Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te düzenlenen uluslararası konferansta, dünya genelinde insan hakları sisteminin karşı karşıya olduğu baskılar, demokratik gerileme ve yükselen otoriterlik tartışıldı. Konferansta açılış konuşmasını yapan Uygur Hareketi (CFU) İcra Direktörü Ruşen Abbas, Uygur halkının maruz kaldığı baskıları uluslararası insan hakları gündeminin önemli başlıklarından biri olarak öne çıkardı.
CADAL (Center for the Opening and the Development of Latin America) tarafından düzenlenen konferansta konuşan Abbas, Çin’in Uygurlara yönelik politikalarının yanı sıra, Pekin yönetiminin yurt dışındaki Uygur aktivistleri ve onların aileleri üzerinde uyguladığı sınır aşan baskıya dikkat çekti.
“Uygur halkına yönelik soykırım devam ediyor”
Ruşen Abbas konuşmasında, Uygur halkına yönelik ağır insan hakları ihlallerinin sürdüğünü belirterek uluslararası toplumun yaşananları görmezden gelmemesi gerektiği mesajını verdi.
Abbas ayrıca, kız kardeşi Dr. Gülşen Abbas’ın Çin Komünist Partisi tarafından hapsedilmesini kendi aktivizmiyle ilişkilendirdi. Gülşen Abbas’ın, Ruşen Abbas’ın ABD’de yürüttüğü savunuculuk faaliyetlerine misilleme amacıyla hedef alındığını ifade eden Uygur Hareketi, bu durumun Çin yönetiminin sınır aşan baskı politikalarının çarpıcı örneklerinden biri olduğunu vurguluyor.
Ruşen Abbas, kişisel hikâyesini Uygur toplumunun yaşadığı daha geniş çaplı baskı ve yıldırma politikasının bir parçası olarak anlattı. Ona göre ÇKP, yalnızca Çin sınırları içerisindeki Uygurları değil, dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan Uygur topluluklarını, aktivistleri ve onların yakınlarını da baskı altında tutmaya çalışıyor.
Sınır aşan baskı politikalarına dikkat çekti
Konuşmasının önemli başlıklarından biri de transnasyonel baskı, yani otoriter devletlerin kendi sınırlarının ötesine geçerek muhalifleri, insan hakları savunucularını ve onların ailelerini hedef alması oldu.
Abbas, bu tür uygulamaların yalnızca doğrudan hedef alınan kişileri değil, onların ailelerini ve içinde bulundukları toplulukları da etkilediğini belirtti. Aktivistlerin sindirilmesi, ailelerin cezalandırılması ve Uygur topluluklarının susturulmaya çalışılması, bu baskı mekanizmasının temel unsurları arasında gösterildi.
Uygur Hareketi’nin paylaşımına göre Abbas, sınır aşan baskının küresel ölçekte ele alınması ve farklı ülkelerdeki insan hakları savunucularının bu tehdide karşı ortak hareket etmesi gerektiğini vurguladı.
“Otoriter rejimlere karşı birlikte durmalıyız”
Buenos Aires’teki konferansta demokratik gerileme ve yükselen otoriterlik konularının ele alınması, Abbas’ın Uygur meselesine ilişkin mesajlarını daha geniş bir uluslararası çerçeveye taşımasına da imkan sağladı.
Abbas, otoriter rejimlere karşı mücadelenin yalnızca tek bir ülkenin veya tek bir toplumun meselesi olmadığını, insan hakları ve demokrasi savunucularının ortak sorumluluğu olduğunu ifade etti.
Bu kapsamda uluslararası toplumun siyasi tutukluların durumunu gündemde tutması, insan hakları ihlallerini görünür kılması ve baskıya uğrayan topluluklarla dayanışma göstermesi gerektiğine işaret etti.
Zorla çalıştırmaya karşı atılan adımları örnek gösterdi
Ruşen Abbas, konuşmasında uluslararası savunuculuk çalışmalarının somut sonuçlar ortaya çıkarabileceğine de dikkat çekti.
Uygur Hareketi’nin paylaşımında, Uygur zorla çalıştırmasına karşı alınan önlemler ve Uygur meselesine ilişkin uluslararası farkındalığın artması, uzun süreli savunuculuk faaliyetlerinin sonuçları arasında gösterildi.
Abbas’a göre bu gelişmeler, baskı karşısında yürütülen mücadelenin sonuçsuz olmadığına işaret ediyor. Uluslararası kamuoyunun Uygurlara yönelik ihlaller konusunda daha fazla bilgi sahibi olması ve hesap verebilirlik taleplerinin güçlenmesi, aktivistlerin yıllardır sürdürdüğü çalışmalar açısından önemli kazanımlar olarak değerlendiriliyor.
“Umut, sessiz kalmayı reddettiğimizde inşa edilir”
Konuşmasının son bölümünde umut kavramına özel vurgu yapan Abbas, insan hakları savunuculuğunun yalnızca ihlalleri teşhir etmekten ibaret olmadığını, aynı zamanda değişimin mümkün olduğuna dair inancı canlı tutmayı gerektirdiğini belirtti.
Abbas, siyasi tutukluların savunulması, insan hakları ihlallerinin ortaya çıkarılması, zulümlerin kamuoyuna duyurulması ve otoriter rejimlerin hedef aldığı topluluklarla dayanışma kurulmasının umudu somut bir eyleme dönüştürdüğünü ifade etti.
Ruşen Abbas konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Umut cesaret gerektirir. Umut eylem gerektirir. Ve birlikte, umudu değişime dönüştürmeliyiz.”
Buenos Aires’teki konferans, Uygur meselesini Çin’in sınırları içerisindeki bir insan hakları sorununun ötesine taşıyan ve konuyu küresel otoriterlik, demokratik gerileme ve sınır aşan baskı tartışmalarıyla birlikte ele alan bir platform sundu.
Abbas’ın mesajı ise Uygur halkının yaşadığı baskının uluslararası gündemde tutulması, siyasi tutukluların savunulması ve otoriter rejimlerin sınır ötesi baskı uygulamalarına karşı daha güçlü bir uluslararası dayanışma kurulması çağrısı etrafında şekillendi.



















