Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yavuz Köktaş, sosyal medya hesabından, “Eskiden Türkiye’nin İslam devleti olmasa da İslam ülkesi olduğu kanaatini taşıyordum. Bugün gördüğüm Rize sokaklarından sonra buranın İslam ülkesi değil, gavur ülkesi olduğu kanaati bende perçinleşiyor. Amerika neyse Türkiye de o… Minarelerden ezan okunması işi değiştirmiyor” ifadelerini kullanarak toplumda çürümüşlüğe neden olan sebeplerin başında gelen teşhirciliği eleştirdi.
Bu paylaşımdan dolayı Üniversite yönetimi hoca hakkında soruşturma açtı.
Prof. Dr. Yavuz Köktaş, daha sonra yaptığı paylaşımda da sözlerine açıklık getirdi.
“Gavur kelimesini kullanmakla dinden çıkmayı değil de dinden uzaklaşmayı, o da sadece bir açıdan ve neredeyse bütün aklı başında kadınların şikayetçi olduğu çıplaklaşmayı kastetmiş olsam da maksadını aşan bir ifade olduğu veya yanlış anlaşılmaya müsait olduğu açıktır. Ömrümün 30 yılını Rize’ye verdim. Rize’nin 30 yıl öncesi ile şimdiki halini çok iyi bildiğimi söyleyebilirim. Bahse konu sorun tüm ülke sathında aynı şekildedir. Bu durumun salt siyasetle de alakası yoktur.”
Prof. Dr. Yavuz Köktaş’ın paylaşımı üzerinden kopartılan fırtınaya bakıldığında, tartışmanın esas meselesinin ne olduğu özellikle ıskalanıyor. Köktaş’ın kullandığı “gavur ülke” ifadesinin maksadını aşan ve yanlış anlaşılmaya müsait olduğunu kendisinin de kabul ettiği açık. Ancak hocanın hemen ardından yaptığı açıklama, söz konusu ifadenin bir millete, etnik kimliğe veya belirli bir topluluğa hakaret amacı taşımadığını; Türkiye’de gördüğünü söylediği “çıplaklaşma” ve İslami değerlerden uzaklaşma üzerinden bir eleştiri olduğunu ortaya koyuyor. Nitekim haberlerde de Köktaş’ın Rize’deki gözlemini Türkiye genelindeki bir toplumsal değişime bağladığı aktarılıyor.
Tam da burada bazı Kemalist çizgideki medya organları ve sosyal medya hesaplarının yaptığı şey, sağlıklı bir tartışma yürütmekten ziyade bir kelimeyi cımbızlayıp bütün metnin yerine koymak oluyor. “Gavur ülke” ifadesini başlığa taşıyıp hocanın neyi eleştirdiğine, neden böyle bir değerlendirme yaptığına ve sonrasında ne kastettiğini açıklamasına yeterince yer vermemek, kamuoyunun kanaatini yönlendiren bir bağlam koparmadır. Köktaş’ın ifadelerinin üslubu elbette eleştirilebilir; hatta “gavur” kelimesinin yanlış anlaşılmaya müsait olduğu konusunda kendisi de geri adım atmıştır. Fakat bir akademisyenin kullandığı tartışmalı bir ifadeyi eleştirmek başka, onun bütün düşüncesini tek bir kelimeye indirip adeta linç malzemesine dönüştürmek başkadır. Eleştiri hakkı yalnızca belirli bir ideolojik çevrenin hoşuna giden fikirler için geçerli değildir.
Dahası, Türkiye’de çıplaklığın, teşhirciliğin ve kamusal alanda mahremiyet sınırlarının giderek daha fazla tartışılması başlı başına meşru bir toplumsal meseledir. Bir insanın özellikle dini ve ahlaki gerekçelerle teşhirciliği eleştirmesi, başlı başına soruşturma konusu yapılabilecek bir düşünce suçu gibi görülmemelidir. Köktaş hocanın üslubuna katılmayanlar çıkabilir, “gavur” benzetmesini yanlış veya ağır bulabilir; fakat yapılması gereken, düşünceyi bağlamından koparmak değil, düşüncenin kendisiyle tartışmaktır. Eğer özgürlükten, çoğulculuktan ve farklı hayat görüşlerine saygıdan söz edilecekse, bu ilkeler yalnızca Kemalist veya seküler hassasiyetler söz konusu olduğunda değil, dindar bir akademisyenin toplumun ahlaki gidişatına yönelik eleştirilerinde de geçerli olmalıdır.

















