“Sömürge altındaki bir halkın zulme karşı yürüttüğü mücadeleyi ‘terörizm’ olarak adlandırmak, yalnızca işgalcilerin kendi suçlarını gizlemek için başvurduğu bir hiledir.” Nelson Mandela
2008 Pekin Olimpiyat Oyunları’nın açılışına sadece dört gün kala — 8 Ağustos 2008 öncesinde dünya medyasının gözü Çin’e çevrilmişken — 4 Ağustos günü işgal altındaki Doğu Türkistan’ın Kaşgar şehrinde, yabancıların yoğun olarak konakladığı Barış (Şadlık) Oteli’nin karşısındaki Semen Yolu’nda büyük bir siyasi deprem meydana geldi. 33 yaşındaki Abdurakhman Azad ve 29 yaşındaki Kurbanjan Himit adındaki iki fedai, Kaşgar Sınır Muhafaza Silahlı Polis Birliği’ne yönelik bir eylem gerçekleştirerek 17 Çin askerini etkisiz hale getirdi ve 15’ini ağır yaraladı. Bu cesur hamle uluslararası medyayı sarstı. Haber, bir saat içinde küresel basın platformlarında yayımlanarak Çin devletinin derin siyasi krizini ve uyguladığı zulmü tüm dünyaya ifşa etti.
Bu özgürlük eylemi, Çin devlet mekanizması tarafından derhal “Aşırılıkçı Terör Saldırısı” olarak nitelendirildi. Ancak tek taraflı siyasi propagandaların ötesinde, olaya nesnel ve karşılaştırmalı bir analizle bakıldığında, bunun sıradan bir suç değil, Uygur halkının yıllardır maruz kaldığı sistematik zulüm ve sömürgeci politikalara karşı ortaya koyduğu kitlesel bir tepki olduğu açıkça görülmektedir.
2008 Pekin Olimpiyatları öncesinde Doğu Türkistan’da yürürlüğe koyulan yoğun baskı ve kontrol politikaları, toplumda ağır bir psikolojik gerilim ve kriz yaratarak bu direniş eyleminin patlak vermesine yol açtı. Çin hükümetinin Uygurlara uyguladığı aşırı asimilasyon, kanlı bastırma ve bitmek bilmeyen baskıların nedeni, Çin resmi açıklamalarında iddia edildiği gibi “terörizm” değil; aksine bir halkın sömürgeciliğe karşı öz haklarını koruma uğrunda ödediği ağır bedel ve dünyanın bu trajediye göz yummasıydı. Çin işgal yönetimi, 1949 yılında Doğu Türkistan’ı işgal ettiğinden bu yana Uygurlara yönelik silahlı katliamlarını ve sömürgeci politikalarını kesintisiz sürdürdü. Semen Yolu Özgürlük Hareketi, işte bu ağır sömürge düzeninin ve sosyo-ekonomik krizin patlama noktasıydı.
Bu direniş mücadelesi, 33 yaşındaki Abdurahman Azad ve 29 yaşındaki Kurbanjan Himit tarafından titizlikle planlandı. Kamyon ve el yapımı basit ekipmanlar kullanan iki genç, Kaşgar Semen Yolu’nda sabah devriyesine çıkan Çin Silahlı Polis birliklerine eylem düzenledi. Bu olayda göze çarpan en önemli detay, hedefin niteliğidir. Eylem sırasında masum sivillere veya çevredeki halka hiçbir zarar verilmemiş; hedef yalnızca ve sadece Çin devletinin şiddet aygıtı olan silahlı polisler olmuştur. Bu unsur, olayın rastgele bir şiddet değil, asimilasyon politikalarını uygulayan devlet mekanizmasına yönelik doğrudan bir siyasi yanıt olduğunu kanıtlamaktadır.
Tarihe bakıldığında, güçlüler ile zayıflar arasındaki mücadele — sömürme ve sömürgeciliğe karşı direnme mücadelesidir. Güçlülerin gözünde zayıfların özgürlük mücadeleleri her zaman “terörizm” ve “şiddet” olarak adlandırılırken, zayıfların gözünde bu bir adalet mücadelesidir. Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) kendi tarihi dahi bu çift standartlı anlayışın en somut örneğidir. Zamanında Milliyetçi Hükümet (KMT) Japon işgal güçlerine karşı savaşırken, Çin Komünistleri arka cephede hükümet kuvvetlerine karşı savaşmış, gerilla taktikleri, suikastlar ve silahlı eylemler yürütmüştü. ÇKP o dönemde kendi eylemlerini “milli kurtuluş” ve “işgale karşı mücadele” olarak meşrulaştırmıştı. Ancak iktidarı ele geçirdikten sonra Çin yönetimi kendi geçmişini unutup, sömürge altında tuttuğu Doğu Türkistanlıların en temel direniş hareketlerini dahi derhal “terörizm” olarak ilan ederek uluslararası toplumu yanıltmaya devam etmektedir.
1945’ten bu yana dünyadaki pek çok millet (Afrika ve Asya’daki eski sömürgeler dâhil) sömürgeciliğe ve devlet şiddetine karşı özgürlük mücadeleleri yürüttü. O dönemde egemen güçler tarafından “terörist” olarak damgalanmış olsalar da, kararlı direnişleri başarıya ulaştığında ve bağımsızlıklarını kazandıklarında, mücadeleleri meşru bir kurtuluş savaşı olarak kabul edildi. Ancak Uygurlar Çin işgal yönetiminin şiddetine karşı çıktığında, direnişleri tarafsız hiçbir uluslararası kurumun incelemesine tabi tutulmadan, Çin’in tek taraflı iddialarıyla derhal “terörizm” ilan edilmiştir.
Hatta Human Rights Watch (İnsan Hakları İzleme Örgütü) gibi bağımsız kuruluşlar hedefin yalnızca silahlı Çin askerleri olduğunu belirtmesine rağmen, Çin yönetimi 9 Nisan 2009 tarihinde Kaşgar Spor Salonu’nda kapalı bir yargılama gerçekleştirerek iki genci idama mahkûm etmiş ve aynı gün şehit etmiştir. Çin mahkemesi kararda onları “Olimpiyatlara sabotaj, patlayıcı imalatı ve adam öldürmekle” suçlayarak kendi propagandasını dayatmış ve uluslararası adaletin tecelli etmesini engellemiştir. Bu durum, güçlülerin şekillendirdiği jeopolitik söylemin adaletsizliğini açıkça göstermektedir.

2008 Kaşgar Semen Yolu olayı, Çin hükümeti tarafından Doğu Türkistan’da yeni bir bastırma dalgası başlatmak için bir bahaneye dönüştürüldü. Çin devleti, bu özgürlük eylemini uluslararası arenada “terörle mücadele” söylemine eklemleyerek, sonraki yıllarda kuracağı toplama kamplarını, dijital gözetim sistemlerini ve soykırım niteliğindeki politikalarını meşrulaştırma aracı olarak kullandı. Ancak Uygur direniş tarihi açısından bu olay, dayanılmaz hale gelen zulme verilen keskin bir siyasi tepki ve bir halkın kendi onurunu korumak adına ne denli ağır bedeller ödemek zorunda kaldığının tarihe kazınmış bir kanıtıdır.
4 Ağustos Semen Yolu direniş eylemi; çok yönlü taktiklerin, yüksek düzeyde planlamanın ve net bir adalet ilkesinin göstergesidir. Kahraman Kurbanjan Himit ve Abdurahman Azad, asgari imkânlarla, hiçbir masum sivile zarar vermeden işgalci Çin ordusunun 17 askerini etkisiz hale getirmiş ve 15’ini ağır yaralamıştır. Pekin Olimpiyatları eşiğinde dünya çapında büyük bir yankı uyandırarak, Uygur halkının işgale ve sömürgeciliğe asla boyun eğmeyeceğini uluslararası topluma bir kez daha haykırmışlardır.

Kurbanjan Himit ve Abdurahman Azad — biz Uygurların sonsuza dek gururla anacağı milli kahramanlarımızdır. Çin işgalinden kurtulup Doğu Türkistan’ın özgürlüğüne ve bağımsızlığına kavuştuğu o kutlu günlerde, Kaşgar Semen Yolu’nda bu iki kahramanımızı hürmetle anacak ve abidelerini dikeceğiz. Bir millet kahramanlarını, vatanın özgürlüğü uğrunda gösterdikleri bükülmez cesaret ve fedakârlıklarıyla tanır; genç nesillerin kalbindeki özgürlük ruhu, işte böyle silinmez izler bırakan yiğitlerin mücadelesiyle yeşerecektir.

04-07-2026
Kaynaklar
Her ne kadar İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi bağımsız kuruluşlar, saldırının hedeflerinin yalnızca silahlı devlet personeli olduğuna işaret etse ve Oyunlar öncesinde devletin güvenlik önlemlerine ilişkin endişelerini dile getirse de, Çin rejimi 9 Nisan 2009’da Kaşgar Spor Merkezi’nde kapalı kapılar ardında bir duruşma gerçekleştirdi. İki genç adam ölüm cezasına çarptırıldı ve aynı gün idam edildi.
https://www.hrw.org/world-report/2009/country-chapters/china
Çin sınırında düzenlenen el bombası saldırısında 16 polis öldü | Çin | The Guardian
https://www.theguardian.com/world/2008/aug/04/china









