10 Temmuz 2026 tarihinde ÇKP’ın medyası olan Sincan Günlüğü’nde (Xinjiang Ribao / 新疆日报) —Komünist Parti Komitesi’nin resmi yayın organı — yayımlanan bir haberde, Çin Halk Cumhuriyeti Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu’nun (NDRC) bölgedeki 98 “kentsel yenileme” projesi için 24,56 milyar yuan (yaklaşık 3,4 milyar dolar) merkezi bütçe yatırımı ayırdığı duyurulmuştur [1]. Habere göre bu yatırımla 1.181 eski yerleşim bölgesi, 8.459 gecekondu konutu ve 15 “kent içi köy” dönüştürülecek; toplam 367.600 hane bu projeden “faydalanacaktır.”
Metin, tek başına ele alındığında sıradan bir kalkınma haberi görünümündedir. Ancak bu tür haberlerin Doğu Türkistan bağlamında bir tekrar niteliği taşıdığı, bölgenin 2009’dan bu yana yaşadığı kentsel dönüşüm dalgalarıyla dilsel ve yapısal olarak örtüştüğü göz ardı edilemez. Bu genişletilmiş analizin amacı, resmi anlatıyı; akademik literatür, uluslararası kurumsal raporlar ve bağımsız haber kaynaklarıyla çok katmanlı biçimde karşılaştırmalı olarak okumaktır. Amaç bir sonuç dayatmak değil, metnin görünmeyen katmanlarını açığa çıkaracak sorular, veriler ve karşıt bağlamlar sunmaktır.
“Halkın Kalbi” Retoriği ve Tek Kaynaklı Habercilik
Haber metninin açılış cümlesi dikkat çekicidir: “Kentsel yenileme, bir yanıyla kalkınmaya, bir yanıyla halkın kalbine bağlıdır.” Bu tarz duygusal-paternalist dil, medya çalışmaları literatüründe “çerçeveleme” (framing) olarak adlandırılan bir stratejinin örneğidir: bir olgu, belirli bir yorumsal çerçeve içine yerleştirilerek alternatif okumalar baştan dışlanır. Devletin yatırımı, teknik bir bütçe kalemi olmaktan çıkarılıp doğrudan “halkın refahı” ile özdeşleştirilmekte, böylece projenin olası olumsuz sonuçlarına (yıkım, yerinden edilme, tazminat anlaşmazlıkları) dair bir tartışma alanı daha en baştan kapatılmaktadır.
Medya çalışmaları literatüründe bu tür anlatılar “kalkınma söylemi” (development discourse) kategorisinde incelenir: kalkınma, sorgulanamaz bir iyi olarak sunulur ve bunun maliyetini kimin, nasıl ödediği sorusu metnin dışında bırakılır. Haberde alıntılanan tüm kaynaklar resmîdir: Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu, Özerk Bölge Konut ve Kentsel-Kırsal Kalkınma Dairesi, yerel yönetim yetkilileri. Yerinden edilecek ya da dönüşüme tabi tutulacak hanelerin görüşüne, bağımsız bir uzmana ya da eleştirel bir sivil topluma dair tek bir referans yoktur. Bu, klasik bir gazetecilik ilkesi olan “çok kaynaklılık” (source diversity) ilkesinin tamamen dışında, tek taraflı bir devlet bülteni formatıdır.
Ayrıca haberde geçen 367.600 hane gibi kesin görünen rakamlar, hangi kritere göre “faydalanıcı” sayıldığı belirtilmeden sunulmaktadır. Bir hane, yalnızca altyapısı yenilenen bir binada oturuyor diye mi “faydalanıcı” sayılmaktadır, yoksa yerinden edilip tazminat alan haneler de aynı kategoriye mi dahil edilmektedir? Bu ayrım, haberin en kritik boşluğudur; zira “iyileştirme” ile “yerinden etme” nicel olarak aynı istatistikte eritilebilmektedir.
Kaşgar Örneği ve “Güvenlik” Gerekçesinin Tekrarı
Bugünkü haberde öne çıkan gerekçe “eski konutların bakımsızlığı,” “kamu hizmetlerinin yetersizliği” ve “kentsel işleyiş risklerinin (deprem, doğalgaz, su şebekesi) yönetilmesi”dir. Bu gerekçe kalıbı yeni değildir. 2009’da başlayan Kaşgar Eski Şehir yıkım projesi de resmi olarak “deprem güvenliği” ve “altyapı yetersizliği” ile meşrulaştırılmıştı [2]. Oysa Amerikan Kongresi-Yürütme Çin Komisyonu’nun (CECC) analizine göre, yerel yönetimin kendi 2007 tarihli raporunda Eski Şehir’deki binaların çoğunun 400 yılı aşkın olduğu, bireysel konutların ise 50-150 yıl arasında değiştiği belirtilmişti [2]. Bu, “güvenlik” gerekçesinin, yapıların gerçek yaşı ve tarihi/kültürel değeriyle doğrudan çelişmesi anlamına gelmektedir.
Daha da önemlisi, dönemin resmi açıklamalarında güvenlik kaygısının yanına doğrudan siyasi bir dil de eklenmişti: bir yerel yetkili, Kaşgar’ı “Doğu Türkistan’da Uygurların en yoğun yaşadığı, ayrılıkçılık, terörizm ve dış müdahaleye karşı mücadelenin ön saflarında olan” bir bölge olarak tanımlamıştı [2]. Yani “kentsel yenileme” kavramı, başlangıcından itibaren güvenlikleştirme (securitization) mantığıyla iç içe geçmiş durumdaydı. Bugünkü 2026 tarihli haberde bu tür bir siyasi dil doğrudan yer almasa da, “kentsel işleyiş risklerinin sistematik yönetimi” ve “kentsel güvenlik dayanıklılığının artırılması” ifadeleri, aynı idari dilin yumuşatılmış bir devamı olarak okunabilir.
Bir başka emsal de söylemsel dönüşümün kendisidir. Kaşgar Eski Şehri’nin yaklaşık %85’i 2009-2015 arasında yıkıldıktan sonra [3], Doğu Türkistan’ın en üst yasama organı 2024’te “Kaşgar Eski Şehri’nin Korunmasına Dair Yönetmelik”i yürürlüğe koymuştur. Eleştirmenler bu adımı, geç kalmış bir pişmanlıktan çok, turizm yatırımcılarına fayda sağlama ve uluslararası eleştirileri savuşturma amaçlı bir imaj yönetimi olarak değerlendirmektedir [4]. Bu emsal, resmi söylemin zaman içinde “yıkım/modernleşme” vurgusundan “koruma/miras” vurgusuna kolaylıkla kayabildiğini, ancak bu kaymanın altta yatan iktidar ilişkilerini değiştirmediğini göstermektedir.
Güvenlikleştirme ve Mekânsal-İdari Kontrol
Siyaset bilimi literatüründe “kentsel yenileme” kavramı, otoriter rejimlerde çoğu zaman iki işlevi bir arada yürütür: (a) fiziksel altyapının modernizasyonu ve (b) nüfusun mekânsal yeniden düzenlenmesi yoluyla toplumsal kontrolün güçlendirilmesi. Doğu Türkistan özelinde bu ikinci işlev, akademik saha araştırmalarında defalarca belgelenmiştir. Antropolog Madlen Kobi’nin 2010-2017 yılları arasında yürüttüğü etnografik saha çalışması, bölge kentlerinin morfolojik dönüşümünü incelemekte ve 1980’lerden bu yana caminin, Müslüman mezarlığının ve alçak kerpiç yapıların yerini yüksek katlı Çin tarzı konut kompleksleri, nehir kıyısı yürüyüş yolları ve büyük merkezi meydanların aldığını, bunun da yerel etnik kimlik ifadesi için görsel/mekânsal bir boşluk yarattığını ortaya koymaktadır [5]. Kobi’nin çalışmasında yer alan Aksu örneğinde, bir Müslüman mezarlığının kentsel dönüşüm kapsamında kaldırılması, yerel sakinler tarafından hijyenik bir iyileştirme olarak da görülmüş, ancak aynı zamanda atalarının mezarlarının banliyöye taşınmasından duyulan üzüntü de ifade edilmiştir [5].
Kentsel dönüşümle idari kontrol mekanizmalarının nasıl iç içe geçtiğine dair somut bir örnek, 2009 Urumçi katliamının ardından başlatılan kiralık konut kayıt sistemidir. CECC’nin derlediği resmi Çin kaynaklarına göre, Tanrı Dağı bölgesine bağlı Kara Zırıh Dağı yerleşiminde ev sahiplerinin kimlik belgesi, hane kayıt izni, mülkiyet ve arazi tapu belgelerini yerel makamlara sunması zorunlu kılınmış; yalnızca 2009 sonbaharında “kira şartlarına uymadığı” gerekçesiyle 900’den fazla kiracının bölgeyi terk etmesi “tavsiye edilmiştir” [8]. Aynı kaynakta bir ÇKP Bölgesel Halk Kongresi Daimi Komitesi yetkilisi, göçmenlerin barınma düzenlerinin “sosyal yönetim zorlukları” yarattığını ve kiralık konutların “terörizm, ayrılıkçılık ve dini aşırıcılığın” bir sığınağı olarak kullanıldığını belirtmiştir [8]. Bu, kentsel yenilemenin yalnızca fiziksel bir müdahale değil, aynı zamanda nüfus hareketliliğini izlemeye ve sınırlamaya yönelik bir idari-güvenlik aracı olarak da işlev görebildiğinin resmi kaynaklarla doğrulanmış bir örneğidir.
2010 tarihli bir örnek daha keskin bir iddia içerir: Urumçi’nin Kara Zırıh Dağ yerleşiminde yıkım projesi sırasında Münih merkezli Dünya Uygur Kongresi sözcüsü, projenin asıl amacının “Uygurların aynı yerde toplanmasını önlemek” olduğunu öne sürmüştür [6]. Buna karşılık, aynı dönemde Çin devlet medyası olan Global Times’a konuşan yerel yetkili Xie Min, projenin “etnik değil, kentsel inşaat sorunu” olduğunu, temmuz ayaklanmasının çoğu faili slum bölgelerinde yaşayanlar arasından çıksa da amacın yoksulluk ve suçla mücadele olduğunu savunmuştur [9].
Kaynaklar Kime Akıyor?
Kentsel dönüşüm projelerinin bir diğer az tartışılan boyutu, bütçenin uygulanma sürecinde ortaya çıkabilecek çıkar ilişkileridir. 2010 tarihli bir RFA haberinde, ABD merkezli muhalif siyaset bilimci Wang Juntao, Pekin hükümetinin tahsis ettiği fonların usulsüz kullanılması durumunda bunun Uygurlar arasında protestoyu daha da artırabileceğini belirtmiştir [7]. Aynı dönemde Urumçi belediyesinin yıkım ve yeniden yerleşim çalışmaları için beş yıllık süreçte 300 milyar yuan (yaklaşık 44,1 milyar dolar) ayırdığı, tahliye edilenlere eşdeğer alanda yeni konut ya da buna denk bir meblağ vaat edildiği, ancak “ruhsatsız” konut sahiplerine yalnızca eski alanlarının %70’i kadar bir alanın tahsis edildiği bildirilmiştir [7].
Kaşgar örneğinde ise ekonomik boyut daha da somutlaşmaktadır: Eski Şehir’in yeniden inşa edilen bölümü, Zhongkun adlı bir şirkete kiralanmış ve bölge “yaşayan bir Uygur halk müzesi” olarak pazarlanarak kentin turizm sektöründe “neredeyse tekel” konumuna gelmiştir [4]. Araştırmacı Rune Steenberg (RFA’ya konuşan bir uzman), bu durumu “yeni Kaşgar Eski Şehri’nde artık farklı bir grup insan yaşıyor -turizm ve sömürüden çıkarı olan insanlar” sözleriyle eleştirmiş ve bunu Uygur halkı için “acı bir ironi” olarak tanımlamıştır [4]. Bu örnek, “kültürel mirasın korunması” söyleminin, aynı zamanda yeni bir ekonomik değer zincirinin (turizm, gayrimenkul, imtiyazlı işletme hakları) oluşturulmasıyla nasıl iç içe geçebildiğini göstermektedir. Bugünkü 24,56 milyar yuanlık yatırımın da hangi şirketlere, hangi ihale süreçleriyle aktarılacağı, haberde tamamen karanlıkta bırakılan bir konudur.
Kültürel Doku ve Kimlik Boyutu
Kentsel yenilemenin salt fiziksel bir mesele olmadığı, kültürel miras üzerindeki etkisiyle de belirginleşir. Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü’nün (ASPI) uydu görüntüleri ve saha raporlarına dayanan analizine göre, 2017’den bu yana bölgedeki camilerin yaklaşık %65’i ve türbe/mezarlık gibi önemli İslami alanların %58’i ya yıkılmış ya da hasar görmüştür [10]. Aynı kaynakta, Kaşgar’da 2016’dan bu yana camilerin %70’inin yıkıldığı belirtilmekte, bir etnomüzikolog ise bölge genelinde bu oranın %80’e kadar çıkabileceğini öne sürmektedir [10]. Fransız mimar ve antropolog Jean-Paul Loubes’ın saha çalışmasına atıfla, İd Kah Camii çevresindeki tüm eski şehrin yıkılıp yerine geniş bir meydan ve modern dükkânlar inşa edilmesi, “eski Uygur mekânının Çin kentsel mekânıyla ikame edilmesinin” tipik bir örneği olarak değerlendirilmektedir [10].
Bu veriler, bugünkü haberde geçen “eski konut,” “gecekondu” ve “kent içi köy” kategorilerinin içinde dini, etnik ya da tarihi öneme sahip yapıların bulunup bulunmadığı sorusunu gündeme getirmektedir. Haber metni bu ayrımı yapmamakta, tüm dönüşüm hedeflerini nötr bir “eski/bakımsız yapı stoku” kategorisinde birleştirmektedir. Oysa gazetecilik etiği açısından, bir yapının yaşı ve fiziksel durumu ile kültürel/dini değeri arasında ayrım yapılmaması, kasıtlı olsun ya da olmasın, kültürel kaybın görünmez kılınmasına hizmet eder.
Şeffaflık, Rıza ve Hesap Verebilirlik Sorunları
Uygur İnsan Hakları Projesi’nin (UHRP) Kaşgar’a dair 2020 tarihli raporuna göre, o dönemki yeniden yerleşim projesinde etkilenen hanelerle “gerçek bir istişare sürecinin” yürütüldüğüne dair hiçbir kanıt sunulmamıştır; resmi basının aksi yöndeki iddialarına rağmen tüm bağımsız göstergeler, planlama sürecinde Uygur halkının sesinin bulunmadığına işaret etmektedir [3]. Aynı raporda, yerinden edilen hane sayısının kentin nüfusunun yaklaşık yarısına, yani 220.000 kişiye ulaştığı belirtilmektedir [3].
Bu emsal, bugünkü haberde açıklanmayan bir dizi soruyu gündeme getirmektedir: Etkilenen 367.600 hane, proje kararlarına katılım gösterebildi mi, yoksa süreç tamamen yukarıdan aşağıya mı işledi? Yıkılan yapıların sakinlerine sunulan tazminat/yeniden yerleşim koşulları nelerdir ve bunlara itiraz mekanizması var mıdır? Bağımsız gazetecilerin ya da araştırmacıların bu 98 proje sahasına erişimi mümkün müdür?
Haber metninin bu sorulara dair tek bir ipucu bile içermemesi, meselenin şeffaflık açısından ciddi bir boşluk taşıdığını göstermektedir. Kalkınma bütçesinin büyüklüğü (24,56 milyar yuan) ve kapsamı (98 proje, 367.600 hane) düşünüldüğünde, bu ölçekte bir kamu harcamasının denetim ve hesap verebilirlik mekanizmalarının haberde hiç yer almaması, gazetecilik standartları açısından bir eksikliktir.
Sonuç
Resmi anlatıda kullanılan “kalkınma,” “modernleşme” ve “risk yönetimi” gibi terimler, otoriter bir yönetim dilinde “kontrol” ve “homojenizasyon”un ikameleridir. Haber metnindeki duygusal-paternalist ton, devletin bir “iyiliksever” olarak konumlandırılmasını sağlarken, mülkiyet hakları ihlal edilen, rızası alınmadan yerinden edilen veya kültürel aidiyet hissettiği mahallesinden koparılan yüz binlerce hanenin (yaklaşık 1.5 milyon insan) öznelliğini yok saymaktadır. Kaşgar örneğinde görüldüğü üzere, “deprem güvenliği” gibi meşru bir kaygı, binlerce yıllık bir uygarlık mirasının %85’inin yıkılması için bir kaldıraç olarak kullanılmış; sonuçta ortaya çıkan yapı, yerel halkın değil, turizm endüstrisinin ve güvenlik bürokrasisinin ihtiyaçlarına hizmet eden bir “müze-şehir” olmuştur.
Kentsel dönüşüm projeleri, Doğu Türkistan’daki “güvenlikleştirme” politikalarının fiziksel izdüşümüdür. Dar sokakların, organik mahalle dokularının (mehelle) ve dini/kültürel odak noktalarının tasfiyesi, devletin gözetim kapasitesini artırmakta ve nüfusu daha kolay denetlenebilir, izole edilmiş yüksek katlı konut bloklarına hapsetmektedir. 2009 sonrasında Urumçi’de uygulanan kiralık konut kayıt sistemleri ve “suç odaklarının tasfiyesi” söylemi, kentsel yenilemenin bir tür “terörle mücadele” enstrümanı olarak kodlandığını doğrulamaktadır. Bu bağlamda, 2026 projelerinde geçen “kentsel güvenlik dayanıklılığı” ifadesi, binaların depreme dayanıklılığından ziyade, toplumsal hareketliliğin devlet kontrolüne olan “dayanıklılığını” simgelemektedir.
Yıkılanın sadece “eski konut” veya “gecekondu” olmadığı, bölgedeki cami, mezarlık ve türbe yıkımlarına dair bağımsız verilerle (ASPI, UHRP) sabitlenmiştir. Mekân, kimliğin taşıyıcısıdır; Uygur mimari dokusunun ve İslami sembollerin kentsel alandan silinmesi, bir halkın tarihsel sürekliliğine indirilmiş bir darbedir. Modernleşme adı altında sunulan bu süreç, aslında bölgenin görsel ve yapısal kimliğinin “Çinlileştirilmesi” (Sinicization) projesinin bir parçasıdır. Yerel halk, kendi inşa etmediği ve kendisine ait hissetmediği steril mekânlara yerleştirilerek kültürel köksüzleşmeye maruz bırakılmaktadır.
Milyarlarca yuanlık bütçenin hangi şirketlere aktarıldığı, ihalelerin şeffaflığı ve yerel halkın bu büyük sermaye hareketinden ne ölçüde pay aldığı büyük bir soru işaretidir. Kaşgar’da olduğu gibi, dönüşümden sonra ortaya çıkan ekonomik değer (turizm gelirleri, gayrimenkul rantı) genellikle devlet destekli şirketlerin veya imtiyazlı grupların elinde toplanmaktadır. Yerel halk ise genellikle şehrin çeperlerine, iş imkânlarından uzak ve ekonomik olarak bağımlı hale getirilecekleri yeni yerleşim alanlarına itilmektedir.
Sincan Günlüğü gibi yayın organlarının sunduğu tek sesli anlatı, eleştirel düşünceyi ve hak arama arayışını baştan felç etmeyi amaçlamaktadır. Haberdeki nicel verilerin (hane sayısı, bütçe miktarı) büyüklüğü, projenin meşruiyetini kanıtlamak için bir “ezme aracı” olarak kullanılmaktadır. Oysa bağımsız gözlemcilerin, sivil toplum kuruluşlarının ve bizzat projeden etkilenen insanların sesinin olmadığı bir kalkınma anlatısı, modern dünyada “propaganda” sınırları içinde kalmaya mahkûmdur.
Doğu Türkistan’daki kentsel yenileme hamlesi, fiziksel bir iyileştirme vaadinin arkasına gizlenmiş bir toplumsal dönüşüm ve asimilasyon projesidir. “Eski” olanın bakımsızlığına dair her vurgu, aslında o yapının temsil ettiği “yerel ve özgün” kimliğin de tasfiyesini müjdelemektedir. 24,56 milyar yuanlık bu devasa yatırım, bölgenin altyapısını modernize ederken; toplumsal rızayı, mülkiyet haklarını, kültürel mirası ve en nihayetinde bir halkın kendi mekânı üzerindeki tasarruf yetkisini ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenle, resmi medyanın “kalkınma müjdesi” olarak sunduğu bu haberler, bölgenin sosyo-politik gerçekliğiyle karşılaştırıldığında, bir “bellek kırımı” ve “mekânsal tahakküm” sürecinin resmi itirafı olarak okunmalıdır. Gerçek bir kentsel yenileme, halkın kalbine “bağlı” olduğunu iddia etmekle değil, halkın kendi kaderini ve mekânını belirleme hakkına saygı duymakla başlar; ancak sunulan veriler, sürecin tam tersi istikamette, yukarıdan aşağıya bir dayatmayla ilerlediğini tescil etmektedir.
Kaynakça
[1] 石鑫. “24.56亿元中央资金支持新疆城市更新.” Xinjiang Ribao (新疆日报) / Doğu Türkistan Günlüğü, A03 Yaozhen, 11 Temmuz 2026. https://xjrb.ts.cn/xjrb/20260711/260153.html
[2] Congressional-Executive Commission on China (CECC). “Demolition of Kashgar’s Old City Draws Concerns Over Cultural Heritage Protection, Population Resettlement.” CECC Commission Analysis. https://www.cecc.gov/publications/commission-analysis/demolition-of-kashgars-old-city-draws-concerns-over-cultural
[3] Radio Free Asia (RFA). “Kashgar’s Old City Destruction Emblematic of Beijing’s Cultural Campaign Against Uyghurs: Report.” (Uyghur Human Rights Project, “Kashgar Coerced: Forced Reconstruction, Exploitation, and Surveillance in the Cradle of Uyghur Culture” raporuna dayanmaktadır.) https://www.rfa.org/english/news/uyghur/destruction-06052020164031.html
[4] Radio Free Asia (RFA). “In Reversal, China Now Wants to Preserve Kashgar’s Old City.” https://www.rfa.org/english/news/uyghur/kashgar-old-city-04262024170850.html
[5] Kobi, Madlen. “Building Shanghai in the Borderlands: A Visual Approach to the Restructuring of the Uyghur City in Xinjiang.” (Etnografik saha çalışması, 2010-2017.) Taylor & Francis Online. https://www.tandfonline.com/doi/full/10.1080/1472586X.2023.2197419
[6] Radio Free Asia (RFA) / Human Rights House Foundation. “China Razes Uyghur Homes.” https://humanrightshouse.org/articles/china-razes-uyghur-homes/ ; https://www.rfa.org/english/news/uyghur/raze-07132010120547.html
[7] Radio Free Asia (RFA). “China Razes Uyghur Homes.” (Wang Juntao açıklaması ve Urumçi belediyesi bütçe/tazminat bilgileri.) https://www.rfa.org/english/news/uyghur/raze-07132010120547.html
[8] Congressional-Executive Commission on China (CECC). “Urumqi and Xinjiang Authorities Increase Oversight of Migrants, Rental Housing.” https://www.cecc.gov/publications/commission-analysis/urumqi-and-xinjiang-authorities-increase-oversight-of-migrants
[9] Global Times. “The Vanishing Slums of Urumqi.” (Yerel yetkili Xie Min ile röportaj.) https://www.globaltimes.cn/content/557130.shtml
[10] The Art Newspaper. “Uyghur Civilisation in China Continues to Be Erased as Part of Chilling Mission.” (Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü [ASPI] verilerine dayanmaktadır.) https://www.theartnewspaper.com/2020/11/03/uyghur-civilisation-in-china-continues-to-be-erased-as-part-of-chilling-mission
[11] Office of the UN High Commissioner for Human Rights (OHCHR). “OHCHR Assessment of Human Rights Concerns in the Xinjiang Uyghur Autonomous Region, People’s Republic of China.” 31 Ağustos 2022. https://www.ohchr.org/en/documents/country-reports/ohchr-assessment-human-rights-concerns-xinjiang-uyghur-autonomous-region
[12] Lawfare. “Breaking Down the U.N.’s Report on Xinjiang.” (Çin hükümetinin OHCHR raporuna resmi yanıtının özeti.) https://www.lawfaremedia.org/article/breaking-down-uns-report-xinjiang
[13] Far West China. “Kashgar’s Old Town Bulldozed; Is Uyghur Culture in Danger?” ve “Kashgar Old City | Looking at the Changes of Demolition & Rebuilding.” https://www.farwestchina.com/blog/kashgars-old-town-bulldozed-is-uyghur/ ; https://www.farwestchina.com/travel/kashgar/old-city/





