Gurbette garibin derdini ancak adadan sor,
Vuslat derdini aşık olan bir gadadan sor,
Devletsiz, vatansız hayatta ne mana var ne tat?
Bunu öz yurdundan ayrılmış bir cudadan sor!
— Uygurca “Sersan Ruh” (Gezgin Ruh) Romanından
Bugün Babalar Günü. Bu gün, babası hayatta olan her insan için son derece önemli bir gündür. Onlar babalarının bu özel gününü kutlar, hediyeler verir ve ömür boyu unutulmayacak güzel anılar biriktirirler. Ancak benim gibi sevgi dolu babasından vahşice koparılmış bir Uygur için Babalar Günü, her yıl en acı hatıraların tazelendiği, babamla yaptığım o son telefon görüşmesindeki kelimelerin kulaklarımda çınladığı bir gündür.
Babamın o gün bana verdiği nasihatler, belki de bugün Çin’in işgali altındaki Doğu Türkistan toplama kamplarında insanlık dışı zulümlere maruz kalan milyonlarca Uygur babanın, vatansızlık derdiyle yüreği yanan diasporadaki evlatlarına söyleyemediği yürek sözleridir. Bu gün benim için, babamın o en değerli son sesini duyduğum ve beni babamdan, aynı zamanda 19 aile fertimden sonsuza dek ayıran o meşum dönemin başlangıcıdır. 23 Mayıs 2017’de babamla telefonda son kez konuşmuştum.
Ağlayarak, “Baba, durumun nasıl? İyi misin?” diye sormuştum. Annemin vefatından sonra onun da boynu bükük kalmıştı. Telefonda konuşurken kendimi onun karşısında o kadar suçlu hissettim ki ağlayarak şöyle dedim: “Beni affet baba, hayırsız oğlunu bağışla! Sen hastanede hasta yatarken yanında olup sana bakamadım, evlatlık görevimi yerine getiremedim.” Babam beni şu sözlerle teselli etmişti:
“Oğlum, gönlünü ferah tut. Senin vatanından ayrılıp gurbet ellerde bir gezgin gibi yaşayacağını kim tahmin edebilirdi ki? Her şer gördüğünde bir hayır vardır. Bizde ‘Öz yurdun aman olursa, rengin benzin saman olmaz’ derler. Vatansızlıktır bu; gurbette her şeyin eksiksiz olsa bile yüreğinin bir köşesi hep yarım kalır, içtenlikle gülemezsin. Fakat gurbet insanı zorlukları aşmaya ve daha büyük bir cesaretle yaşamaya mecbur eder. Sen hayatı ve dünyayı anladın. Anne babanı, akrabalarını ve o güzel öğretmenlik mesleğini bırakıp neden yurt dışında bir mülteci olarak yaşamayı seçtiğine dair muhtemelen daha iyi cevaplar buldun. Nerede yaşarsan yaşa, seni bağrında büyüten ana toprağı asla unutma. Ailene iyi bak, çocuklarını güzel büyüt ve onlara iyi bir eğitim ver. Gurbette senin tek tesellin eşin ve çocuklarındır. Onları mutlu etmen, beni mutlu etmendir.”
Kendimi bildim bileli rahmetli babam, kendi babasının sözünü can kulağıyla dinlerdi. Biz Uygurların “Anne baban razıysa, Allah razıdır” sözüne sıkı sıkıya bağlı yaşardı. Ben de babamın nasihatlerine her zaman çok büyük değer verirdim. O kısa görüşmede bana şunları da söylemişti:
“Oğlum, dini inancı, kültürü ve örf-adetleri bizimkinden tamamen farklı bir ülkede yaşıyorsun. Bu yüzden o ülkenin kanunlarına uymalı, iyi bir vatandaş olmalısın. Geçimini sağlamak için kendi gücüne güven. Biz Uygurlar, ‘Kendini hor kılacağına, gücünü hor kıl’ deriz. Oğlum, Hollanda’da başarıyla okuyup bir toprak araştırma enstitüsünde toprak analisti olarak işe başladığını söylediğinde seninle ne kadar gurur duymuştum! Tarımda dünya lideri olan Hollanda gibi bir ülkenin toprak teknolojisini çok iyi öğren. Sadece işinle yetinme, kendini geliştirmek için daha da çok oku. Doğup büyüdün bu topraklarda tarım ve ziraat her şeyin temelidir. Ana vatanının tarımsal kalkınması Batı’nın ileri teknolojisine muhtaçtır. Günün birinde geri dönme fırsatın olursa, o Batı teknolojisini de beraberinde getir. İşte o zaman öğrendiklerin, büyüdüğün bu toprakların tarımını geliştirmede büyük rol oynayacaktır. Hollanda artık senin ikinci vatanın, çocuklarının göbek bağının kesildiği ana vatanı oldu. Çok çalış, topluma değer kat; ancak o zaman bir saygınlığın olur. Çocuklarına örnek ol ve onları iyi eğit.”

Çin hükümeti yurt dışından gelen telefonları sürekli dinlediği için o dönemde kelimelerimize çok dikkat ediyorduk. Konuşurken babam derin derin iç çekiyordu. Bu iç çekişlerden, yüksek sesle söyleyemediği kelimeleri hissedebiliyordum. Sanki ruhu hissetmiş gibi, bunun bana yaptığı son konuşma ve vasiyet olacağını rüyamda görsem inanmazdım. O günden sonra babamın sesini bir daha asla duymadım.
Mahkemedeki Tanıklık ve Çin’in Hain İntikamı
Yedi yıl sonra, Temmuz 2024’te, Dünya Vatandaşları Mahkemesi (World Citizens’ Court) tarafından Xi Jinping’in Roma Statüsü’nü ihlal etmekten yargılandığı davada tanıklık yapmaya davet edildim. Çin hükümeti bu mahkemeye katılmamı engellemek için hasta babamı ve ağabeyimi geçici olarak toplama kampından çıkardı. Tanıklığımdan vazgeçmem için beni aramaya zorladılar.

Bu kurgulanmış görüşmeyi reddettiğimde, hemen ardından Telegram üzerinden babamın yatakta ölümcül hasta ve halsiz yattığı, ağabeyimin ise yanında durarak bana durmam için ağır baskı altında “nasihat” ettiği bir video gönderdiler. Bu, beni psikolojik ve duygusal olarak tamamen çökertmek için yapılmıştı. Bu, hasta babamın yüzünü son görüşümdü.
Ancak Çin hükümetinin bu iğrenç şantajı beni mahkemeye çıkmaktan alıkoyamadı. Mahkeme nihayetinde Xi Jinping hakkında insanlığa karşı işlenen 11 suç temelinde sembolik bir tutuklama emri çıkardı. Çin hükümeti intikam almak için hasta babamı derhal toplama kampına geri tıktı ve iki ay sonra babam kamptaki işkenceler sonucu hayatını kaybetti. Bu trajik haber, Radio Free Asia’nın ünlü gazetecisi Shohret Hoshur tarafından resmi olarak araştırıldı ve doğrulandı.
Bu şefkatli, çalışkan ve dürüst babanın sesini o kadar çok özlüyorum ki… Yüzü her an gözlerimin önünde. Bazen rüyamda onunla sıcak bir sohbet ettiğimizi görüyorum, bazen de gecenin bir yarısı rüyamdan ağlayarak uyanıyorum. Baba, seni çok özledim! Senin kıymetini şimdi çok daha derin anlıyorum, çünkü artık ben de bir babayım ve çocuk yetiştirmenin, onları sağlıklı büyütmenin ne kadar zor olduğunu yaşayarak öğrendim.
Baba, derdin ki: “Ben yanarım evladıma, evladım yanar kendi evladına.” Çocuklarım ne zaman omuzlarıma çıksa bu sözünü hatırlarım. Sen babalık görevini eksiksiz yerine getirdin; benim görevim ise daha yeni başladı.
Halkımızın arasında bir bilgelik vardır: “Oğul, babasının sırrıdır.” Kendimde güzel bir özellik keşfettiğimde, Allah’a şükrediyor ve bunun senden bana kalan bir miras olduğunu anlıyorum. Şimdi bu erdemleri kendi çocuklarıma aktarmaya çalışıyorum. Senin gülen yüzün benim ilham kaynağım; senin o vakur duruşun beni sabra çağırıyor. Senin adalet duygun bana hak ile batılı, dost ile düşmanı ayırt etmeyi öğretti. Sen benim şanlı ecdadımsın, sen benim rehberimsin. Mekanın cennet olsun baba!
Babam: Milyonlarca Uygur Babanın Bir Aynası
Benim kişisel trajedim ne yazık ki münferit bir olay değil, işgal altındaki Doğu Türkistan’daki milyonlarca Uygur’un günlük acı gerçeğidir. Çin hükümetinin dünyadan köşe bucak saklamaya çalıştığı, dünyanın ise 21. yüzyılda bir daha asla yaşanmaz sandığı bu soykırım bugün de tüm hızıyla devam etmektedir.
Şu An Gerçekte Neler Oluyor ve Kaç Kurban Var?
Birleşmiş Milletler (BM-OHCHR) ve Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International)’nün bağımsız raporlarına göre, 2017 yılından bu yana 1 ila 1,8 milyon arasında Uygur ve diğer Türkî Müslüman azınlık kamplarda hukuka aykırı olarak alıkonulmuştur.
Çin makamları bu kampların kapandığını iddia etse de durum aslında yapısal ve kalıcı bir sisteme dönüştü. ABD Holokost Anma Müzesi (USHMM) ve Dr. Adrian Zenz’in araştırmaları, kamp sözde kapatıldıktan sonra en az 500.000 Uygur’un uzun süreli cezalarla resmi hapishanelere nakledildiğini gösteriyor. Milyonlarca diğer Uygur ise devlet tarafından fabrikalarda ve tarlalarda kitlesel zorunlu çalıştırma programlarına tabi tutulmaktadır.

Kamplar Nerede ve Oralarda Neler Yaşanıyor?
Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü (ASPI) tarafından uydu görüntüleri kullanılarak yapılan araştırmalar, Kaşgar ve Hotan’dan Urumçi ve Gulca’ya kadar tüm bölgeye yayılmış 380’den fazla büyük ölçekli toplama kampı ve yüksek güvenlikli hapishane kompleksini ifşa etmiştir.
Bu duvarların arkasında sistematik bir kimlik yok etme süreci işletilmektedir: işkence, beyin yıkama, kadınların zorla kısırlaştırılması, Uygur dilinin ve İslam dininin tamamen yasaklanması. Anne babalar hapishanelerde kaybolurken, çocukları devlet yatılı okullarına yerleştirilmekte ve burada ana dillerinden ve kültürlerinden tamamen koparılmaktadır. Çin hükümetinin bu suçları; Hollanda, Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri parlamentoları dahil olmak üzere 10’dan fazla ülke parlamentosu tarafından resmen soykırım (Genocide) olarak tanınmıştır.
Babalar Günü’nde babamın gülen yüzünü hatırlıyorum. Onun sözleri hayatımın pusulasıdır. Onun sesini sadece kendi çocuklarım için değil, bugün birbirlerinden vahşice koparılan milyonlarca Uygur baba ve çocuk adına tüm dünyaya duyurmaya devam edeceğim.
Huzur içinde uyu, canım babam!
Tarih: 19 Haziran 2029
Kaynaklar ve Uluslararası Raporlar:
1. Birleşmiş Milletler (OHCHR): OHCHR Assessment of human rights concerns in the Xinjiang Uyghur Autonomous Region
2. Uluslararası Af Örgütü: China: “Like We Were Enemies in a War” https://www.amnesty.org/en/documents/asa17/4137/2021/en/
3. ABD Holokost Anma Müzesi (USHMM): Coercive Population Control in Xinjiang
4. Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü (ASPI): The Xinjiang Data Project https://xjdp.aspi.org.au/

