1. Haberler
  2. Türk Dünyası
  3. Patrick Poon: Çin, “terörle mücadele” söylemini Uygurlara yönelik baskının gerekçesi olarak kullandı

Patrick Poon: Çin, “terörle mücadele” söylemini Uygurlara yönelik baskının gerekçesi olarak kullandı

Tokyo merkezli insan hakları araştırmacısı ve bağımsız gazeteci Patrick Poon, Çin’in 11 Eylül saldırılarının ardından küresel ölçekte güçlenen “terörle mücadele” söylemini Doğu Türkistan'daki Uygur politikasını meşrulaştırmak için kullandığını söyledi. Poon’un UCA News’te yayımlanan değerlendirmesinde, son 25 yıllık süreçte dini inanç, kültür ve etnik kimliğe yönelik sistematik baskı iddiaları ele alındı.

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
AI Özet, NİDAİ’ın yapay zekâ desteğiyle oluşturuldu.
İnsan hakları araştırmacısı Patrick Poon, UCA News için kaleme aldığı makalesinde Çin'in 11 Eylül saldırıları sonrası küresel terörle mücadele söylemini Doğu Türkistan'daki baskıcı politikalarını meşrulaştırmak için nasıl kullandığını analiz ediyor. Pekin yönetimi, terörizm ve aşırılıkçılıkla mücadele bahanesiyle Uygurların…

Tokyo’da yaşayan insan hakları araştırmacısı ve bağımsız gazeteci Patrick Poon, Katolik haber kuruluşu UCA News’te yayımlanan “Çin ‘terörle mücadele’ savaşını Uygurlara nasıl yöneltti?” başlıklı makalesinde, Pekin yönetiminin 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından ortaya çıkan uluslararası güvenlik atmosferini Uygurlara yönelik politikalarında nasıl kullandığını inceledi.

Poon’un değerlendirmesine göre Çin yönetimi, özellikle işgal altındaki Doğu Türkistan’da uyguladığı güvenlik politikalarını “terörizm, aşırılıkçılık ve bölücülük” olarak tanımladığı “üç kötü güç” ile mücadele çerçevesinde gerekçelendirdi.

Makale, 11 Eylül saldırılarından günümüze uzanan yaklaşık 25 yıllık dönemde güvenlik politikalarının giderek genişletildiğini ve bunun yalnızca silahlı eylemlerle bağlantılı kişi ve grupları değil, sıradan dini ve kültürel faaliyetleri de etkilediğini ifade ediyor.

“Terörle mücadele” yasaları tartışmanın merkezinde

Poon’un analizinde Çin’in hukuki düzenlemeleri de önemli bir yer tutuyor.

Çin yönetiminin 2015 yılında yürürlüğe koyduğu Terörle Mücadele Yasası, Pekin’in güvenlik politikasının yasal çerçevesinin önemli unsurlarından biri olarak değerlendiriliyor. Poon’a göre bu tür düzenlemeler, terörle mücadele kavramının kapsamının genişlemesine ve dini ya da kültürel faaliyetlerin de güvenlik perspektifiyle değerlendirilmesine zemin hazırladı.

Makalede ayrıca yakın dönemde kabul edilen etnik gruplar arasındaki “birliği” geliştirmeye yönelik yasal düzenlemelere dikkat çekiliyor. Poon, söz konusu düzenlemelerin resmi olarak toplumsal bütünleşmeyi ve etnik gruplar arasındaki birlikteliği hedeflediğini, ancak uygulamada Uygurların dini, kültürel ve etnik kimliklerinin sınırlandırılması yönünde kullanılabildiğini savunuyor.

Bu çerçevede makale, Pekin yönetiminin “birlik” ve “güvenlik” söylemlerinin, Uygurların kendi kimliklerini ve dini pratiklerini özgürce yaşama imkanları üzerindeki baskılarla çeliştiğini söylüyor.

İlham Tohti örneği

Poon’un değerlendirmesinde akademisyen İlham Tohti’nin davası da Çin’in Uygur politikasındaki çelişkilerin önemli örneklerinden biri olarak gösteriliyor.

Pekin’deki Minzu Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan İlham Tohti, Uygur toplumunun karşı karşıya olduğu sorunlar ve Çin-Uygur ilişkileri üzerine yaptığı çalışmalarla tanınıyordu. Tohti, 2014 yılında “bölücülük” suçlamasıyla ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Poon, Tohti’nin durumunu, Çin yönetiminin “etnik birlik” söylemi ile Uygurların hakları ve ifade özgürlüğü konusunda ortaya çıkan uygulamalar arasındaki gerilimi gösteren örneklerden biri olarak değerlendiriyor.

Uygur aktivistlerden “toplu suçlama” eleştirisi

UCA News’te yayımlanan makalede çeşitli Uygur aktivist, araştırmacı ve insan hakları savunucularının görüşlerine de yer veriliyor.

Uygur Hareketi yöneticisi Ruşen Abbas ile gazeteci Gülçehre Hoca, kendi aile üyelerinin herhangi bir suç işlediklerine dair kanıt bulunmadığını savunarak çeşitli biçimlerde gözaltı ve baskıya maruz kaldıklarını dile getiriyor.

Uygur aktivist Abdurehim Gheni ise Uygurlar arasındaki bazı direniş ve muhalefet biçimlerinin doğrudan “terörizm” olarak tanımlanmasının doğru olmadığını savunuyor. Gheni, yaşananların bir bölümünü sömürgeci yönetim olarak nitelendirdiği politikalar karşısında ortaya çıkan tepkiler şeklinde değerlendiriyor.

Dilbilimci ve yazar Abduveli Eyup de tek tek kişilerin gerçekleştirdiği suçların bütün bir etnik topluluğa mal edilmesine karşı çıkıyor. Eyup’e göre bireysel suçlarla bir halkın tamamının güvenlik tehdidi olarak görülmesi arasında ayrım yapılması gerekiyor.

Şair ve araştırmacı Aziz Isa Elkun ile Human Rights Watch araştırmacısı Yalqun Uluyol da baskı politikalarının gerçek anlamda toplumsal birlik sağlayamayacağını savunan görüşlere yer veriyor.

İnsan hakları örgütlerinden ciddi ihlal iddiaları

Uygurlara yönelik Çin politikaları, uzun süredir uluslararası insan hakları kuruluşlarının ve çeşitli hükümetlerin de eleştirilerinin konusu.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin 2022 yılında yayımladığı değerlendirmede, Doğu Türkistan’daki Uygur ve diğer ağırlıklı Müslüman Türk topluluklara yönelik uygulamalar kapsamında ciddi insan hakları ihlalleri bulunduğu ve bazı uygulamaların “insanlığa karşı suç teşkil edebileceği” sonucuna varılmıştı.

Çin hükümeti ise bu suçlamaları reddediyor. Pekin yönetimi, Doğu Türkistan’daki politikalarının terörizm ve aşırılıkçılıkla mücadele, ekonomik kalkınma, mesleki eğitim ve toplumsal istikrar amacı taşıdığını savunuyor. Çin makamları, bölgede “mesleki eğitim merkezleri” olarak tanımlanan tesislere yönelik uluslararası eleştirilerin de ülkenin iç işlerine müdahale olduğunu ifade ediyor.

Dolayısıyla Uygur meselesi, Çin’in “terörle mücadele ve güvenlik politikası” olarak tanımladığı yaklaşım ile uluslararası insan hakları kuruluşlarının “sistematik baskı” olarak nitelendirdiği uygulamalar arasındaki temel anlaşmazlık noktalarından birini oluşturuyor.

11 Eylül sonrası güvenlik paradigması

Patrick Poon’un analizinin temel noktalarından biri, Uygur politikasını yalnızca Çin’in iç güvenlik politikaları üzerinden değil, 11 Eylül saldırıları sonrasında oluşan küresel güvenlik ortamı üzerinden değerlendirmek.

11 Eylül 2001 saldırılarının ardından ABD ve müttefiklerinin başlattığı küresel terörle mücadele dönemi, birçok ülkenin güvenlik yasalarını genişletmesine ve terörizmle mücadeleyi uluslararası politikanın merkezine taşımasına yol açtı.

Poon’a göre Çin yönetimi de bu yeni uluslararası ortamdan yararlanarak Doğu Türkistan’daki güvenlik politikasını uluslararası “terörle mücadele” söylemiyle ilişkilendirdi.

Bu yaklaşımın zaman içinde yalnızca silahlı saldırılarla bağlantılı faaliyetlerle sınırlı kalmadığını savunan Poon, dini inançların, kültürel geleneklerin, dilin ve etnik kimliğin de güvenlik politikalarının konusu haline getirildiğini ileri sürüyor.

“Güvenlik” ve “birlik” söylemleri üzerinden baskı tartışması

Makalenin dikkat çektiği bir diğer konu ise Çin yönetiminin son yıllarda “etnik birlik” kavramına daha fazla vurgu yapması.

Pekin, farklı etnik gruplar arasındaki ortak kimliğin güçlendirilmesini ve ulusal birlik anlayışının geliştirilmesini devlet politikasının önemli unsurlarından biri olarak sunuyor.

Ancak Poon ve makalede görüşlerine yer verilen Uygur aktivistler, gerçek birlikteliğin bir grubun dini ve kültürel kimliğinin sınırlandırılması yoluyla sağlanamayacağını söylüyor.

Bu görüşe göre toplumsal bütünleşme, insanların kendi dini, kültürel ve etnik kimliklerini koruyabilmeleri ve temel haklardan eşit şekilde yararlanabilmeleriyle mümkün olabilir.

Uluslararası topluma çağrı

Patrick Poon, makalesinin sonunda uluslararası toplumu Çin’in “güvenlik”, “terörle mücadele” ve “etnik birlik” gerekçeleriyle uyguladığı politikaları daha yakından incelemeye çağırıyor.

Poon’a göre uluslararası toplumun, güvenlik politikaları ile temel insan hakları arasındaki sınırın korunması konusunda daha güçlü bir tutum sergilemesi gerekiyor.

Makalede yer verilen görüşler, Uygur meselesinin yalnızca bölgesel bir güvenlik sorunu olarak değil; dini özgürlük, kültürel haklar, ifade özgürlüğü, etnik kimlik ve insan hakları bağlamında da ele alınması gerektiğini savunuyor.

Öte yandan Çin yönetimi, Uygurlara yönelik politikalarının “terörizm ve aşırılıkçılıkla mücadele” kapsamında olduğunu ve bölgedeki istikrarı sağlamayı amaçladığını belirtiyor. Pekin, kendisine yöneltilen “sistematik baskı” ve “insanlığa karşı suç” suçlamalarını ise reddediyor.

Böylece 11 Eylül saldırılarından 25 yıl sonra Uygur meselesi, küresel terörle mücadele politikalarının güvenlik ile temel hak ve özgürlükler arasındaki sınırı nasıl etkilediğine ilişkin uluslararası tartışmaların önemli başlıklarından biri olmayı sürdürüyor.

Kaynak: UCA News / Patrick Poon değerlendirmesi

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Akşam Kapanışı 4 Ağustos 2026 akşam Haber Bülteni
Bizi Takip Edin
Giriş Yap

Haber Nida ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

NİDAİ ile Sohbet Et

NİDAİ ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir