ABD Kongresi’ne bağlı Congressional-Executive Commission on China (CECC) tarafından düzenlenen “The Faces of Repression: Prisoners, Families, and Communities Targeted by the CCP” başlıklı oturumda Çin’de tutulan mahkûmlar, onların aileleri ve Çin politikalarını eleştirdikleri için yurt dışında baskı gördüklerini bildiren kişi ve topluluklar ele alındı. Oturumda Hristiyanlar, Uygurlar, Falun Gong mensupları ve Çin’de tutulan ABD vatandaşlarının durumları da gündeme geldi.
Abbas: “Baskı artık hayatımın her alanına ulaştı”
Ruşen Abbas, Kongre’deki ifadesinde kendi ailesinin yaşadıklarını, Çin’in sınır ötesi baskı politikalarının bir örneği olarak sundu.
Abbas’ın kız kardeşi Dr. Gülşen Abbas, 2018 yılında kaybolmasının ardından Çin’de 20 yıl hapis cezasına mahkûm edildi. CECC Başkanı ve ABD Temsilciler Meclisi üyesi Chris Smith de açılış konuşmasında Gülşen Abbas’ın durumunu, Abbas’ın ABD’deki insan hakları savunuculuğuyla bağlantılı olduğu söylerken bir “transnasyonel baskı” vakası olarak gündeme getirdi.
Ruşen Abbas’ın Kongre’ye sunduğu daha önceki yazılı ifadesinde, kız kardeşinin kendisinin Uygurların Çin’deki durumuna ilişkin kamuoyu önünde konuşmasından günler sonra gözaltına alındığını belirttiği görülüyor. Abbas, Gülşen’in siyasi faaliyet yürütmediğini ve tutuklanmasının kendi aktivizmine yönelik misilleme olduğunu savunuyor.
22 Eylül’deki oturumla ilgili yayımlanan haberlerde Abbas’ın ayrıca kendisinin ölüm tehditleri, siber saldırılar ve dezenformasyon girişimleriyle karşı karşıya kaldığını anlattığı aktarıldı. Abbas, ailesinin ve çevresindeki bazı kişilerin Çin’de bulunan akrabalarının güvenliği konusunda endişe duyduğunu da ifade etti.
“Çin’in baskısı sınırların dışına taşınıyor”
CECC’nin Haziran 2026’da yayımladığı “Report on the PRC’s Transnational Repression and Malign Influence in 2025” başlıklı raporda da Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) sınır ötesi baskı faaliyetlerinin kapsamının genişlediği değerlendirmesi yer alıyor.
Rapora göre Çin yönetimi ve bağlantılı aktörler, 2025 boyunca Çin Komünist Partisi’ni eleştiren kişiler, diaspora toplulukları, insan hakları savunucuları, akademisyenler, sanatçılar ve bazı siyasetçiler üzerinde baskı uygulamakla suçlandı. Raporda söz konusu yöntemler arasında tehditler, aile üyeleri üzerinden baskı, çevrim içi taciz, sansür, hukuki baskı, fiziksel saldırılar ve kişileri Çin’e dönmeye zorlamaya yönelik girişimler sıralanıyor.
CECC, bu faaliyetleri “transnational repression” yani sınır ötesi baskı kavramı altında inceliyor. Komisyon, bu tür uygulamaların temel amacının eleştirileri susturmak, mağdurları yalnızlaştırmak ve diğer kişileri Çin yönetimini eleştirmekten caydırmak olduğunu belirtiyor.
Abdulhakim İdris’in Malezya’da gözaltına alınması
Ruşen Abbas’ın Kongre’de gündeme getirdiği bir diğer konu ise eşi, Uygur araştırmacı ve Uygur Araştırmaları Merkezi yöneticisi Abdulhakim İdris’in Malezya’da yaşadığı olay oldu.
İdris, 29 Mart 2026’da Uygur meselesi üzerine yazdığı bir kitabın Malayca baskısının tanıtımı için Kuala Lumpur’a gitti. İnsan hakları kuruluşlarının aktardığına göre Malezya’ya giriş yaptığı sırada havalimanında durduruldu, pasaportuna el konuldu ve yaklaşık 21 saat gözaltında tutulduktan sonra ABD’ye geri gönderildi.
İdris, sınır dışı edilmesinin ardından yaptığı açıklamalarda kendisine bunun Pekin’in talebi doğrultusunda gerçekleştirildiğinin söylendiğini iafde etti. ABD merkezli Victims of Communism Memorial Foundation da olayı, üçüncü bir ülkenin Çin’in baskı girişimlerinde kullanılmasına ilişkin bir vaka olarak değerlendirdi.
Freedom House’a aktardığı anlatımda İdris, Malezya’da yaklaşık 21 saat tutulduğunu, pasaportunun alındığını ve ardından ABD’ye gönderildiğini söyledi. Ayrıca daha önce Endonezya’ya girişinin de engellendiğini, ancak o olayda ABD makamlarının müdahalesinin ardından ülkeye girebildiğini belirtti.
Gülşen Abbas dosyası yeniden Washington’ın gündeminde
Gülşen Abbas’ın durumu, 2026 yılında ABD Kongresi’nde Çin’de tutulan kişilerin dosyalarının ele alındığı girişimlerde de öne çıktı.
CECC’nin daha önce yayımladığı bir açıklamada, Dr. Gülşen Abbas’ın Çin’de 20 yıl hapis cezası çektiği ve tutuklanmasının kız kardeşi Ruşen Abbas’ın ABD’deki insan hakları faaliyetleriyle bağlantılı olduğunun bildirildiği belirtildi. Komisyon ayrıca Gülşen Abbas’ı, Pekin’in aile üyelerini kullanarak diaspora aktivistleri üzerinde baskı kurduğuna ilişkin örneklerden biri olarak gösterdi.
22 Eylül’deki oturumda da CECC Eş Başkanı Chris Smith, Gülşen Abbas’ın durumuna özel olarak değindi. Smith, Gülşen Abbas’ın Ruşen Abbas’ın Uygur politikaları hakkında Washington’da kamuoyu önünde konuşmasından kısa süre sonra gözaltına alındığını belirterek dosyanın sınır ötesi baskı tartışması açısından önem taşıdığını söyledi.
Trump-Şi görüşmesi öncesinde “mahkûmların serbest bırakılması” çağrısı
Kongre’deki oturumun zamanlaması da dikkat çekti. ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Washington’da gerçekleştirmesi beklenen görüşme öncesinde düzenlenen oturumda, Çin’de tutulan kişilerin durumlarının ikili görüşmelerin gündemine taşınması çağrıları yapıldı.
CECC Eş Başkanı Chris Smith, konuşmasında Şi Cinping’e Çin’de tutulan kişilerin serbest bırakılması yönünde çağrıda bulundu. Smith ayrıca daha önce Çin’de gözaltında tutulan Hristiyan din adamı Pastor Ezra Jin’in serbest bırakılmasının, üst düzey diplomatik temasların belirli bireysel dosyalar üzerinde etkili olabileceğini gösterdiğini savundu.
CECC’nin önceki açıklamalarında da ABD yönetiminin Şi Cinping ile üst düzey görüşmelerinde belirli siyasi tutukluların dosyalarını gündeme getirmesi istenmişti. Bu dosyalar arasında Gülşen Abbas’ın yanı sıra ABD vatandaşı Nelson Wells Jr., Uygur girişimci Ekpar Asat ve diğer tutuklular bulunuyor.
Reuters’ın 22 Eylül tarihli haberine göre Şi Cinping’in Washington ziyareti kapsamında Trump ile yapacağı görüşmelerde Tayvan başta olmak üzere ABD-Çin ilişkilerinin çeşitli başlıklarının ele alınması bekleniyor.
“Gülşen Abbas’ın serbest bırakılması öncelik olsun”
Uygur Hareketi ise Ruşen Abbas’ın Kongre’deki ifadesinin ardından yayımladığı açıklamada, ABD yönetimine Dr. Gülşen Abbas’ın serbest bırakılması konusunu Şi Cinping ile yapılacak görüşmelerde gündeme taşıması çağrısında bulundu.
Kuruluş, Gülşen Abbas’ın durumunu yalnızca bireysel bir tutukluluk dosyası olarak değil, Uygur aktivistlerin ve onların ailelerinin karşı karşıya kaldığı daha geniş çaplı baskı tartışmasının bir parçası olarak değerlendiriyor.
CFU’ya göre Ruşen Abbas ve ailesinin yaşadığı olaylar, Çin’in Uygur diasporasının faaliyetleri üzerindeki etkisinin Çin sınırlarıyla sınırlı kalmadığı yönündeki iddialara örnek teşkil ediyor.
ABD’de “transnasyonel baskı” tartışması büyüyor
Ruşen Abbas’ın 22 Eylül’deki Kongre ifadesi, Washington’da Çin’in sınır ötesi baskı politikalarının ele alındığı daha geniş tartışmanın bir parçası oldu.
CECC, Haziran ayında yayımladığı kapsamlı raporunda, Çin’in diaspora toplulukları ve Çin yönetimini eleştiren kişiler üzerinde yurt dışında baskı kurduğuna ilişkin çok sayıda vakayı incelemişti. Komisyon, bu faaliyetlerin yalnızca etnik Çin diasporasıyla sınırlı olmadığını; Uygurlar, Tibetliler, Hong Konglular ve Çin hükümetinin politikalarını eleştiren farklı grupları da kapsayabildiğini belirtiyor.
22 Eylül’deki oturumda ise bu genel tablo, kişisel hikâyeler üzerinden ele alındı. Gülşen Abbas’ın hapsedilmesi, Abdulhakim İdris’in Malezya’dan sınır dışı edilmesi ve Ruşen Abbas’ın kendisinin karşı karşıya olduğunu söylediği tehditler, Washington’da Çin’in baskı politikalarının sınır ötesi boyutuna ilişkin tartışmanın öne çıkan başlıkları arasında yer aldı.
Ruşen Abbas’ın mesajı ise özellikle Gülşen Abbas’ın durumunun ABD-Çin ilişkilerinin en üst düzeyindeki görüşmelerde gündeme getirilmesi yönünde yoğunlaşıyor.





















