Belgeler, cesetlerin işkence ve infazlarla tanınan “Sde Tieman” gözaltı merkezinden geldiğini gösteriyor. Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı, gözaltı sırasında işkence ve infazlarla suçlanan bu kötü şöhretli merkezde 165 Filistinlinin parçalanmış cesedinin tutulduğunu doğruladı.
Sağlık Bakanlığı genel müdürü ve cesetlerin incelendiği Han Yunus’taki Nasser Hastanesi sözcüsü Dr. Munir al-Barş, her ceset torbasının içinde bulunan bir belgenin, tüm cesetlerin Negev çölündeki askeri “Sde Tieman” merkezinden geldiğini gösterdiğini açıkladı. Negev çölündeki Sde Tieman askeri üssünde Filistinli tutuklular kafeslerde tutuluyor, gözleri bağlanıyor, kelepçeleniyor ve prangaya vuruluyordu.
Al-Barş, “Ceset torbalarının içindeki belge kartları İbranice yazılmış ve cesetlerin Sde Tieman’da tutulduğunu açıkça gösteriyor. Kartlar ayrıca bazı cesetler üzerinde DNA testleri yapıldığını da gösteriyor” diye ekledi.
Filistinli cesetlerin bazı fotoğraflarında, gözleri bağlı ve elleri arkadan bağlanmış birçok kurban görülüyor. Bir fotoğrafta bir adamın boynuna bağlanmış bir ip görülüyor.
Han Yunus’taki doktorlar, resmi incelemeler ve saha gözlemlerinin işgalcilerin birçok Filistinliyi öldürdüğünü, sahada infaz ettiğini ve sistematik işkence uyguladığını açıkça gösterdiğini söyledi. Belgelenen bulgular arasında yakın mesafeden doğrudan ateş edildiğine dair açık işaretler ve işgalci israil tanklarının tekerlekleri altında ezilmiş cesetler yer alıyor.
İnsan Hakları Doktorları, işgalci israil gözaltında ölen Filistinlilerin sayısının eşi görülmemiş düzeyde olması, işkence ve tıbbi ihmal sonucu ölümleri belgeleyen kesin kanıtlar ve şimdi de iade edilen cesetlerle ilgili bulguların, işgalden sorumlu olanların hesap vermesi için bağımsız bir uluslararası soruşturma yapılmasını gerektirdiğini belirtti.
Bu bağlamda, Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları Gözlemevi, acımasız işkence ve sahada infazlara dair işaretler karşısında acil ve bağımsız bir uluslararası soruşturma yapılması çağrısında bulundu.
Gözlemevi yaptığı açıklamada, kurbanların cesetlerinin üç grup halinde (Salı günü 45, Çarşamba günü 45 ve Perşembe günü 30) teslim edildiğini belirterek, düzinelerce cesedin kimliğinin hala tespit edilemediğini kaydetti.
Açıklamada, tıbbi muayeneler ve adli tıp raporları ile saha gözlemlerinin, birçok kurbanın gözaltında işkence gördükten sonra öldürüldüğüne dair ikna edici kanıtlar ortaya koyduğu belirtildi. Bu kanıtlar arasında şunlar yer alıyordu: boyunlarında asılma izleri ve ip izleri, çok yakın mesafeden ateş edilerek meydana gelen yaralanmalar, plastik bağlarla bağlanmış eller ve ayaklar ve gözleri bağlı, tank paletleri altında ezilmiş cesetler, ağır fiziksel işkence izleri, kırıklar, yanıklar ve derin yaralar.
Açıklamada, Gazze Sağlık Bakanlığı Genel Müdürü Munir al-Barş’ın şu sözleri aktarıldı: “Bize teslim edilen cesetler hayvanlar gibi bağlanmış, gözleri bağlıydı ve işkence ve korkunç yanık izleri taşıyordu… Doğal nedenlerle ölmemişlerdi, bağlandıktan sonra infaz edilmişlerdi.”
Gazze Sağlık Bakanlığı Genel Müdürü Münir el-Barş ise basın açıklamalarında, 165 kimliği tespit edilemeyen cesetten 51 Filistinlinin aileleri tarafından teşhis edildiğini söyledi. İşgal güçleri tarafından teslim edilen cesetlerin ilk görüntülerinin şok edici ve dehşet verici olduğunu, çiğnenme, yakılma, iplerle boğulma, gözleri bağlanma ve yakın mesafeden infaz gibi kötü muamele belirtileri bulunduğunu doğruladı.
Gözlemevi, bu bulguların “korkunç bir saha infazları ve sistematik işkence örüntüsünü” ortaya çıkardığını değerlendirerek, ellerini ve ayaklarını bağlı ve gözleri bağlı insanları öldürmenin, kurbanın statüsü ne olursa olsun, uluslararası hukukta suç teşkil ettiğini vurguladı.
Gözlemevi, bağımsız tıbbi ekiplerin cesetleri teşhis etmek ve ölüm nedenlerini belgelemek için Gazze’ye derhal giriş izni verilmesini talep etti ve cesetlerin ailelerine iade sürecini hızlandırmak için Uluslararası Kızılhaç Komitesi ile işbirliği çağrısında bulundu.
Ayrıca, Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu ve Uluslararası Ceza Mahkemesinden bu olayları devam eden soruşturmalarına dahil etmelerini talep ederek, bunları soykırım yapma niyetini gösteren savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar olarak nitelendirdi.
Uluslararası topluma ve Birleşmiş Milletlere hesap verebilirliği sağlamaları ve faillere karşı hoşgörülü davranmamaları çağrısında bulunan Gözlemevi, sessiz kalmanın uluslararası adalet sistemini anlamsız hale getireceği uyarısında bulundu.

