Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Demokrasi Çöktü Şirketokrasi Terör Estiriyor – Ercan Çifçi

Bugün başını dev bankaların çektiği 147 uluslararası şirket, dünya varlığının yüzde 40′ını kontrol etmektedir. Ülkemizde “Üç bin Aile” kavramı dünyada ekonominin yüzde 60′ını elinde tutan bu şirketlere denk gelmektedir. Her ülkenin içinde bu çok uluslu şirketlerin dernekleri, örgütleri ve teknokrat şeklinde beslediği yöneticileri vardır. Ülkelerin gelir kaynaklarının üstüne çöken bu “şirket-aile”ler pazar payı hesabı kuşatması altına aldığı yerde kendilerine bağlı zenginler üreterek onları çok milletli şirketlerin bayisi haline getirirler.

Bugün başını dev bankaların çektiği 147 uluslararası şirket, dünya varlığının

Ercan Çifçi

Kapitalizm bir süre önce sömürüsünü sürdürme amaçlı icat ettiği “demokrasi” ile açıktan açığa vedalaştı. İşgal ettiği yahut işgalini gizliden gizliye sürdürdüğü ülkelerde “daha demokratik yaşam-ileri demokrasi” kavramları ile sürekli icat ettiği krizleri artık kimse yutmadığından ciddi anlamda kaygılanmaya ve endişelenmeye başladı. Bu endişe ve korkuya rağmen “hükmetme”, “kaynakların kullanımını ele geçirme”, “pazarları kaybetmeme” ve “kâr marjını artırma” gaye ve eylemlerinden yine de vazgeçmedi. Nihayetinde “Kapitalist Modernite”nin kendini yaşatma yolu krizdir. “Önce kriz çıkart, sonra krizi yönet!”
alışılagelmiş bir emperyalist Batı davranışıdır. Bu davranışlar batılı “para baronları” için bir oyun haline dönmüştür. Bu oyunda, önce kitle zihnine ve algılara dönük daha çok kazanma duygusu ve uyuşturucu seviyesini aşan bir hırs arzusu propaganda edilir. Geleceğe dair “kazanma, daha çok kazanma” dışında bir güdüsü olmayan kitlelerde her şey belli bir kıvama erince bu defa “Küresel kriz geliyor” korkusu oluşturulur. Ardından devlet tahvilleri, banka faizleri, fonlar, hisseler üzerinde spekülasyonlarla oyunlar başlar. Herkes borsada olup bitenlere bakarken küçük yatırımcı çoktan söğüşlenmiş, orta seviye yatırım sahipleri ise bayağı bir silkelenip iflasa sürüklenecek konuma getirilmiştir. Bu vesileyle ülkenin gelir ve kâr getiren kurumları bir bir ele geçirilmekle kalınmaz, mevcut siyasi otorite de bu minvalde “şirketokrasi”nin istekleri doğrultusunda terbiye edilmeye başlanır.

Bu arada ideolojik olmaktan daha çok “gizli dünya iktidarı” kurmak isteyen bir grup
sömürgeci eliti ifade eden “şirketokrasi” ironik bir yakıştırmadan ibarettir. Ancak yine de belli bir anlam atfedilerek bir tanım kazandırılmıştır şirketokrasiye. Buna göre şirketokrasi “ülkeleri, büyük kapitali ve insan gücünü elinde bulunduran şirketlerin yönetmesi gerektiğine inanılan yönetim şekli”nin adıdır. Daha çok bir ütopyayı andıran “şirketokrasi” iktidarı ele geçirme yahut devlet idare etme biçimlerine ciddi anlamda bir tehdittir. Büyük şirketler, çok milletli bankalar, bürokrasi medya ve terör üçlüsü şirketokrasinin ayrılmaz organlarıdır.

Şirketokrasinin en önemli ayağı “Ekonomik Tetikçi”lerdir. Bunlara “Şirketokrasinin
Misyonerleri” de denilebilir. “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları – Şirketokrasi ” adlı kitabın yazarı John Perkins, kitabında “Şirketokrasi Misyonerleri” ile ilgili özetle şöyle diyor; Evet, emperyalist sömürü modern zamanlarda Ekonomik tetikçiler çakallar ve ABD ordusu eliyle yürümektedir. Ekonomik tetikçiler zeki insanlar arasından seçilerek özel yetiştirilirler. Ekonomist, mühendis, bankacı, hukukçu, öğretim üyesi vb. kimlikler ile şirketlerde görevlendirilir ve çok yüksek maaşlarını görevli oldukları şirketlerden alırlar, ancak CIA ya bağlıdırlar. Ekonomik Tetikçilerin görevi, diğer milletleri şirketokrasiye boyun eğmeye zorlayan koşulları meydana getirmektir. Gittikleri ülkelere, iyilik meleği kimliğine bürünerek; alt yapı, elektrik santralleri, oto yollar, limanlar, hava alanları, sanayi siteleri yapımı için borç verilmesini sağlarlar. Bu borçların bir şartı da, tüm bu projelerin yapımcısının, şirketokrasiye bağlı şirketler olmasıdır. IMF, Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Bankası, OECD, G8, G20, Bilderberg, Davos, Avrupa Konseyi gibi kurumlar ise “şirketokrasi”nin kırbacı ve sözde merhamet ağacıdır. Bu şirketlerin en büyük hamisi terör örgütü Siyonizm ve onun temsili resmi İsrail’dir.

Okumadan Geçme  Devlet Bahçeli'den TÜSİAD'a ayar: 'Vesayetçiliği nüksetti'

Bu hale Nasıl Gelindi?

Batı (ABD ve Avrupa) sanayileşmeyle birlikte Afrika’dan Hindistan’a, Uzak Doğu’dan Güney Amerika’ya neredeyse tüm dünyayı kuşatan bir sömürü ağı kurmuş, küresel şirketler aracılığı ile de bunu sürdürülebilir hale getirmiştir. Kendi dışındakileri hep “öteki” olarak gören Batı’nın zenginliğinin büyük kısmı siyah Afrika’nın ve Doğu’nun kaynaklarıyla meydana gelmiştir. Dünyayı sömüren güçler iki defa – Birinci ve İkinci Dünya Savaşı- büyük anlaşmazlığa düştüler ve milyonlarca insanın öldüğü, sakat kaldığı kadın ve çocukların yurtsuz yuvasız bırakıldığı, insanların kitleler halinde soykırıma tabi tutulduğu savaş gerçekleştirdiler. Ardından birbirleri ile kıyasıya kavga eden bu Avrupa ülkeleri dünya pastasını kavga etmeden paylaşmak adına şimdiki Avrupa Birliğini kurdular. ABD-İsrail ve Batı(Rusya dâhil) kendilerine bile dost olmayan bu devlet kılıklı yasadışı yağmacı şirketler, korkunç bir şekilde zayıf ülkeleri sömürme paylaşımı gerçekleştirmişlerdir. Bu paylaşım planında her ülke kendine düşen/pay edilen ülkeye karşı istediği gibi müdahale etme, istediği gibi kullanma hakkına sahiptir. Bugün Libya’da ki sömürüye nasıl ki Çin’in yahut Rusya’nın sesi çıkmıyorsa, Doğu Türkistan’da terör estiren Çin’e, Çeçenistan’ı işgal ederek ülkeyi boydan boya soykırıma tabi tutan Rusya’ya kimsenin sesi çıkmıyor. Bugün Mısır’da ABD kaynaklı teröre, Mali’de Fransa kaynaklı teröre, Türkiye ve Ortadoğu’da İsrail ve Batı kaynaklı teröre, Irak’ta ve Suriye’de Rusya İran ve ABD kaynaklı teröre de yine aynı sebepten ses çıkmıyor.

Okumadan Geçme  Küfre Meydan Okuyuşun Mekânı İSMAİLAĞA

Üç Bin Aile ve Şirketler

Bugün başını dev bankaların çektiği 147 uluslararası şirket, dünya varlığının yüzde
40′ını kontrol etmektedir. Ülkemizde “Üç bin Aile” kavramı dünyada ekonominin yüzde 60′ını elinde tutan bu şirketlere denk gelmektedir. Her ülkenin içinde bu çok uluslu şirketlerin dernekleri, örgütleri ve teknokrat şeklinde beslediği yöneticileri vardır. Ülkelerin gelir kaynaklarının üstüne çöken bu “şirket-aile”ler pazar payı hesabı kuşatması altına aldığı yerde kendilerine bağlı zenginler üreterek onları çok milletli şirketlerin bayisi haline getirirler.

Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu ile meşhur olan “Üç Bin Aile” tespiti, ülkemizde bilhassa son yüz elli yıldır bir takım çevrelerce zenginleştirilen birçoğu açıktan İslam ve Anadolu düşmanı şirketleri de kapsamaktadır. Mevzuun orijinali şöyle; “T.C. içinde yaşayan 3000 aile; hukukta bunların çıkarına göre, ekonomi de, siyaset de, ordu da, polis de… Kendi aralarındaki dalaşmalar bir yana, bunlar hukuk üstü imtiyazlı bir zümredir! Devlet, hukuk demektir ve hukuku olmadığı yerde devlet değil, çete vardır.”

Gelirleri üretim mekanizmasına bağlı olmayan bu şirketler ticari yolla elde ettiklerinin belki yüz katını faiz yolu ile yapmaktadır. Yönetim şekline ister komünist deyin ister cumhuriyet, ister demokrat olun ister kapitalist veya liberalist, birçok yerde ülkeleri sermaye
gücünü elinde bulunduran şirket-aileler yönetmektedir. Son on beş yıldır verilen mücadele ile ülkemizde bu etki devre dışı bırakılmıştır. 31 Mart Darbesinden 15 Temmuz Darbesine gerçekleşen, devlete ve ekonomiye yapılan müdahaleler kadar her defasında bu şirketlerin sermayesini artırmış, ülkenin “Üç bin aile” tarafından yağmalanmasına imkân sağlamıştır.
Ancak her geçen gün bu örgütlü çete deşifre olmakta, ülke yönetiminden, ekonomi ve sanat dünyasından sökülüp atılmaktadır.

Okumadan Geçme  Kalk Şimon Biz Geldik! - Ercan Çifçi

Şirketokrasi Demokratik Yollarla Ortadan Kalkmaz

Bugün, farklı coğrafyalarda küçük veya dev nüfuslu toplumların başlarında, kendilerini sömüren, kendilerine işkence eden yabancı krallıklar, derebeylikleri imparatorluklar kalmadı. Onların yerini toprağı, kaynakları ve insanlarıyla birçok özel şeyin sahibi büyük şirketler aldı. İdeolojiler, şirketlerin kültürel egemenlik aracı; batıl dinler, kitlelerin inancını tahrif yahut aynı kitleleri uyutma malzemesi; sinema ve film endüstrisi toplumsal mühendisliğin en güçlü taşıyıcı unsuru oldu. Şirketokrasi” yürütücüsü elitler, sömürdükleri ve milyonlarca insanın kanı pahasına elde ettikleri trilyon dolarların çok az bir kısmıyla, kendi iğrençlikleri, işkenceleri ve sömürüleri görünmesin, belli olmasın hatta karşı çıkılmasın diye Sinema, Tv, medya, sosyal medya, reklamlar, filmler-diziler, maçlar ve demokrasi masalı ile beyinler uyuşturularak, hedef kitlede zihinsel soykırım gerçekleştirmeye kadar propaganda gayesi gütmektedirler.

Öyle ki, sağ-sol, Türk-Kürt, mülteci-ırkçı birbirimizi öldürmemizi de bu şirketler
telkin ediyor ve ardından maaşlandırılmış, mühendisleştirilmiş, kariyer putu ile köleleştirilmiş kitlelere ürettirdiği gıda, ilaç, teknoloji, tarım, eğitim ve silahları tüketmemizi istiyor. Küreselci bu şirketler hem dünyada hem ülkemizde yaşadıkları ekonomik krizi dünyanın birçok yerinde ki milyarlarca mazluma ödetmek istiyorlar. Saldırganlıkları, yağmada aceleci oluşları, koca koca devletleri “haraca” bağlamaları vermeyenlerin üstüne “kiralık ordular-şirketler” aracılığı ile kan kusmaları vesaire hep bu sebepten.

“Şirketokrasi”yle mücadele etmenin yolu, en azından ülkemiz için; Üç Bin Aile!nin
bütün sömürü kaynaklarının kurutulması, devlete dayadıkları hortumun kesilmesi ve hukuken usulsüzlüklere batmış olan bu zümrenin bir an önce yargı önüne getirilmesidir. Aksi bir durumda binlerce Anadolu gencinin kanını kendi çıkarlarına heba edecek bu “üçbin aile” sömürülerine kesintisiz ve acımasızca devam edecektir.