Çin’in “Etnik Birlik ve İlerlemeyi Teşvik Etme Kanunu”nun yürürlüğe girmesinden bir ay sonra, insan hakları savunucuları, The Diplomat dergisinde yer alan bir analize göre, yasanın şimdiden Uygurlar ve diğer azınlıklara karşı kullanıldığını belirtiyorlar — bu durum, Pekin’in teşvik edeceğini söylediği sosyal uyumun tam tersidir.
Yasa, savunucuların “zorla asimilasyon kampanyası” olarak tanımladıkları uygulamayı ulusal mevzuata dahil ederek, bölgesel özerklik vaadinden bile uzaklaşıyor.
Yasa, okulları, dini kurumları, devlet organlarını ve aileleri, iktidardaki Komünist Partinin “etnik birlik” tanımını uygulamaktan sorumlu kılıyor: ebeveynlerin çocuklarını partiyi sevecek şekilde yetiştirmelerini şart koşuyor, okul öncesi dönemden itibaren iki dilli eğitimi Mandarin ile değiştiriyor ve dini kurumlara inancın “Çinleştirilmesi” sürecini sürdürmeleri talimatını veriyor.
ABD ve birçok ulusal parlamento, Çin’in Uygurlara yönelik muamelesini resmen soykırım ve insanlığa karşı suç olarak nitelendirdi.
Analize göre, bunun etkileri şimdiden görülmeye başlandı.
Çin sosyal medyasında yer alan videolar, Uygurca sokak tabelalarının kaldırılıp Çince tabelalarla değiştirildiğini gösteriyor; parti yetkilileri izlerken bölge sakinleri buna itiraz edemiyor.
Yasanın yürürlüğe girmesinden birkaç gün sonra, Türkiye’deki kız kardeşlerine mal gönderdikleri gerekçesiyle iki Uygur kız kardeşi ve annelerinin gözaltına alındığı bildirildi; işine yardım ettikleri için “terörizmi desteklemekle” suçlandılar.
Yasa, Çin sınırlarının ötesine de uzanıyor. 63. madde, Pekin’in etnik birliği zedelediğini değerlendirdiği faaliyetler nedeniyle yurtdışındaki kişi ve kuruluşların da kovuşturulabileceğini belirtiyor — savunucular bu hükmü, Uygurlara, Tibetlilere ve diğer gruplara yönelik sınır ötesi baskıların dayanağı olarak nitelendiriyor.
Kazakistan’daki Uygurlar, baskıların arttığını bildiriyor; Alman vatandaşı ve eski Dünya Uygur Kongresi Başkanı aktivist Dolkun Isa ise kısa süre önce Fas’ta gözaltına alınarak sınır dışı edildi.
Uluslararası tepki şu ana kadar açıklamalarla sınırlı kaldı.
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Turk yasanın yürürlükten kaldırılması çağrısında bulundu, BM özel raportörleri ve Avrupa Parlamentosu endişelerini dile getirdi ve ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü yasayı “sorunlu” olarak nitelendirdi — ancak savunucular, somut adımların atılmadığı kınamaların diasporadaki toplulukları savunmasız bıraktığını savunuyor.



















