
globalvoices.org sitesinde Asiye Uyghur tarafından yayımlanan analizde, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in özellikle 2021 sonrası yerel yöneticilere “sosyal yönetişimi güçlendirme” çağrısı yaptığı belirtiliyor. Bu yaklaşımın yalnızca kamu düzeni politikası olmadığı, aynı zamanda Uygur toplumunun kültürel, dini ve sosyal yapısını dönüştürmeyi hedefleyen kapsamlı bir kontrol sistemi olduğu ifade ediliyor.
“Terörle Mücadele” Söyleminden Toplumsal Kontrole
2016’dan itibaren Çin’in işgali altındaki Doğu Türkistan'da kurduğu yoğun güvenlik sistemi, dünya kamuoyunda büyük tepki toplamıştı. Birleşmiş Milletler uzmanları, insan hakları kuruluşları ve bağımsız araştırmacılar; kitlesel gözaltılar, zorla kaybetmeler, dijital takip sistemleri ve dini özgürlüklere yönelik kısıtlamaları defalarca gündeme getirdi.
Çin hükümeti ise bu uygulamaları uzun süre “aşırıcılıkla mücadele” ve “istikrarın korunması” gerekçesiyle savundu. Ancak son dönemde kullanılan dilin değiştiği dikkat çekiyor. Devlet medyasında artık toplama kampları veya güvenlik operasyonları yerine “toplumsal uyum”, “modern yönetişim”, “ekonomik kalkınma” ve “istikrar” vurgusu öne çıkarılıyor.
Uzmanlara göre bu strateji, baskı mekanizmasını daha sıradan ve teknik bir yönetim modeli gibi göstermeyi amaçlıyor.
Uygurlar Kendi Topraklarında Azınlığa mı Dönüştürüldü?
Analizde dikkat çekilen bir diğer konu ise demografik dönüşüm. Çin Ulusal İstatistik Bürosu verilerine göre 1953 yılında bölgede Uygurlar nüfusun yaklaşık yüzde 75’ini oluştururken, Han Çinlilerinin oranı yalnızca yüzde 6 seviyesindeydi. Ancak devlet destekli göç politikaları sonucunda Han nüfusunun yıllar içinde hızla arttığı belirtiliyor. 2010 verilerinde Han Çinlilerinin oranının yaklaşık yüzde 40’a ulaştığı, Uygurların oranının ise yüzde 46’ya düştüğü ifade ediliyor.
Araştırmacılar, bu değişimin yalnızca ekonomik değil aynı zamanda siyasi bir dönüşüm yarattığını savunuyor. Resmi olarak “özerk bölge” statüsüne sahip olmasına rağmen bölgedeki en güçlü makam olan Komünist Parti sekreterinin Pekin tarafından atanması, Uygurların yönetimde sembolik düzeyde temsil edildiği eleştirilerine yol açıyor.
Dijital Gözetim ve Sessiz Baskı Dönemi
Yeni dönemde Çin’in baskı yöntemlerinin daha sofistike hale geldiği belirtiliyor. Açık askeri operasyonlar yerine veri teknolojileri, yapay zekâ destekli gözetim sistemleri ve sosyal davranış kontrolü ön plana çıkıyor. İnsan hakları savunucuları, bu modelin klasik baskı yöntemlerinden farklı olarak gündelik hayatın içine yerleştiğini ifade ediyor.
Özellikle yurt dışındaki Uygur diasporasının büyük bölümünün aileleriyle iletişim kuramadığı, birçok kişinin gözaltına alındığı ya da “kaybolduğu” iddia ediliyor. Analizde, baskının artık yalnızca fiziksel değil psikolojik ve toplumsal bir yapıya dönüştüğü vurgulanıyor.
Yeni “Etnik Birlik Yasası” Endişeleri Artırdı
Çin’in 2026 yılında kabul ettiği “Etnik Birlik ve İlerlemeyi Teşvik Yasası” da tartışmaları büyüttü. Uygur örgütleri ve insan hakları kuruluşları, yasanın asimilasyon politikalarını yasal zemine taşıdığı görüşünde. Dünya Uygur Kongresi, düzenlemenin “devlet güvenliği” ve “ayrılıkçılıkla mücadele” başlıkları altında yetkililere çok geniş müdahale alanı sunduğunu açıkladı.
Eleştirmenlere göre Çin yönetimi artık sert güvenlik politikalarını doğrudan savunmak yerine bunları “modern devlet yönetimi”, “sosyal istikrar” ve “ulusal birlik” kavramlarıyla yeniden tanımlıyor. Bu durumun ise Uygur kimliğinin, dilinin ve kültürel yapısının zamanla görünmez hale gelmesine yol açabileceği belirtiliyor.
