İBDA Mücadele Tarihimizin Konyalı şehidlerinden Hasan Meriç. Bir diğer şehidimiz ise Yücel Kilimci. (İnşallah Şehid Yücel’i de başka bir yazı da yad edeceğiz.)
Hemşehrim oluyordu Şehid Hasan Meriç ama tanışmak nasip olmadı. Ben Şehid Hasan’ın kahramanlığını, İBDA’ya ve Şehid Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’na olan bağlılığını duydum.
Onun hakkında bugüne kadar hiçbir menfi söyleme rastlamadım Elhamdülillah. Şehidimizi tanıyan herkes O’nun hakkında iyilik ve kahramanlıktan başka bir şahitliği yoktur.
Kazım Albayrak Ağabeyin Baran Dergisi’nde Şehid Hasan Meriç hakkında şunları yazmıştı:
“Sevecen ve sempatik bir arkadaştı. Otuz civarında değişik mizaçta arkadaşın yıllardır bir arada yaşamak zorunda kaldığı cezaevinde, Hasan’ı sevmeyen kimse yok gibiydi. (….) Bandırma cezaevinde yaygın olarak görülen ve orayı bataklığa çeviren “ermiş salaklığı” cinsi fikirlerden(!) kaçınırdı. Çizgisi temiz ve dik, duruşu emindi. “99 Kurtuluş Yılı” emrine uyan Hasan, içimizde ve dışımızda bu emre uymayanlara karşı savaşarak, 99’a uygun yaşamış ve neticesinde şerefli bir mevkiye ermiştir.
Cezaevinde yattığından dolayı bir sıkıntı duyduğuna hiç şahit olmadım. Hep yüzü güler ve onu görenin de yüzü güler, espri yapardı. Başına bağlı bir arkadaştı ve kalbi kar gibi temizdi; hiçbir su-i niyet taşımaz, art niyetli ve dedikoduculara da âlet olmazdı. Bana itaati tamdı. Kumandan’a da bağlılığının tam olduğunun şahidiyim… Her zaman cemiyetten ve nizâmdan yanaydı… Kavga kaçkınlarının “Konya’ya gidelim.” teklifini elinin tersiyle iterek, “Toplulukta rahmet vardır.” ölçüsünce aramızda kaldı ve çıkan çatışmada aslanlar gibi savaşarak şehid oldu; Allah’ın gani rahmetine kavuştu. Diğer koğuşta olmasına rağmen, çatışmanın yoğun olduğu 12.Koğuşa geldi, en önde savaştı, yüzlerce düşman askerinin ağır silahlar kullanmasına rağmen (G-3, MP-5, M-16 vs.) diğer arkadaşlarla beraber düşmanın bulunduğu karşı maltaya atlamayı başardı. Diğer arkadaşlar gibi orada silahlar ve bombaların üzerine atladı ve düşman onca silah üstünlüğüne rağmen, bir ölü ve birçok yaralı vererek, gözü kara imân erleri karşısında geri çekilmek zorunda kaldı. Hasan, el bombasını atmak üzere olan binbaşının üzerine atılarak, gırtlağından şişleyerek öldürdü, bir yüzbaşının gözlerini çıkardı ve yaylım ateşi altında Allah’ına kavuştu. Hasan vurulup yere düşmüştü. Hasan’a kurşun atan rütbeli kafir ise, arkadan gelen gönüldaşlar tarafından hedef seçiliyordu. Hasan’ın şehid düştüğü yere düşman bir daha ayak basamıyor, kat kat fazla sayıda ve silah üstünlüğüne sahip olmasına rağmen, korkak ve kalleşler gibi üst maltalardan, küçük mazgal deliklerinden ve dışarıdan uzatılan itfaiye merdivenlerinden silah ve gaz bombası yağdırabiliyordu ancak. Fakat bu durum akıncıları zerre kadar etkilemiyor, şehid verdikleri haberi onları daha coşturuyor, düşmanı bir adım dahi yanaştırmıyorlardı. Bu durum polis telsizlerine şöyle yansıyordu: “Genelkurmay’dan emir üzerine geliyor, ‘ikişer ikişer çıkarın onları!’ diye. Yedi saat oldu değil çıkarmak, koğuşlarına bile yanaştırmıyorlar.” Genelkurmay’ın paşaları rahat koltuklarından ve uzaktan emirler yağdıradursunlar, cephenin atmosferi çok daha farklı idi tabi. Metris isyanlarında, 60 gönüldaşımız karşısındaki 700-800 askerden 50’sinin yaralanıp 200’ünün rehin kalması olayını (5 Aralık 99) hatırlayalım… Yedi saatlik yoğun çalışma boyunca, akıncılar, yaralı arkadaşlarının tedavisini de kendileri yapmak zorunda kalıyordu. Bu arada düşman da onlarca yaralı veriyordu. Ve, destek için Metris isyanının devreye girmesiyle anlaşma sağlanıyor ve akıncılar başları dik oradan ayrılıyorlardı. Akıncılar çıkarken, asker tarafından koridor yapılamıyor ve gardiyanlar da ortada dolaşamıyordu. Çünkü devrede Metris vardı…”
28 Şubat döneminde devlet gücünü arkasına almış Kamalist ve FETÖ’cü cuntacılar, o dönemde Kumandan’ın “1999 Kurtuluş Yılı” ilanı ve “Dik durun, karşınızda leşler var!” sözleri ile ile panikleyip cezaevlerinde tutsak olan bir avuç İBDA’cı Müslümana saldırarak erkeklik(!) peşinde idiler.
Ama o bir avuç İBDA’cı Müslüman bunların erkekliklerini alıp cümle aleme rezil ettiler; Hem Metris’te hem de Bandırma’da.
Bandırma’daki İBDA’cı Müslümanların koğuşuna saldırı düzenleyen Kamalist ve FETÖ’cü çeteler karşılaştıkları direniş karşısında neye uğradıklarını şaşırdılar. İşte bu direnişin en önde giden mücahidi ise Şehid Hasan Meriç idi. 7 Ocak 2000’de bir arefe günü -belki de bayram- aynı zamanda Cuma günü şehid oldu.
Hasan o gün çok istediği ve arzuladığı şehadete ulaştı. Giderken yanında cehenneme bir tane de cuntacı götürdü.
Bir avuç İman Eri’nin cezaevinde de olsa düşman karşısında nasıl devleştiğini bize gösterdi.
Yıllar önce Şehid Hasan Meriç için yazdığım mısraları buraya bırakıyorum ve şehidimize binler rahmet dinlerken “Kavgası kavgamız, yolu yolumuzdur!” diyorum….

ŞEHİT HASAN MERİÇ’E
Hani derler ya şehidler ölmez,
Onlar aramızda bizle beraber.
Varlığını hissedersen en kötü zamanında,
Devrimimize omuz verirler,
İşte böyledir Anadolu;
Her karışında şehid kanı,
Her köşesinde bir destan,
Her yanı aslan dolu…
Sencer olur ismi coşar,
Yücel olur yükseklere uçar,
Halil’dir o vatana yar
Hele ki bir Hasan var.
Bandırma zindanı şahit ona,
Kanı ile yazdığı destana,
Kahramanca vuruşarak ulaştığına,
Hasan Meriç’in sevdasına.
Sevda ki hiçbir devirde eskimeyen,
Uğruna nice canlar verilen,
Peygambere komşu olan,
Hasan Meriç’in sevdası.








YORUMLAR