bir devlet geleneğine sahip egemen bir güçtür. Vakit, Çin’in sinsi aldatma stratejilerine ve içerideki distribütör oyunlarına boyun eğme vakti değil; asırlık hesap sorma ve milli iktisadi egemenliği tesis etme vaktidir.

Kaynakça

[1] Orhun Abideleri (Kül Tigin İçeriği) — Onur Çoban
Türk tarihindeki en eski yazılı askeri ve diplomatik belgelerden biri olan Kül Tigin abidesinin metni, Çin’in tarihsel aldatma taktiklerini ve Türk devlet mekanizmasına yönelik binlerce yıllık yapısal uyarıları içmektedir.
URL: [https://www.onurcoban.com/2009/04/orhun-abideleri-kul-tigin_09.html

[2] Vergi indirimi alıp satışları 22 kat artıran BYD’nin Manisa’ya fabrika sözü lafta kaldı — Dünya Gazetesi
Yatırım teşvik belgesiyle sağlanan %40’lık gümrük vergisi muafiyetleriyle satışlarını bir yılda 22 kat artıran BYD’nin, Türkiye bütçesinden feragat edilen yaklaşık 1 milyar dolarlık vergi avantajını cebine koyup fabrika yatırımını “askıya almasına” dair kapsamlı iktisadi analiz.
URL: [https://www.dunya.com/ekonomi/vergi-indirimi-alip-satislari-22-kat-artiran-bydnin-manisaya-fabrika-sozu-lafta-kaldi-haberi-828012

[3] 21. Yüzyılda Jeopolitik Dönüşümler ve Türkiye — Dr. Veysel Babahanoğlu (Doktora Tezi, Necmettin Erbakan Üniversitesi)
Türkiye-Çin ilişkilerinin tarihsel kırılma noktaları, Varyag krizi sırasında verilen taahhütler, iki ülke arasındaki enformel finansal transferler ile Çin’in Doğu Akdeniz, Kıbrıs ve Kafkasya’daki Türkiye aleyhtarı politikalarının akademik incelemesi.
URL: [https://acikerisim.erbakan.edu.tr/server/api/core/bitstreams/ffa3a48f-89cd-4964-b054-02552348bde3/content

[4] China warns OEMs against exporting know-how — All About Industries
Çin hükümetinin ve Ticaret Bakanlığı’nın (MOFCOM), üreticilere yurt dışındaki fabrikalarında tam teknoloji entegrasyonu yerine sadece Çin’den gelen parçaların birleştirildiği montaj tabanlı CKD (Complete Knock-Down) yöntemini kullanmalarını dikte ettiğine dair uluslararası sektörel analiz.
URL: [https://www.all-about-industries.com/china-warns-oems-against-exporting-know-how-a-07028f5ea81a0659b21f4bb3a2693ae2/

[5] Chinese government restricts export of EV battery manufacturing materials — EV Infrastructure News
Çin hükümetinin, batarya üretiminin temelini oluşturan katot aktif materyallerine (LFP ve LMFP batarya teknolojileri) yönelik ihracat kontrollerini genişleterek doğrudan izne bağlaması ve bu durumun küresel yatırımlar üzerindeki kısıtlayıcı etkileri.
URL: [https://www.evinfrastructurenews.com/ev-regulations/chinese-government-restricts-export-of-ev-battery-manufacturing-materials

[6] Akdeniz’de Çin Ejderhası: 50. Yılında Kıbrıs Rum-Çin İlişkileri — dikGAZETE
Çin Halk Cumhuriyeti ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasında kurulan asimetrik bağlar, Pekin’in Doğu Akdeniz’deki sinsi liman siyaseti ve Kıbrıs meselesinde Türkiye’nin kırmızı çizgilerini görmezden gelen arka kapı diplomasisinin analizi.
URL: [https://www.dikgazete.com/mobil/yazi/akdeniz-de-cin-ejderhasi-50-yilinda-kibris-rum-cin-iliskileri-4074.html

[7] Çin Ulusal İstihbarat Yasası (2017) — China Law Translate
Çin tescilli tüm şirketlerin ve vatandaşların devlet istihbarat organlarıyla kayıtsız şartsız işbirliği yapma zorunluluğunu ve bu gizli faaliyetlerin inkar edilmesini düzenleyen yasanın tam çevirisi.
URL: [https://www.chinalawtranslate.com/en/national-intelligence-law-of-the-p-r-c-2017/

[8] Çinli Dev Şirketler Türkiye’de Kamu İhalelerine Yasaklandı — Ege Alternatif Ekonomi Servisi
T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın, sözleşme yükümlülüklerini yerine getirmeyen CNPC Xibu ve Xinjiang Zhentong gibi Çin devlet destekli şirketleri kamu ihalelerinden men ettiğine dair resmi yaptırım haberi.
URL: [https://www.egealternatif.com/haber/cinli-dev-sirketler-turkiye-de-kamu-ihalelerine-yasaklandi_66606/

Haber Ajanda

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Bizi Takip Edin
Giriş Yap

Haber Nida ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

NİDAİ ile Sohbet Et

NİDAİ ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir