Hengaw İnsan Hakları Örgütü’nün aktardığı bilgilere göre, mimar ve kültürel aktivist olan Vaziri, 20 Haziran 2025’te Tahran’daki evinde güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındı. Daha sonra Evin Cezaevi’ne sevk edilen Vaziri, “ulusal güvenliğe karşı örgütlenmek”, “rejime karşı propaganda yapmak” ve “dini lideri aşağılamak” gibi suçlamalarla yargılandı. Mahkeme, herhangi bir açık delil sunmadan 18 yıl hapis cezası verdi.
Ailesi ve avukatları, yargılama sürecinin kapalı yürütüldüğünü ve savunma hakkının ciddi şekilde ihlal edildiğini belirtiyor. Vaziri’nin, Kaşkay Türklerinin dili, kültürü ve gelenekleri üzerine yürüttüğü çalışmalar nedeniyle hedef alındığı ifade ediliyor.
Bu olay, İran’da yaşayan Türk kökenli topluluklara yönelik baskı politikalarının yeni bir örneği olarak değerlendiriliyor. Kaşkay Türkleri, İran’ın güneybatısında — özellikle Fars, İsfahan ve Huzistan eyaletlerinde — yaşayan yaklaşık 1,5 milyon nüfuslu bir topluluk. Göçebe ve yarı göçebe yaşam tarzıyla bilinen Kaşkaylar, yüzyıllardır kendi dili, gelenekleri ve aşiret yapısını korumaya çalışıyor. Ancak son yıllarda devlet politikaları, bu kültürel mirasın kamusal alanda yaşatılmasını ciddi biçimde kısıtlıyor.
Kaşkay Türkçesi, Oğuz Türkçesinin bir lehçesi olmasına rağmen, İran’da eğitim ve resmi kurumlarda kullanılmasına izin verilmiyor. Çocuklar okullarda yalnızca Farsça eğitim alabiliyor, yerel dillerin öğretilmesi ise yasak kapsamında değerlendiriliyor. Kültürel etkinliklerin düzenlenmesi, Türkçe yazılı materyal yayımlanması veya etnik kimliği öne çıkaran faaliyetler “ulusal güvenliğe tehdit” olarak yorumlanıyor.
Tarihsel olarak, İran devleti göçebe toplulukları yerleşik hayata geçirmeye çalışmış, bu da Kaşkay toplumunun ekonomik ve sosyal yapısını derinden etkilemişti. Otlak alanlarının sınırlandırılması ve göç yollarının kontrol altına alınması, geleneksel geçim biçimlerini zorlaştırmış; birçok Kaşkay ailesi büyük şehirlere göç etmek zorunda kalmıştı.
Son yıllarda ise güvenlik güçlerinin Kaşkay yerleşim bölgelerinde baskı uyguladığı, bazı köylerde mala zarar verme ve keyfi gözaltı olaylarının yaşandığı bildiriliyor. Uluslararası insan hakları kuruluşları, İran’ın etnik azınlıklara yönelik politikalarını “sistematik ayrımcılık” olarak nitelendiriyor.
Behnam Vaziri’nin tutuklanması, bu baskıların bir devamı olarak görülüyor. Aktivist çevreler, onun suçunun yalnızca “Kaşkay kimliğini savunmak” olduğunu vurguluyor. İnsan hakları savunucuları, uluslararası kamuoyunu İran’daki etnik azınlıkların durumu konusunda daha fazla baskı yapmaya çağırıyor.
Vaziri’nin avukatları, karara itiraz edeceklerini bildirirken, ailesi onun sağlık durumundan endişe ediyor. İran yönetimi ise konuya ilişkin herhangi bir resmi açıklama yapmadı.
Behnam Vaziri vakası, yalnızca bir bireyin değil, bütün Kaşkay Türklerinin kültürel kimlik ve ifade özgürlüğü mücadelesinin simgesi haline gelmiş durumda.

