Gazetecilik, iktidarların gösterdiğine bakmak değil; sakladığını aramaktır.
Bir gazeteciyi gazeteci yapan şey, kendisine açılan kırmızı halılar değil, kapatılan kapıların ardına bakabilme cesaretidir.
Geçtiğimiz günlerde Türkiye’den bazı gazeteciler, Türkiye-Çin Dostluk Vakfı’nın organizasyonuyla Çin’in “Xinjiang” dediği, bizim ise Doğu Türkistan olarak bildiğimiz coğrafyaya götürüldü. Heyette İsmail Saymaz, Özlem Gürses, Mehmet Ali Güller ve farklı dünya görüşlerinden birçok isim vardı. Programın Çin makamlarının kontrolünde gerçekleştiği ve ziyaret sonrasında “izlenim paylaşımı” toplantıları düzenlendiği kamuoyuna açıklandı.
Burada bir parantez açalım; İsmail Saymaz ve Özlem Gürses’in temsil ettiği zihniyet, bugün Türkiye’de fırsatını bulsalar ateist kızıl Çin’in Doğu Türkistan’da uyguladığı politikaların aynısını bu ülkedeki Müslümanlara uygulamaktan zerrece çekinmezler. Parantezi burada kapatıp, Çin fonlu gazetecilerin gezisine dönelim.
Peki sonuç ne oldu?
Turistik videolar…
Temiz caddeler…
Rengârenk pazarlar…
Gülen insanlar…
Ve ardından gelen Çin güzellemeleri…
Ama tek bir soru yok.
Tek bir kayıp insan hikâyesi yok.
Tek bir toplama kampı araştırması yok.
Tek bir zorla çalıştırma iddiasının peşine düşme yok.
Tek bir aileyle bağımsız görüşme yok.
Tek bir “Bize gösterilmeyen yer neresi?” sorusu yok.
İşte gazeteciliğin bittiği yer tam da burasıdır.
Vitrini Gezmek Hakikati Görmek Değildir
Dünyada otoriter rejimlerin ortak bir refleksi vardır.
Misafirlerini vitrine götürürler.
En temiz caddeleri gösterirler.
En modern okulları gezdirirler.
En mutlu vatandaşlarla tanıştırırlar.
Sonra da “İşte gerçek bu.” derler.
Oysa gazeteci vitrini değil, vitrinin arkasını araştırmak zorundadır.
Çin’in yabancı heyetlere yönelik ziyaret programlarının büyük bölümü önceden planlanan güzergâhlardan oluşuyor. İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin 2022 tarihli değerlendirmesi ise bölgede keyfi gözaltılar, ağır hak ihlalleri ve bunların uluslararası hukuk bakımından ciddi sonuçlar doğurabilecek nitelikte olduğu yönünde tespitler içeriyordu.
Bu gerçek ortadayken…
Bir gazetecinin sadece kendisine gösterileni anlatması, gazetecilik değildir.
Bu, hazırlanan senaryoyu aktarmaktır.
BM Raporları Ortadayken
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi yıllardır bölgedeki ağır insan hakları ihlali iddialarını kayıt altına aldı.
Uluslararası insan hakları örgütleri yüz binlerce insanın özgürlüğünden mahrum bırakıldığı, dini ve kültürel hakların ciddi biçimde sınırlandığı, ailelerin parçalandığı yönünde kapsamlı raporlar yayımladı.
Bu raporların tamamı tartışılabilir.
Eleştirilebilir.
Karşı argüman üretilebilir.
Ama görmezden gelinemez.
Gazetecilik tam da bu noktada başlar.
Çünkü gazeteci devletlerin açıklamalarını tekrar eden kişi değildir.
Gazeteci, devletlerin açıklamalarını sorgulayan kişidir.
Çin Konusunda İlkeler Değişiyor Mu?
Türkiye’de hükümet söz konusu olduğunda en sert soruları soran bazı isimlerin Çin karşısında aynı refleksi göstermemesi ister istemez şu soruyu akıllara getiriyor:
Demokrasi ve insan hakları evrensel ilkeler midir?
Yoksa ülkeye göre değişen kavramlar mı?
Washington’a karşı kuşkucu olmak gazeteciliktir de…
Pekin’e karşı kuşkucu olmak neden değildir?
Ankara’da devlet anlatınca sorgulayanların, Pekin anlatınca ikna olması gerçekten düşündürücüdür.
Gazetecilikte ideoloji olabilir.
Ama çifte standart olamaz.
Doğu Türkistan Bir Turizm Broşürü Değildir
Doğu Türkistan…
Binlerce yıllık Türk-İslam medeniyetinin önemli merkezlerinden biridir.
Kaşgar…
Hoten…
Turfan…
Urumçi…
Bu şehirler yalnızca güzel mimarileriyle anılmaz.
Aynı zamanda kimlik mücadelesiyle de anılır.
Siz o sokaklarda gezerken…
Belki birkaç kilometre ötede ailesinden yıllardır haber alamayan insanlar vardır.
Belki bir annenin çocuğu kayıptır.
Belki bir akademisyenin adı bile anılamıyordur.
Gazetecilik tam da bunların peşine düşmektir.
Restorandaki pilavı övmek değildir.
En Büyük Soru
Bu ziyaretlerden dönen gazetecilere kimse Çin’i eleştirmek zorundasınız demiyor.
Kimse peşinen hüküm vermelerini de istemiyor.
İstenen çok daha basit.
Bağımsız olun.
Şüphe duyun.
Soru sorun.
Gösterilen kadar gösterilmeyeni de araştırın.
Çünkü gazetecilik budur.
Eğer yalnızca ev sahibinin hazırladığı programı anlatacaksanız…
Bunu gazetecilik diye sunmayın.
Bunun adı izlenim gezisidir.
Hatta propaganda turudur.
Son Söz
Doğu Türkistan meselesi, yalnızca Çin’in iç işi olarak geçiştirilemeyecek kadar ağır insan hakları iddialarını barındıran uluslararası bir tartışmadır. Bu nedenle oraya giden her gazetecinin omzundaki sorumluluk da sıradan bir gezi yazısından çok daha büyüktür.
Çünkü tarihte zalimlerin propagandasını yapanlar unutulmuştur.
Ama zulmü belgeleyen gazeteciler…
Vicdanın hafızasında yaşamaya devam etmiştir.



