1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yılmaz Er
  4. Doğu Türkistan: Nar Taneleri mi, Tek Bir Kabuk mu? “Çok Renkli Milletler” Kampanyası’nın Görünmez Çerçevesi
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Doğu Türkistan: Nar Taneleri mi, Tek Bir Kabuk mu? “Çok Renkli Milletler” Kampanyası’nın Görünmez Çerçevesi

featured

Bir sabah, akordeon ezgileri eşliğinde İli Kazak Özerk İli Müzesi’nde başlayan etkinlik, beş bölgenin bilişim ofislerini ortak bir kampanyada buluşturuyor: “石榴花开、籽籽同心——多彩民族有多彩” — “Nar çiçekleri açıyor, taneler yürek birliğinde: Çok renkli milletler ne kadar da renkli.” Guizhou’dan yola çıkan Dong etnik grubunun korosu İli vadisinde yankılanıyor; 218 numaralı karayolunun Tanrı dağı’daki inşaatında çalışan Guizhou’lu mühendis Yang Xiaozhu, “yolun getirdiği istihdam ve refahı” anlatıyor; @摄行中国 (@Çinfotoğrafları) rumuzlu bir “pozitif enerji” fenomeni ise kamerayla “sınır boylarının gündelik yaşamını” ölümsüzleştirdiğini söylüyor. Gazete sayfasında bu, bir kültür festivali haberi gibi görünüyor. (¹) Ama kampanyanın kurumsal mimarisi — Merkezi Sanal Alan İdaresi’nin yönlendirmesi, beş bölgenin eşgüdümü, “民族团结” (milletler birliği) ve “中华民族共同体意识” (Çin ulusunun ortak bilinci) kavramlarının haberi baştan sona örmesi — bu görünümün çok ötesinde bir siyasal projeye işaret ediyor.

İnsanı durduran soru şu: Bu kampanya gerçekten etnik çeşitliliği ve toplumsal birlikteliği mi görünür kılıyor, yoksa farklı etnik kimlikleri devlet tarafından tanımlanan ortak bir Çin ulusal kimliği içinde yeniden şekillendiren modern bir kimlik inşası mekanizması mı işletiyor?

“Birlik” bir gözlem mi, bir yönerge mi?

Haberin dili, “birlik”i toplumun doğal ve kendiliğinden bir ürünü olarak kuruyor: Milletler “el ele tutuşur”, kültürler “kaynaşır”, herkes “aynı ailenin üyesidir”. Oysa Çin’de milletlerin belirlenmesi, sınıflandırılması ve temsili hiçbir zaman kendiliğinden bir süreç olmadı; Zhao ve Postiglione’un işaret ettiği gibi, bu “yukarıdan yönlendirilen” bir yaklaşımdır ve millet kimlikleri “Çin ulusunun kapsayıcı ve onurlu kimliğine tabi kılınır” (Zhao & Postiglione, 2010). Kampanyanın anahtar kavramları da bu tabiiyetin icrasıdır: Klişe ve Marinelli’nin gösterdiği üzere, Doğu Türkistan’daki “milletler birliği ve radikallikten arındırma” politikası, medya, siber uzay ve kamusal tartışmanın denetimini genişletmiş ve Uygur kimliğinin din, kültür ve dil gibi temel unsurlarını kontrol eden mekanizmaları hızlandırmıştır (Klimeš & Marinelli, 2018). Bu bağlamda “birlik” bir gözlem cümlesi değil, bir yönergedir: Devlet, “birlik içinde çeşitlilik” anlatısını sürekli yeniden üretmek zorundadır, çünkü birlik ancak üretildiği ölçüde gerçektir. Röportaj formatındaki “sıcak hikâyeler” bu yönergeyi doğallaştırmanın en etkili aracıdır — her aktör, devlet söylemini kendi kişisel deneyimi gibi aktarır.

Ortak topluluk: toplumsal gerçeklik mi, devlet projesi mi?

“中华民族共同体意识” — Çin ulusunun ortak bilinci — kavramının haberin tam merkezine yerleştirilmesi tesadüf değildir. Xi Jinping döneminde bu kavram millet politikasının “ana hattı” haline gelmiştir; Kang ve Yeo’nun çözümlemesine göre kavramın işlevi, sistem için potansiyel tehdit sayılan “azınlık” millet kimliklerini zayıflatmaktır ve bu söylem yalnızca “azınlıkları” değil, Tayvan ve Hong Kong’daki kimlik sorunlarını da kapsayacak biçimde genişletilmiştir (Kang & Yeo, 2024). Golod, Çin’in kendini “birleşik çok milletli devlet” olarak tanımlamaktan “Çin ulusunun birleşik topluluğu”nu öne çıkarmaya geçişinin, millet özerklik ve çeşitlilik alanını daraltan bir “müzeleştirilmiş çokkültürlülük” ürettiğini savunur; bu yaklaşımda kültürel homojenleşme, Parti’nin uzun vadeli istikrar stratejisinin merkezinde yer alır (Golod, 2025). Yan ve Vickers’ın tarih ders kitapları üzerindeki çalışması da aynı gerilimi belgeler: Resmî söylem bir yandan “çok etnikli, kapsayıcı” bir Çinlilik tahayyülünü savunurken, öte yandan Çin kültürünü ve başarılarını kutlayan milliyetçi söylem giderek güçlenmekte, 2018 anayasa değişikliğiyle “Çin ulusu” (zhonghua minzu) kavramının anayasaya girmesi tek ve homojen bir ulusal kimlik vizyonunu pekiştirmektedir (Yan & Vickers, 2023). “Ortak topluluk” bu haliyle çoğulcu bir model değil, farklılıkları daha geniş bir ulusal kimlik içinde istikrara kavuşturmayı hedefleyen bir kapsama stratejisi olarak okunabilir.

Renkler neden konuşmuyor?

Kampanyanın adındaki ” çok renkli ” (多彩) metaforu, milletleri siyasal ve tarihsel özneler olarak değil, folklorik renkler olarak konumlandırır. Haberde çeşitlilik daima estetik bir düzlemde temsil edilir: müzik, dans, el sanatları, “somut olmayan kültürel miras” aktarıcıları. Golod’un “müzeleştirilmiş çokkültürlülük” nitelemesi tam da bu estetikleştirmeyi hedef alır — kültür, kendi tarih anlatısından ve taleplerinden arındırılarak sergilenebilir bir nesneye dönüştürülür (Golod, 2025). Baioud ve Khuanuud’un İç Moğolistan’daki dijital propaganda kampanyalarına dair çözümlemesi de aynı mekanizmayı farklı bir bölgede gösterir: “ulusal birlik ve kalkınma söylemleri Han-merkezli asimilasyonist ideolojiyle doludur” ve geçmiş, bugün ile gelecek, “folklorik-sömürgeci” bir uzam-zamana dönüştürülür (Baioud & Khuanuud, 2022). Soru şudur: Haberdeki Guizhou’lu koro, İli’nin çok dilli ve çok dinli toplumsal dokusunun hangi siyasal gerçekliğini taşır? Dong korosunun sesi İli vadisinde yankılanırken, kendi dilinde ve kendi talepleriyle konuşan Uygur, Kazak, Kırgız sesleri haberde nerede? Kültürel mirasın devlet destekli bir kampanyada “korunması” mı yoksa yeniden çerçevelenmesi mi söz konusudur — bu soru, kültüre “renk” muamelesi yapıldığı anda yanıtını bulur: Renkler, resmin bütününe dekor olur; resmin çerçevesini ise devlet çizer.

Görünmeyen güç asimetrisi ve “karşılıklı” kaynaşma

Haberde bütün milletlr eşit aktörler olarak sunulur; devlet ile milleetler arasındaki güç asimetrisi ise hiçbir cümlede görünmez. “各民族交往交流交融” — milletlerin karşılıklı iletişimi, etkileşimi ve kaynaşması — formülü, bu sürecin karşılıklı ve gönüllü olduğu izlenimini verir. Oysa Xi Jinping’in “birlik” konuşmalarında “milletler arasında etkileşim, değiş tokuş ve kaynaşmanın güçlendirilmesi” ile birlikte “iki dillilik” eğitimi de bir hedef olarak anılır (Elliott, 2014) — ve bu “iki dillilik” uygulamalarının Doğu Türkistan’da fiilen tek dilliliğe dönüştüğü, “örtülü bir tek dillilik politikası” yarattığı belgelenmiştir (Yan & Vickers, 2023). Anderson’ın alan araştırması, 2022 itibarıyla Doğu Türkistan okul sisteminde Uygurca’nın hemen hemen hiçbir ayrıcalıklı alanı kalmadığını kaydeder (Anderson, 2022); Eruygur’un toplumdilbilim çalışması da Doğu Türkistan’da köy adlarının değiştirilmesinin, Çince yer adlarının eğitime girmesinin dilsel kimliği zayıflattığını ve toplumsal hafızayı kopardığını gösterir ( 2024). Bu tablo içinde “kaynaşma”nın hangi bölümünün toplumdan aşağıya, hangi bölümünün devletten yukarıya doğru işlediği sorusu kendiliğinden yanıtlanır: Eğitim dili, yer adları ve medya gibi kimliğin kurucu alanlarını yeniden düzenleyen, bireylerin ve toplulukların kendi kimliklerini tanımlama özgürlüğünün sınırını da çizen bir bütünleşme anlayışıyla karşı karşıyayız.

“Pozitif enerji” ve fenomen propagandası: dijital yönetimsellik

Etkinliğin bir “网络主题传播活动” — internet temalı iletişim kampanyası — biçiminde örgütlenmesi de anlamlıdır. Dijital medya burada yalnızca bilgi taşımaz; kimlik ve toplumsal bilinç üretir. “正能量” (pozitif enerji) kavramı 2012’den bu yana ulusal ideoloji düzeyine yükseltilmiş, medyanın “olumlu mesajlar” yayma görevi, dikkati toplumsal olumsuzluklardan uzaklaştırarak iyimser role-model anlatılarını öne çıkarmayı gerektirmiştir (Gao et al., 2024). Bu söylemin iktidar etkisi klasik propagandadan farklıdır: Chen ve Wang, “pozitif enerji” söyleminin merkezîleşmiş bir yönlendirmeden ziyade yaygın bir güç yapısı işlettiğini, özneleri devletin çıkarlarını kendi iyilikleri olarak içselleştiren “öz-disiplinli itaatkâr özneler”e dönüştürdüğünü gösterir (Chen & Wang, 2019). Ölçek dahi kayda değerdir: 2018 yılına gelindiğinde yalnızca Douyin platformunda 500’den fazla hükümet hesabı “pozitif enerji” içerikleri yayımlamış ve bu videolar 1,6 milyardan fazla izlenmiştir; platform bu içerikler için ayrı bir “Pozitif Enerji” akışı bile oluşturmuştur (Chen et al., 2020). İşte @摄行中国 (@Çinfotoğrafları )gibi fenomenler bu ekonomide çalışır: Sullivan ve Wang’ın araştırması, Çin dijital kamusal alanında “pozitif enerji”nin devlet yönlendirmeli bir zorunluluk haline geldiğini, içerik üreticilerinin bu beklentiye uyum sağlayarak kariyer yaptığını ortaya koyar (Sullivan & Wang, 2024). Geleneksel propaganda ile influencer kültürünün bu bileşimi, devlet-toplum iletişiminin doğasını değiştirmiştir: Mesaj artık megafondan değil, “bizden biri”nin hikâyesinden gelir; denetim, sansür görüntüsü olmadan, beğeni ve takip ekonomisi içinde işler. “Gerçeklik” ile “temsil edilen gerçeklik” arasındaki mesafeyi ölçmenin yolu da buradan geçer — kampanya bize bölgenin değil, devletin bölge hakkında kurulmasını istediği doğrunun resmini gösterir.

Neden hikâyeler?

Haberin istatistikler ve politika belgeleri yerine bireysel hikâyeleri öne çıkarması da bir tercihtir, masumiyet değil. Yol mühendisi, miras aktarıcısı, korocu ve fenomen — bu dört figür, devletin istediği “iyi vatandaş” modelinin dört yüzüdür: Üreten, koruyan, kutlayan ve anlatan özne; talep eden, sorgulayan, hatırlatan özne değil. Zhang ve arkadaşlarının resmî anlatılar üzerindeki çözümlemesi, bu “pastoral iktidar” biçiminin iki yönlü çalıştığını gösterir: Bir millet yalnızca bir millet olarak gösteri yaptığında her gerilim “milli mesele”ye indirgenir; Parti’ye sevgi ifade etmeyen Uygurlar ise diğer Uygurlardan “sapan” konumuna yerleştirilir (Zhang et al., 2018). Bireysel başarı anlatıları aynı zamanda yapısal tartışmayı da sekteye uğratır: “Birlik sayesinde refah” öyküsü, kalkınmanın eşitsiz dağılımına, eğitim ve dil politikalarının sonuçlarına dair alternatif açıklamaları görünmezleştirir. Devlet politikalarının sonuçlarını kişisel kurtuluş masallarıyla anlatmak, siyasal sorumluluğu bireyin çabasına devreder; bu, bir köprü mühendisinin hikâyesini dinlerken bölgenin siyasal tarihini unutmamızı sağlayan etkili bir retorik manevradır.

Neden İli?

Etkinliğin İli Kazak Özerk İli’nde başlaması kültürel bir tesadüf değildir. “Nar taneleri” metaforu, Xi Jinping’in söyleminin temel taşlarından biridir: “Tıpkı nar taneleri gibi sımsıkı kenetlenmiş” ulus imgesi, birlik söyleminin duygusal çekirdeğini oluşturur (Elliott, 2014; Hao, 2018). Doğu Türkistan’ın kendisi ise “kadim zamanlardan beri ülkemizin ayrılmaz bir parçası” mantrasıyla yeniden-üretilen sembolik bir alandır (Millward, 2023). İli, çok milletli yapısıyla devletin “birlik içinde çeşitlilik” anlatısı için ideal bir vitrin sunar: Kazaklar, Uygurlar, Moğollar, Sibo ve diğer grupların bir arada yaşadığı bu vadi, karmaşık tarihsel kimliklerin basit ve uyumlu bir toplumsal tabloya indirgenebileceği sahne gibi görünür. Bu yüzden İli, bu anlatının laboratuvarı ve vitrini olarak çifte işlev görür: Bir yandan “çeşitliliğin mümkün olduğunu” kanıtlayan sergi alanı, öte yandan farklılığı yönetme tekniklerinin denenip sergilendiği bir düzlem. Aynı “nar çiçeği” imgesinin Doğu Türkistan’da Çinli ailelerin Uygur çocuklara “akraba” olarak atandığı, çocukların aile yanına yerleştirildiği bir programın adı olması — “Nar Çiçeği Planı” — bu sembolizmin yalnızca estetik olmadığını kanıtlar (Anderson, 2022). Şiir ile pratik arasındaki bu mesafe, kampanyanın söylemini okurken akılda tutulmalıdır.

Kültürel karşılaşma mı, erime mi?

Haberin en güzel cümlesi aynı zamanda en sorunlu olanıdır: “跨越山海的文化在此相遇碰撞、交融共生” — “Dağları denizleri aşan kültürler burada buluşup çarpışıyor, kaynaşarak birlikte yaşıyor.” Bu cümle, kültürler arası karşılaşmayı eşit aktörler arasında karşılıklı bir süreç olarak kurar. Oysa bu kaynaşmanın hangi dilde, hangi eğitim sistemi içinde, hangi medya düzeninde gerçekleştiği sorulmaz. Resmî söylem “kaynaşma” yı bir olgu olarak değil, bir hedef olarak dayatır; Yang ve Tsung’un Çin eğitim politikası belgeleri üzerindeki çözümlemesi, “etnik kültürel ve dilsel çeşitlilik” ile “Çinli egemenliğindeki birlik” olmak üzere iki çelişkili söylemin iç içe geçerek hegemonya kurduğunu gösterir (Yang & Tsung, 2015). “交融” burada kültürel çoğulculuğu mu, yoksa farklılıkların ortak bir ulusal kültür içinde erimesini mi ifade eder? “İki dillilik” adı altında Uygurcanın eğitim alanından çekilmesi (Anderson, 2022; Yan & Vickers, 2023) ve yer adlarının değiştirilmesi (Eruygur, 2024) bu soruya yanıt verir: Karşılıklı etkileşim dilinde ölçülemez; “kaynaşma”nın tek yönlü olduğu bir düzenekte “kültürel karşılaşma” bir ilkeler bildirgesi, “asimilasyon” ise uygulama olarak kalır.

Görünmeyen sorular

Bu noktada en temel soruları sormak gerekir: Bu hikâyede kim konuşuyor? Kamerayı kim tutuyor, mikrofonu kim uzatıyor? Kim temsil ediliyor, kim temsil edilmiyor? Haberde Guizhou’lu mühendis ve Dong korosu “dağları aşarak” gelir; ama İli’nin kendi toplulukları — şehirlerin dışında, kamplarda, “yeniden eğitim” tartışmalarının tam ortasında yaşayanlar — anlatıya hangi kimlikleriyle dahil edilir? Resmî medyanın Uygur imgesini Çin ulusal imgesiyle bilinçli olarak hizaladığını gösteren araştırmalar, bu sorunun yanıtını özetler: Temsil edilen “Uygur”, kendi tarihini değil, Çin devletinin ihtiyaç duyduğu uyumlu figürü taşır (Zhou & Zheng, 2023). 1950’lerden beri süregelen resmî “minzu” söylemi üzerine en dikkat çekici eleştiri ise Çinli sosyolog Ma Rong’dan gelir: Ona göre bu söylem, milletler arasındaki kimlik, hak ve çıkar uçurumlarını vurgulayıp güçlendirerek azınlıkların vatandaşlık bilincini sürekli zayıflatmıştır; çözüm, “ulusal kimlik bilinci”ni teşvik ederken farklı kökenlerden bütün yurttaşlara eşit davranan ikinci bir yönelimde aranmalıdır (Ma, 2017). Ma Rong’un tartışması, devletin farklılıkları “tanıması” ile onları kendi çerçevesi içinde “yeniden tanımlaması” arasındaki sınırın tam da bugünkü kampanya tarafından muğlaklaştırıldığını gösterir.

Karşılaştırmalı bir ufuk

Çin modeli, ulus inşası literatüründe bildik yaklaşımlarla da karşılaştırılabilir. ABD’nin “erime potası”, Kanada’nın “çokkültürlülüğü” ve Avrupa’nın entegrasyon modelleri, farklılıkları ortak bir yurttaşlık zeminiyle buluşturma iddiasını farklı biçimlerde kurarlar. Çin’deki “devlet çokkültürlülüğü” ise ayırt edici bir özellik taşır: milletlerin belirlenmesi, sınıflandırılması ve temsili bizzat devlet eliyle, yukarıdan aşağıya yürütülür ve azınlık kimlikleri tek ve onurlu bir “Çin ulusu” kimliğine tabi kılınır (Zhao & Postiglione, 2010). Her iki yaklaşım da karşılaştırmalı eleştiriye açıktır — Batılı modellerin de kendi asimilasyon ve dışlama pratikleri vardır. Ama fark, söylemin yapısındadır: Çin’de “çeşitlilik” ile “ulusal bütünlük” arasındaki hiyerarşi kurumsal olarak sabitlenmiştir; çeşitlilik, bütünlüğün estetik dekoru olarak var olur, bütünlük ise her türlü özerk talebin sınırını çizer. Kampanyada “eşitlik”, “hak”, “özerklik” veya “temsil” kavramlarının hiçbirinin geçmemesi, bu hiyerarşinin habercisidir.

Sonuç: Tanımak, yönetmek, eritmek

“Çok renkli milletler” kampanyasını bu çerçevede değerlendirdiğimizde, sözün başındaki sorunun yanıtı netleşir: “Çeşitliliği tanımak” ile “çeşitliliği yönetmek” ve “çeşitliliği tek bir ulusal kimlik içinde eritmek” farklı edimlerdir ve bu kampanya üçüncüsünü, birincisinin diliyle icra eder. Kültürel çeşitlilik görünür kılınır — ama sergilenen çeşitliliktir; siyasal özneler, tarih anlatıları ve hak talepleri görünmez kılınır. “Ortak topluluk bilinci” bir toplumsal gerçekliğin adı olmaktan çok, gerçekliği yeniden biçimlendirmeyi hedefleyen bir kimlik mühendisliği projesidir. Çin devletinin farklılıkları tanıması ile onları kendi belirlediği çerçeve içinde yeniden tanımlaması arasındaki sınır ise tam da burada başlar: Bir toplumun kendi dillerinde konuşan, kendi tarihlerini anlatan, kendi taleplerini dile getiren özneleri olduğu anda. Kampanya, o anın ertelenmesi için düzenlenmiştir — nar çiçeği açtıkça, tanelerin renkleri değil, narın çerçevesi görünür.

Dipnot:

1 – 甘兴华, “‘石榴花开 籽籽同心——多彩民族有多彩’网络主题传播活动在伊宁市启动,” 新疆日报, 18 Ağustos 2026, A05版, https://xjrb.ts.cn/xjrb/20260818/261827.html

 

Kaynakça

Anderson, E.. Coerced kinship: The Pomegranate Flower Plan and the forced assimilation of Uyghur children.

Baioud, G., & Khuanuud, C.. Yearning for a homogeneous Chinese nation: Digital propaganda campaigns after the 2020 protest in Inner Mongolia. https://doi.org/10.1080/02634937.2022.2131736

Chen, X., Kaye, D. B. V., & Zeng, J.. #PositiveEnergyDouyin: Constructing “playful patriotism” in a Chinese short-video application. https://doi.org/10.1080/17544750.2020.1761848

Chen, Z., & Wang, C. Y.. The discipline of happiness: The Foucauldian use of the “positive energy” discourse in China’s ideological works. https://doi.org/10.1177/1868102619899409

Elliott, M.. The case of the missing indigene: Debate over a “second-generation” ethnic policy. https://doi.org/10.1086/679274

Eruygur, A.. Doğu Türkistan’daki köy adlarının değiştirilmesinin toplumdilbilim açısından incelenmesi. https://doi.org/10.54316/dilarastirmalari.1507981

Gao, X., Hamedi, M. A., & Wang, C.. Cultural distance perceived by Chinese audiences in the Korean film Silenced: A study of cross-cultural receptions in film content elements. https://doi.org/10.3389/fcomm.2024.1306309

Golod, V.. The dual dimensions of Chinese nationalism: Civilizational rhetoric and the practice of control. https://doi.org/10.17265/2328-2177/2025.11.003

Hao, S.. A review on Xi Jinping’s ideas of ethnic minority work. https://doi.org/10.1186/s41257-018-0012-4

Kang, M., & Yeo, Y.-J.. The “firm establishment (zhulao)” of a sense of the Chinese national community: Rhetorical and substantive characteristics of ethnic minority policies in the Xi Jinping era. https://doi.org/10.31930/jas.2024.12.67.4.245

Klimeš, O., & Marinelli, M.. Introduction: Ideology, propaganda, and political discourse in the Xi Jinping era. https://doi.org/10.1007/s11366-018-9566-3

Ma, R.. Reconstructing “nation” (minzu) discourses in China. https://doi.org/10.1186/s41257-017-0003-x

Millward, J. A.. politics in command: Xi Jinping in Xinjiang. https://doi.org/10.22459/csy.2023.03

Sullivan, J., & Wang, W.. Becoming wanghong: How foreigners achieve internet celebrity in China. https://doi.org/10.1007/s12140-024-09427-x

Yan, F., & Vickers, E.. Balancing unity and diversity? Shifting state policies and the curricular portrayal of China’s minority nationalities. https://doi.org/10.1080/03050068.2023.2213139

Yang, B., & Tsung, L.. The discourse of unity in diversity in contemporary China. https://doi.org/10.1075/scld.4.12yan

Zhang, X., Brown, M. S., & O’Brien, D.. “No CCP, no new China”: Pastoral power in official narratives in China. https://doi.org/10.1017/s0305741018000954

Zhao, Z., & Postiglione, G. A.. Representations of ethnic minorities in China’s university media. https://doi.org/10.1080/01596301003786928

Zhou, X., & Zheng, J.. The construction of Muslim minorities image and the communication of national image through media discourse: A case study of China CGTN’s documentary on Xinjiang Uyghurs. https://doi.org/10.1051/shsconf/202315902020

 

 

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Akşam Kapanışı 4 Ağustos 2026 akşam Haber Bülteni
Bizi Takip Edin
Giriş Yap

Haber Nida ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!