Özet
- Bir öğretmen olan Kalbinur Sıddık, Uygurların ve diğer Müslüman Türklere işkence, zorla kısırlaştırma ve propaganda telkinleriyle karşı karşıya kaldığı Doğu Türkistan’daki toplu gözaltı kamplarında çalışmaya zorlandı.
- Uygurlar başta olmak üzere Kazaklar, Kırgızlar, Tacikler ve Özbekler dahil olmak üzere 1 milyondan fazla Müslüman Türk, Pekin’in mesleki merkezler olduğunu iddia ettiği ancak hak gruplarının soykırım içerdiğini bildirdiği Çin’in yüksek güvenlikli kamplarında gözaltına alındı.
- Kendisi de zorla kısırlaştırılan Kalbinur Sıddık daha sonra Hollanda’ya kaçtı ve Çinli yetkililerin tehdit ve baskılarına rağmen Çin’in baskılarına karşı konuşmaya devam ediyor.
Kalbinur Sıddık, Uygurlar ve diğer Müslüman Türkler halklarına yönelik soykırım politikalarının hayata geçirildiği, işkence, tecavüz ve her türlü insanlık dışı muamelenin uygulandığı Doğu Türkistan’daki toplama kamplarında çalıştı.
Çince öğretmeni, tutukluların işkence, aşağılama ve zorla doğum kontrolüne tabi tutulduğunu söylediği iki kampta ders vermeye zorlandığını söylüyor.
Kalbinur da 2017 yılında kamplarda yaklaşık dokuz ay çalıştıktan sonra zorla kısırlaştırılmış. Bu üzücü deneyim onun 2019 yılında Hollanda’ya taşınmasına neden oldu.
RFE/RL Balkan Servisi’ne konuşan 55 yaşındaki Kalbinur Sıddık, “Ameliyata alınmamak için yalvardım,” dedi.
“Onlara daha fazla çocuk sahibi olmayacağımı ve olamayacağımı söyledim. Ama yine de kısırlaştırıldım.”
Başta Uygurlar olmak üzere Kazak, Kırgız, Tacik ve Özbeklerden oluşan 1 ila 3 milyondan fazla Müslümanın son sekiz yıl içinde Çin’in Doğu Türkistan’daki yüksek güvenlikli hapishane kampları ağında kaybolduğuna inanılıyor.
Pekin bu tesislerin dini aşırıcılıkla mücadele için mesleki yeniden eğitim merkezleri olduğunu iddia ediyor. Ancak aktivistler, hak grupları ve eski tutuklular kamplarda tecavüz, istenmeyen kürtaj ve zorla çalıştırma gibi olayların yaşandığını anlattılar.
Bazı hak örgütleri ve Batılı parlamentolar Çin’i bölgede soykırım yapmakla suçlarken Pekin bu iddiayı reddediyor.
‘Çığlıklar Duyardım’
Kalbinur, Şubat 2017’de yetkililer tarafından çağrıldığında Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de bir ilkokulda öğretmenlik yapıyordu.
Daha sonra yeni bir işi kabul etmek zorunda kaldı: tamamı erkeklerden oluşan bir toplama kampında Çince öğretmenliği. Kalbinur’a gizlilik yemini ettirilmiş ve bir polis memuru onu yeni iş yerine götürüp getirmiş.
Saraybosna’daki bir etkinlikte RFE/RL Balkan Servisi’ne “İnsanlar bağlandı ve ‘sınıflara’ girebilmek için sürünmeye zorlandı” dedi. “Her şekilde acı çektiler. Bazen diğer odalardan çığlıklar ve yardım çığlıkları duyuyordum.”
Kalbinur Sıddık, gözaltına alınanların tamamının Çin’in işgali altındaki Doğu Türkistan’da yaşayan Uygurlar olduğunu söyledi.

Gözaltına alınanlar “sadece din alimleri değil, akademisyenler, işadamları, hayırseverler, doktorlar ve hatta yurtdışında eğitim görmüş olanlar gibi hayatın her kesiminden insanlardı” diyen Kalbinur, yetkililerin kampların “okuma yazma bilmeyenleri” eğitmek için tasarlandığı iddiasıyla çelişiyor.
“Bu insanların daha fazla eğitime ihtiyacı yoktu – çoğu yüksek eğitimliydi. Tek ‘suçları’ Uygur olmalarıydı.”
Kamplarda tutuklulara yoğun Çince öğretiliyor, vatansever Çin şarkıları söylemeye zorlanıyor ve Çin Komünist Partisi’nin politikaları hakkında propaganda videoları gösteriliyor. Çoğu hücrelerde yaşıyor.
Zorla Kısırlaştırma
Altı ay sonra Kalbinur tamamen kadınlardan oluşan bir kampa nakledildi ve burada zorla doğum kontrolüne şahid oldu.
“Hepsi zorla kısırlaştırıldı,” dedi. “Onlara adet dönemlerini durduran bilinmeyen haplar veriliyordu. Evli olmayan kızlar bile zorla kısırlaştırılıyordu.”
Kalbinur, genç bir kadının sedyeyle götürüldüğünü ve daha sonra öldüğünü hatırlıyor.
“En fazla 19 yaşındaydı,” diyor. “Sanırım almak zorunda kaldıkları haplar yüzünden oldu. Vücudu daha fazla dayanamadı.”
Kalbinur Sıddık’ın kendisine, 47 yaşında olmasına rağmen hamile kalmasını önlemek için rahim içi araç takılmış.
RİA ağır kanamalara neden oluyordu ve sürekli ağrı çekiyordu. Kalbinur hastalanınca erken emekliliğe zorlandı ve kısırlaştırıldı.
“Sonunda beni kısırlaştırdılar,” dedi. “Diğerleri gibi hap almaya zorlanmadım ama beni ameliyat ettiler.”
Çinli yetkililer Uygurların ve diğer Müslüman Türklerin ülkeyi terk etmesini neredeyse imkânsız hale getirdi.
Ancak Kalbinur Sıddık bürokratik engelleri aştıktan sonra Avrupa’ya taşınmayı başardı.
Kalbinur Sıddık’ın Hollanda’da yaşayan kızı, annesine Avrupa’ya gelmesi için bir davet mektubu gönderdi. Kalbinur, yaklaşık dokuz ay süren bir süreç sonunda pasaport alabilmiş. Bir Uygur olan kocasının ülkeyi terk etmesi yasaktı.
“En önemli şey benim Özbek olmamdı,” dedi. “Uygur olsaydım asla dışarı çıkamazdım.”
Kalbinur, 2019’da Hollanda’ya geldikten sonra sığınma hakkı aldı. Çin’de Uygurlara ve diğer Müslüman azınlıklara yönelik baskılara karşı konuşması onu Pekin’in hedefi haline getirdi.
Çin polisi Kalbinur ile temasa geçti ve onu kocası ile tehdit etti.

“Bana ‘Bunu yapma’ dediler. Eğer bizi dinlersen kocanın ülkeden çıkmasına yardım ederiz ya da geri dönersin ve tekrar birlikte olursunuz’ dediler.”
Ama o reddetti. “Ne isterseniz yapın. Sessiz kalmayacağım. Söylediğim buydu.”
Kalbinur Sıddık kocasının kendisinden boşanmaya zorlandığını ve şu anda onunla hiçbir teması olmadığını söyledi.

