1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yücel Tanay
  4. Çin’in Kürt Kartı: Pekin Kürt Meselesini Türkiye’ye Karşı Bir Koz Olarak Kullanıyor mu?
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Çin’in Kürt Kartı: Pekin Kürt Meselesini Türkiye’ye Karşı Bir Koz Olarak Kullanıyor mu?

featured

Çin’in Kürt politikasını anlamak için önce önemli bir ayrım yapmak gerekir: Pekin, bir yandan Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) ve bölgedeki Kürt siyasi partileriyle giderek daha yakın ilişkiler kurarken, diğer yandan Türkiye’nin toprak bütünlüğünü resmî olarak destekler görünmektedir. Ancak konjonktür değişirse, Çin doğrudan Kürt bağımsızlığını destekleme yönünde bir politika izleme potansiyelini elinde tutmaktadır.

​Bu durum, Çin’in Kürt meselesine ilgisinin yalnızca ticari olmadığını açıkça göstermektedir. Özellikle Doğu Türkistan meselesi ile Türkiye-Çin ilişkileri arasındaki gerilim dikkate alındığında, Kürt meselesi Pekin açısından Türkiye’ye karşı kullanılabilecek potansiyel bir jeopolitik “kart” niteliği taşımaktadır.

​Çinci / Aydınlıkçı Söylem ve Realist Gerçeklik: Dostluk mu, Çıkar mı?

​Türkiye’deki bazı Doğu Perinçek/Aydınlık çizgisi ve Aydınlıkçı-Maoist gelenekten gelen çevreler, Çin’in Türkiye’nin “koşulsuz stratejik müttefiki” ve “doğal dostu” olduğunu iddia etmektedir. Bu çevreler Pekin’in politikalarını ideolojik bir Avrasyacılık veya anti-emperyalist dayanışma ambalajıyla sunarak Çin’in Türkiye’nin toprak bütünlüğünün ve güvenliğinin garantörü olduğunu öne sürerler.

​Ancak uluslararası ilişkilerde devletlerin eylemlerini ideolojik romantizm veya “dostluk” söylemleri değil, katı realizm ve ulusal çıkarlar belirler. Çin Halk Cumhuriyeti dış politikasında dostluk kavramı geçici bir diplomasi dilinden ibarettir; Pekin’in asıl pusulası kendi küresel ticareti, enerji güvenliği ve hegemonya mücadelesidir.

​Bu doğrultuda Çin’in Kürt meselesine bakışı da Türkiye ile olan “dostluğu” üzerinden değil, kendi stratejik çıkarları üzerinden şekillenir:

  • Çıkar Odaklı Esneklik: Çin için ne Türklerin ne de Kürtlerin tarihsel veya duygusal bir önceliği vardır. Pekin için belirleyici olan, Ortadoğu’daki güç dengelerinin kendi ekonomik koridorlarına (Kuşak ve Yol İnisiyatifi) ve enerji kaynaklarına nasıl etkide bulunduğudur.
  • Olası Bir Bağımsız Kürdistan Senaryosu: Eğer gelecekte küresel ve bölgesel dengeler değişir, ABD’nin bölgedeki etkisi zayıflar ve bağımsız bir Kürdistan’ın kurulması Pekin’in Basra Körfezi ve Ortadoğu’daki enerji/ticaret çıkarlarına daha iyi hizmet eder hale gelirse; Çin bu senaryoyu desteklemekten veya tanımaktan tek bir an dahi tereddüt etmez.
  • Doğu Türkistan Dengesi: Çin, Aydınlıkçı çevrelerin iddia ettiği gibi Türkiye’yi karşılıksız destekleyen bir güç değil; Türkiye’nin Doğu Türkistan (Uygur) konusundaki tutumuna göre kartlarını masaya koyan pragmatik bir aktördür. ​Dolayısıyla Çin’i “Türkiye’nin sarsılmaz dostu” olarak pazarlayan Çinci/Maoist söylem, Pekin’in soğukkanlı ve pragmatik devlet aklını gizleyen romantik bir yanılsamadan ibarettir.

Çin’in Kürt Meselesine İlgisi Yeni Değil: Medya, Akademi ve Dil Stratejileri

​Çin’in Kürt meselesine yönelik ilgisi son yıllarda tesadüfen başlamış değildir. Çin’in çeşitli dillerde yayın yapan Uluslararası Çin Radyosunda (eski adıyla Pekin Radyosu) Kürtçe yayın konusu geçmişte gündeme gelmiş; Çin’in Kürt meselesine yönelik ilgisi akademik, dilsel ve siyasi yayınlara doğrudan yansımıştır.

​Çin’de yayımlanan bilimsel dergilerden Minzu Yanjiu’da (Etnik Araştırmalar) Kürtler ve Türkiye’deki Kürt meselesi hakkında 1980’lerden itibaren çeşitli çalışmalara yer verilmiştir. Bu yayınlarda yabancı dillerden tercüme edilen makaleler de bulunmaktadır. Örneğin “Kürtlerin Acı Durumu” (1984), “Türkiye’nin Kürt Sorunu” (1985), “Kürdistan: Coğrafyasız Tarih” (1990), “Türkiye’nin Kürt Sorunları, 1925-1984” (1991), “Kürtler” (1994) ve “Türkiye’deki Kürtlerin Sorunları” (1995) gibi başlıklar dikkat çekmektedir.
​Günümüzde ise bu stratejik ilgi doğrudan akademik müfredata ve dil politikalarına aktarılmıştır. Çin’in en prestijli dil akademisi ve diplomatik kadro yetiştirme merkezi olan Pekin Yabancı Diller Üniversitesi (BFSU) bünyesinde Kürtçe lisans programı kurulması yönünde son derece somut adımlar atılmıştır:
​2021 Uzman Toplantısı ve Çift Lehçe Stratejisi: BFSU bünyesinde 2021 yılında düzenlenen uzman toplantısında, kurulacak Kürtçe programında Kürtçenin iki ana lehçesi olan Sorani ve Kurmanci’nin birlikte değerlendirilmesi gerektiği açıkça kararlaştırılmıştır.

​2026 Müfredat Yapısı: Üniversitenin 2026 itibarıyla hayata geçirdiği lisans programında ana eğitim dili olarak Sorani belirlenmiş, Kurmanci ise müfredat içerisinde kısmen ders olarak okutulmaya başlanmıştır.

​Pekin’in akademide ana dili Sorani olarak seçmesi, Çin’in Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) ile olan stratejik, siyasi ve enerji odaklı bağlarına öncelik verdiğini; fakat Kurmanci’yi de sınırlı tutarak Türkiye ve Suriye sahasındaki gelişmeleri izleyecek dilsel altyapıyı hazır tuttuğunu göstermektedir. Bu çalışmalar, Çin’in Kürt meselesini yalnızca dönemsel bir dış politika konusu olarak değil, kurumsallaşmış ve yetişmiş kadrolarla takip edilen uzun vadeli bir jeopolitik dosya olarak ele aldığını belgelemektedir.
​Wang Zhijuan ve Türkiye’nin Kürt Meselesi
​Bu yayınlar içerisinde Wang Zhijuan’ın “Kürt Milletinin Dramı Ne Zaman Bitecektir?” başlıklı çalışması özellikle dikkat çekmektedir.

​Wang Zhijuan’ın çalışmasında Türkiye’nin Kürt politikası son derece sert bir dille eleştirilmekte ve Kürtlerin ayrı bir millet olarak kabul edilmediği ileri sürülmektedir. Yazıda Türkiye’deki Kürtlerin siyasi ve kültürel haklarının sınırlandırıldığı, Kürt isyanlarının askerî yöntemlerle bastırıldığı ve devletin asimilasyon politikası uyguladığı iddia edilmektedir.

​Wang Zhijuan’ın yazısında şu ifadeler yer almaktadır:

​“Türkiye’deki hükümet ve siyasî güçler Kürtlerin ayrı bir millet olduğunu kabul etmezler, onlara göre Kürtler Türklerin bir kavmidir, azınlık değildir, saf Türk’tür. Bu ülkede yalnızca Türklerin millet olma hakları vardır, diğerleri bu haklara sahip değillerdir. Kürtler dağlı insanlar olarak tanımlanırlar, hiçbir hakları yoktur. Kürtlerin isyanları hep acımasız yöntemlerle bastırılmıştır.”

​Aynı çalışmada Türkiye’nin Kürt bölgelerindeki askerî operasyonları ve zorunlu iskân uygulamaları eleştirilmekte ve Türkiye’nin Kürt nüfusuna yönelik bir Türkleştirme ve asimilasyon politikası izlediği ileri sürülmektedir.

​Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bunların Wang Zhijuan’ın ve dönemin Çin yayınlarının iddiaları olduğudur. Bunları tarihsel gerçeklik olarak değil, Çin’deki akademik ve siyasi söylemin bir örneği olarak değerlendirmek gerekir.

​Çin’in Gözünde Kürt Sorunu ve Pekin’in Söylemsel İkiyüzlülüğü

​Pekin yönetimi, kendi egemenlik alanındaki Doğu Türkistan ve Tibet gibi bölgelerde ortaya çıkan bağımsızlık ve hak arayışlarını şiddetle bastırırken ve bu hareketleri doğrudan “terör/aşırılık” olarak tanımlarken; sıra diğer ülkelerdeki benzer süreçlere geldiğinde çifte standartlı bir yaklaşım sergilemektedir. Çin’in, farklı coğrafyalardaki etnik veya ayrılıkçı yapıları akademik ve siyasi yayınlarında “ulusal haklar”, “etnik sorun” ya da “bağımsızlık mücadelesi” gibi kavramlarla ele alması, kendi iç politikasıyla çelişen açık bir söylem politikasıdır.

​Bugün Doğu Türkistan’da milyonlarca Uygur Türk’ü toplama kamplarına kapatılmakta, ağır hak ihlallerine ve işkencelere maruz kalmaktadır. Bölge halkının ata toprakları zorla ellerinden alınarak Han Çinlisi göçmenlere tahsis edilmekte, Uygur çocukları devlet kreşlerinde ve yatılı okullarda ailelerinden koparılarak Çinleştirilmekte, Uygur kadınları ise sistematik baskılarla Han Çinlisi erkeklerle evliliğe zorlanmaktadır.
​Tüm bu insan hakları ihlallerini ve kültürel soykırım uygulamalarını kendi sınırları içinde acımasızca sürdüren Çin’in, Türkiye’ye Kürt meselesi üzerinden eleştiri ve suçlamalar yöneltmesi tam anlamıyla bir siyasi ikiyüzlülüktür.

​Çin Basınında ve Yayın Organlarında PKK ve Türkiye

​Çin’in PKK ve Türkiye’nin Kürt politikasına dair yaklaşımı, ülkenin önde gelen medya ve akademik mecralarında belirgin bir söylem farkıyla yansımaktadır.
​Devletin resmi haber ajansı Xinhua News Agency, Türkiye’nin PKK’ya karşı yürüttüğü güvenlik operasyonlarını ve yasal düzenlemeleri düzenli olarak aktarırken, ÇKP’nin yayın organı People’s Daily Online ve milliyetçi çizgideki Global Times daha çok jeopolitik eleştirilere odaklanmaktadır. Bu yayınlarda PKK ve Kürt meselesi; ABD’nin Ortadoğu’daki çifte standartlı politikalarını eleştirmek, NATO’nun bölgesel rolünü sorgulamak ve Türkiye’nin güvenlik politikalarıyla Çin’in Doğu Türkistan politikasını simetrik bir zemine oturtmak amacıyla işlenmektedir.

​Akademik düzeyde ise Çin Sosyal Bilimler Akademisi (CASS) bünyesindeki Minzu Yanjiu (Etnik Araştırmalar) ve Çin Çağdaş Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nün (CICIR) yayımladığı Xiandai Guoji Guanxi (Çağdaş Uluslararası İlişkiler) gibi dergiler, meseleyi sosyo-politik ve stratejik bir vaka incelemesi olarak ele almaktadır.

​Hukuki İkiyüzlülük: Öcalan vs. Prof. Dr. İlham Tohti

​Pekin yönetiminin hukuk ve terör anlayışındaki ikiyüzlülüğü gösteren en somut göstergelerden biri, silahlı eylem liderleri ile barışçıl akademisyenlere yönelik takındığı taban tabana zıt tutumdur.
​Çin, binlerce insanın ölümünden sorumlu terör örgütü PKK’nın lideri Abdullah Öcalan’ı açık ve net bir ifadeyle “terörist” olarak kabul etmekten kaçınırken; diğer tarafta Uygur halkının vicdanı olarak kabul edilen barışçıl akademisyen Prof. Dr. İlham Tohti’yi müebbet (ömür boyu) hapis cezasına çarptırmıştır.

​İlham Tohti’nin durumu Pekin’in adalet anlayışındaki çifte standardı ayyuka çıkarmaktadır:

  • Silah ve Şiddet Karşıtlığı: İlham Tohti, hiçbir silahlı veya şiddet içeren eyleme karışmamış; aksine Çin Anayasası’nda zaten kâğıt üzerinde var olan “Doğu Türkistan (Sincan) Uygur Özerk Bölgesi” haklarının ve yerel özerklik şartlarının uygulanmasını savunmuştur.
  • Diyalog ve Anayasal Hak Talebi: Tohti’nin tek amacı, Çin kanunları dâhilinde Uygur Türklerinin kültürel, sosyal ve ekonomik haklarını barışçıl yöntemlerle korumak, Han Çinlileri ile Uygurlar arasında diyalog kurmaktı.

​Çin devleti, kendi anayasasının uygulanmasını talep eden silahsız bir bilim insanını “bölücülük” suçlamasıyla zindana atıp ömür boyu hapse mahkûm ederken; komşu ülke Türkiye’nin toprak bütünlüğüne kasteden silahlı terör örgütünü ve liderini açıkça terörist ilan etmeyerek el altından diplomatik bir koz olarak saklamaktadır. Bu tezat, Pekin’in “terör” kavramını hukuki ve vicdani normlara göre değil, tamamen kendi otoriter ve yayılmacı çıkarlarına göre esnettiğinin belgesidir.

​PKK’ya Çin Basınının Yaklaşımı, Kosova Karşılaştırması ve Pekin’in Gizli Ajandası

​Çin’in PKK konusundaki yaklaşımı Türkiye’deki resmî söylemden köklü biçimde farklıdır. Çin’in PKK’yı Batılı ülkeler gibi açık bir şekilde “terör örgütü” olarak nitelememiş olması, Pekin’in doğrudan PKK’nın bağımsızlık projesini resmen desteklediği anlamına gelmese de örgütü gerçek anlamda bir terör yapısı olarak görmediği gerçeğini ortadan kaldırmaz.
​Pekin yönetimi, PKK’yı “terör örgütü” olarak tanımlamaktan kaçınarak stratejik bir belirsizlik alanı yaratmaktadır. Çin, bu gerçeğin üstünü örterek diplomatik esneklik kazanmakta ve ileride kendi çıkarlarına hizmet etmesi halinde, terör örgütü PKK’nın “Bağımsız Birleşik Kürdistan” projesine dahi destek verebilecek siyasi alanı aralık tutmaktadır.

​Özellikle Abdullah Öcalan’ın 1998’de Suriye’den ayrılmasının ardından Çin basınının PKK liderini yakından takip ettiği görülmektedir. Çin basınındaki haberlerde Öcalan için ağırlıklı olarak “Türkiye hükümeti karşıtı Kürt İşçi Partisi Lideri Öcalan”, “Hükümet karşıtı Türkiye Kürt İşçi Partisi Lideri Öcalan” ve “Türkiye Kürt İşçi Partisi Lideri Öcalan” gibi ifadeler kullanılmıştır.

​Çin Komünist Partisi’nin yayın organı Renmin Ribao (Halkın Günlüğü)’nda Kosova savaşı üzerine yayımlanan yorumlarda da Kürt meselesine değinilmiştir. Bazı Çinli uzmanlar PKK sorununu Kosova meselesiyle paralel değerlendirmiştir. Bu değerlendirmelerde ABD ve NATO’nun Kosova’daki Arnavutlara yönelik Sırp politikası nedeniyle Yugoslavya’ya müdahale ettiği, buna karşılık Türkiye’deki Kürt meselesinde benzer bir yaklaşım sergilemediği ileri sürülmüştür. Böylece Kürt meselesi, Çin açısından aynı zamanda ABD’nin Türkiye üzerindeki nüfuzunu ve NATO sistemini eleştirmek için kullanılabilecek bir örnek haline gelmiştir.

​Pekin’in Stratejik İkiyüzlülüğü: Doğu Türkistan ile Keşmir / Hizbul Mujahideen Karşılaştırması

​Çin’in ideolojiden bağımsız, tamamen “çıkar odaklı” dış politika anlayışını ve çifte standartlarını görmek için Doğu Türkistan ile Keşmir politikalarını kıyaslamak yeterlidir.

​Pekin yönetimi, Doğu Türkistan’da en temel insani ve kültürel hakları, özgürlükleri ya da bağımsızlığı savunan tüm Uygur yapılarını istisnasız “dinci radikal terör yapıları” olarak adlandırmakta ve sert devlet şiddetiyle bastırmaktadır. Çin’e göre kendi sınırları içindeki her türlü etnik-dini talep doğrudan “aşırılıkçılık” ve “terörizm”dir.

​Ancak aynı Çin, konu Keşmir’e geldiğinde bambaşka bir tutum takınmaktadır:

  • Keşmir ve Hizbul Mujahideen Gerçeği: Keşmir’in Hindistan’dan ayrılarak Pakistan ile birleşmesini savunan, radikal İslamcı ve silahlı bir yapı olan Hizbul Mujahideen gibi örgütler, Çin tarafından asla Uygurlara uygulanan kategorik suçlamalarla hedef alınmaz.
  • Müttefiklik Çıkarı: Çin, yakın stratejik müttefiki Pakistan’ı Hindistan’a karşı desteklemek uğruna, Keşmir’de silahlı ve radikal İslamcı yapıların yürüttüğü faaliyetlere göz yummakta, hatta Pakistan’ın bu örgütlere verdiği desteği dolaylı olarak diplomatik kalkan altına almaktadır.

​Bu durum, Çin’in radikalizm veya terörizm tanımlarının ilkesel olmadığını; tamamen stratejik ortaklıklarına (Pakistan) ve jeopolitik hasımlarına (Hindistan, Türkiye vb.) göre şekillenen muazzam bir ikiyüzlülük barındırdığını kanıtlamaktadır. Kendi ülkesinde barışçıl Uygur taleplerini dahi “radikalleşme” kılıfıyla yok eden Pekin, müttefiki Pakistan’ın çıkarları söz konusu olduğunda radikal İslamcı bir örgüte (Hizbul Mujahideen) örtülü destek vermekte hiçbir sakınca görmemektedir.

​Du Ren: Kürt Meselesi ve Doğu Türkistan

​ABD’de bulunan Çinli stratejist Du Ren, “Doğu Türkistan’daki Kargaşalar ve Pantürkizm” başlıklı çalışmasında Kürt meselesi ile Doğu Türkistan meselesini birlikte ele almaktadır. Du Ren, Batılı ülkelerin Irak’taki Kürtlerin bağımsızlık hareketlerini desteklediğini, bunun Türkiye açısından ciddi güvenlik sorunları oluşturduğunu ve Türk ordusunun sınır ötesi operasyonlarla Kürt örgütlerine karşı mücadele ettiğini ileri sürülmektedir.
​Bu yaklaşım Çin açısından özellikle önemlidir. Çünkü Pekin, Türkiye’nin Kürt meselesindeki güvenlik politikası ile kendi Doğu Türkistan politikasını karşılaştırma imkânı bulmaktadır. Türkiye PKK ve benzeri silahlı yapıları kendi ulusal güvenliği açısından tehdit olarak değerlendirirken Çin de Doğu Türkistan’daki ayrılıkçı hareketleri ulusal güvenlik ve terörizm çerçevesinde değerlendirmektedir.
​Dolayısıyla Pekin açısından şu karşılaştırma yapılabilmektedir:

​“Türkiye kendi toprak bütünlüğünü tehdit eden ayrılıkçı hareketlere karşı çıkıyorsa, Çin’in de kendi toprak bütünlüğünü tehdit ettiğini düşündüğü hareketlere karşı çıkmasını anlamalıdır.”

​Bu karşılaştırma, Doğu Türkistan meselesi ile Kürt meselesini Çin-Türkiye ilişkilerinde birbirine bağlayan önemli siyasi unsurlardan biridir.

​Kuzey Irak’taki Kürt Yapılanması, Dış Aktörler ve Askerî Gerçeklik

​Ortadoğu’daki Kürt siyasi hareketlerinin ve Kuzey Irak’taki yapının tarihsel anlatıları ne olursa olsun, sahadaki askerî ve jeopolitik gerçeklik dış desteğe mutlak bağımlılığı ortaya koymaktadır:

Savaş Kapasitesi ve Dış Destek Bağımlılığı: Bölgedeki Kürt yapıların (ister Irak’taki Peşmerge ister Suriye’deki YPG/SDG olsun) arkasında ABD, İsrail ve Batı koalisyonunun sağladığı hava desteği, lojistik, modern silah sistemleri ve istihbarat kalkanı bulunmadığı takdirde; ne Türkiye ne de Irak gibi köklü devlet geleneklerine ve konvansiyonel ordu gücüne sahip bölgesel güçlerle mücadele edebilecek askerî bir kapasiteleri bulunmaktadır.

Tarihsel Mücadelenin Askerî Sınırları: Söylemsel düzeyde öne çıkarılan tarihsel mücadele anlatıları, modern savaşın teknolojisi, İHA/SİHA üstünlüğü, ağır zırhlı birlikler ve hava gücü karşısında belirleyici bir unsur değildir. Dış güçlerin hava şemsiyesi ve diplomatik koruması çekildiği anda bu yapıların tek başlarına bölgesel ordular karşısında durabilmesi imkânsızdır.
​Yenilmeye Mahkûmiyet: 1991 Körfez Savaşı ve 2003 Irak müdahalesi öncesine bakıldığında da görüleceği üzere, büyük devletlerin jeopolitik şemsiyesi olmadan hareket eden gayrinizami yapılar, bölgesel devletlerin düzenli askerî gücü karşısında her zaman yenilmeye mahkûm kalmıştır. Dolayısıyla bu yapıların varlığı kendi iç dinamiklerinden ziyade tamamen emperyal güçlerin sağladığı desteğe bağlıdır.

​Çin’in IKBY ile İlişkileri (KDP ve KYB)

​Çin’in politikası tam bu noktada dikkat çekici bir hal almaktadır. Pekin, ABD ve İsrail’in Ortadoğu’da Kürt siyasi aktörlerini kendi bölgesel çıkarları doğrultusunda kullandığını eleştirirken, kendisi de Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile giderek daha yakın ilişkiler kurmaktadır.
​Çin’in Erbil’de başkonsolosluğu bulunmaktadır.

​Çinli diplomatlar IKBY hükümetiyle düzenli olarak görüşmekte; petrol, enerji, altyapı, ticaret ve yatırım konularında iş birliği geliştirmektedir.

​Çin, KDP (Kürdistan Demokrat Partisi) ve KYB (Kürdistan Yurtseverler Birliği) gibi Kürdistan Bölgesi’nin başlıca siyasi aktörleriyle doğrudan ilişkiler geliştirmektedir.

​Çin Komünist Partisi ile KDP ve KYB arasındaki temaslar uzun süredir devam etmekte ve bu temaslar ÇKP’nin parti diplomasisini de kapsamaktadır. Böylece Pekin, Bağdat’la ilişkilerini sürdürürken Erbil’de hem KDP hem KYB ile iletişim kurarak çok kanallı bir Kürt diplomasisi yürütmektedir.

​Suriye’nin Kuzeyinde SDG-PYD-YPG ve Çin’in Tutumu

​Irak Kürdistan Bölgesi’nden farklı olarak Suriye’nin kuzeyindeki yapı, Suriye iç savaşı sonrasında ortaya çıkmıştır. 2011’de başlayan Suriye iç savaşı sırasında PYD ve silahlı kanadı YPG, Suriye’nin kuzeyinde önemli bir güç haline gelmiş; ardından YPG’nin omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG), ABD tarafından DEAŞ’a karşı mücadelede başlıca yerel ortak olarak desteklenmiştir.

​Türkiye, PYD/YPG ile PKK arasında örgütsel bağ bulunduğunu savunmakta ve YPG’yi PKK’nın Suriye’deki uzantısı olarak değerlendirmektedir. ABD ise SDG’yi DEAŞ’a karşı mücadelede yerel ortak olarak tanımlamakta ve SDG’nin PKK’dan ayrı olduğunu savunmaktadır.

​Çin’in Suriye’deki yaklaşımı Irak Kürdistan Bölgesi’nden farklıdır. Pekin, YPG/SDG’ye askeri veya finansal destek sağlamamaktadır. Ancak Suriye’deki tabloyu ABD’nin varlığı üzerinden takip etmektedir:

​ABD, SDG/YPG ile sahada ortaklık kuruyor.
​Türkiye, PYD/YPG’yi PKK’nın Suriye uzantısı olarak görüyor.

​Çin, ABD’nin Suriye’deki askerî varlığına karşı çıkıyor, fakat Kürt meselesini bölgesel güç dengelerinin bir unsuru olarak izliyor.
​Çin’in Türkiye’deki Kürt Siyasi Hareketi ve Temasları: HDP ve DEM Parti
​Çin Komünist Partisi (ÇKP), dünyadaki birçok siyasi partiyle kurduğu “parti diplomasisi” (party-to-party diplomacy) çerçevesinde, Türkiye’deki meşru Kürt siyasi hareketini de göz ardı etmemiştir. DEM Parti’nin çizgisini oluşturan gelenek içerisinde, özellikle HDP (Halkların Demokratik Partisi) döneminde Pekin ile doğrudan temaslar kurulmuştur.
​ÇKP Uluslararası İlişkiler Departmanı’nın (IDCPC – International Department of the Central Committee of the CPC) resmi davetiyle, Kasım 2015 ve Kasım 2016 tarihlerinde HDP heyetleri Çin’e resmi ziyaretler gerçekleştirmiştir. Pekin ve Guangzhou gibi merkezleri kapsayan bu ziyaretlerde HDP heyetleri, ÇKP Dış İlişkiler Birimi yetkilileri ile üst düzey görüşmeler yapmış; Çin’in kalkınma modeli, bölgesel politikaları ve Türkiye’deki iç siyasi süreçler masaya yatırılmıştır.

​Pekin yönetimi bu tür davetlerle:
​Türkiye’deki parlamenter ve siyasal dinamikleri birinci elden izleme kapasitesini artırmayı,

​Ortadoğu ve Türkiye denkleminde muhalefet partileriyle de doğrudan diyalog kanalları tutmayı,

​Ankara ile ilişkilerinde gerektiğinde elindeki diplomasi araçlarını çeşitlendirebilecek esnekliği korumayı hedeflemiştir.

​Bugün Çin’in DEM Parti ile KDP veya KYB düzeyinde kurumsal ve yoğun bir stratejik ortaklık yürüttüğüne dair açık bir veri bulunmamaktadır. Ancak geçmişteki HDP davetleri ve diplomatik temaslar, Pekin’in Türkiye’deki Kürt siyasi aktörlerini uzun süredir izlediğini ve bu alanda doğrudan temas kanalları oluşturma kapasitesine sahip olduğunu açıkça belgelemektedir.

​Çin Gerçekten “Kürt Kartını” Kullanabilir mi?

​Çin’in bugün doğrudan bağımsız bir Kürt devleti kurdurmaya çalıştığına dair resmi bir deklarasyonu bulunmamaktadır. Fakat Pekin’in Kürt siyasi aktörleriyle geliştirdiği ilişkiler ona önemli bir diplomatik hareket alanı kazandırmaktadır.

​Çin aynı anda:

​Bağdat hükümetiyle,
​IKBY ile,
​KDP ve KYB ile,
​Türkiye ile,
​Suriye’deki gelişmeleri etkileyen bölgesel aktörlerle ilişkiler yürütmektedir.

​Bu çok kanallı politika, Pekin’e farklı taraflarla aynı anda temas kurma ve gerektiğinde bölgesel gelişmeler üzerinde nüfuz oluşturma imkânı vermektedir.
​Türkiye Açısından Anlamı ve Sonuç
​Türkiye’nin Doğu Türkistan konusunda Çin’e yönelik politikası ile Çin’in Kürt meselesine yaklaşımı arasında karşılıklı bir hassasiyet bulunmaktadır. Ankara, Çin’den PKK ve Suriye’deki yapılaşmalar konusunda daha net destek beklerken; Pekin, Türkiye’den Doğu Türkistan konusunda kendi güvenlik söylemine destek istemektedir.

​Aydınlıkçı çevrelerin iddia ettiğinin aksine, Çin Türkiye’ye ideolojik veya koşulsuz bir dostluk bağıyla bağlı değildir. Türkiye’nin Doğu Türkistan konusundaki tutumu, Çin’in Kürt meselesindeki kartlarını ne derece öne çıkaracağını belirleyen temel dinamiklerden biridir.

​Sonuç olarak; Çin’in Kürt politikası bir çelişki değil, tamamen saf çıkar ve pragmatizm üzerine kuruludur. Pekin için bağımsız bir Kürdistan fikri ilkesel olarak ne desteklenecek ne de reddedilecek bir tabudur; belirleyici olan tek şey Çin’in küresel ve bölgesel menfaatleridir.
​BFSU’daki Kürtçe lisans programı gibi kurumsal yatırımlardan Erbil’deki diplomatik ağa kadar her adım, bu hazırlığın bir parçasıdır. Çin, Keşmir’de Pakistan müttefikliği uğruna radikal yapılara göz yumarken, kendi sınırlarında anayasal özerklik isteyen silahsız akademisyen Prof. Dr. İlham Tohti’yi müebbet hapse mahkûm etmekte; Doğu Türkistan’da milyonlarca insana uyguladığı asimilasyonu gizlemeye çalışırken Türkiye’yi suçlama ikiyüzlülüğünü gösterebilmektedir. Benzer bir biçimde, binlerce insanın katili terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ı resmi olarak terörist kabul etmeyerek elini serbest bırakmakta; günü geldiğinde çıkarları gerektirirse “Bağımsız Birleşik Kürdistan” projesini dahi destekleyebilecek diplomatik zemini hazır tutmaktadır.

​Çin’in hesabı son derece nettir: Türkiye ile ilişkiler dostluk söylemleriyle yürütülse de, Çin’in asıl pusulası kendi menfaatleridir. Şayet bağımsız bir Kürdistan ya da Kürt kartı Pekin’in jeopolitik çıkarlarına hizmet eder hale gelirse, Çin bu kartı Türkiye’ye karşı kullanmaktan asla çekinmeyecektir.

Kaynakça

1.​Wang, Zhijuan. (1995). “The Drama of the Kurdish Nation: When Will It End?”, Minzu Yanjiu, Chinese Academy of Social Sciences (CASS), Beijing.

2.​Du, Ren. (2002). “East Turkestan Turmoil and Pan-Turkism”, Xiandai Guoji Guanxi, China Institutes of Contemporary International Relations (CICIR), Beijing.

3.​Beijing Foreign Studies University (BFSU). (2021). Kurdish Language and Literature Undergraduate Program Curriculum and Dialect Workshop Report, School of Asian and African Studies, Beijing.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Akşam Kapanışı 4 Ağustos 2026 akşam Haber Bülteni
Bizi Takip Edin
Giriş Yap

Haber Nida ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!