Yılmaz Er
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Pekin’in Örtü Stratejisi: “Kalkınma Hakkı” Söylemiyle Gizlenen Bir Soykırım

Pekin’in Örtü Stratejisi: “Kalkınma Hakkı” Söylemiyle Gizlenen Bir Soykırım

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

2026 baharında Pekin, uluslararası insan hakları camiasının kalbine bir kez daha kendi anlatısını sokmayı başardı. Bu makale, Çin Halk Cumhuriyeti’nin otuz beş yıldır sürdürdüğü, “kalkınma hakkı” kavramını temel insan haklarının önüne geçiren ve bu yolla Doğu Türkistan’da süregelen soykırımı meşrulaştırmaya çalışan sistematik bir söylem stratejisini ele almaktadır. 1991’den bugüne uzanan bu strateji, yalnızca içe dönük bir savunma mekanizması değil, aynı zamanda “Küresel Güney” ülkelerini Batı’ya karşı saflaştıran, Birleşmiş Milletler bünyesinde bir insan hakları karşı-cephesi inşa eden, kapsamlı bir dış politika aracına dönüşmüştür.

Pekin’de Sahnelenen Bir İronik Tören

11 Haziran 2026’da Pekin, “2026 Küresel İnsan Hakları Yönetişimi Zirvesi”ne ev sahipliği yaptı. Zirvenin teması “El Ele Kalkınma, Ortak İnsan Hakları: Kalkınma Hakkı Bildirgesi’nin 40. Yılında Küresel İnsan Hakları Yönetişimi için Yeni Bir Vizyon” olarak belirlendi ve yüz civarında ülkeden, Birleşmiş Milletler kurumları dâhil çeşitli uluslararası örgütlerden dört yüzü aşkın katılımcı bir araya geldi (Guo, 2026). Zirvede tanıtılan *Ulusal İnsan Hakları Eylem Planı (2026-2030)* metninin “küresel insan hakları yönetişimine aktif katkı” başlıklı bölümünde, “yaşama hakkı ve kalkınma hakkının en öncelikli temel insan hakları olduğu” ve Çin’in “uluslararası insan hakları kurallarının belirlenmesi ve gündem oluşturma süreçlerine aktif olarak katılacağı” vurgulanmaktadır (Guo, 2026). Dünyanın en ağır insan hakları ihlalleri sicilinden birine sahip bir devletin böylesi bir zirveye ev sahipliği yapması, tek başına ironik bir durumdur; ancak zirvenin teması, bu ironiyi bir adım öteye taşıyarak, Pekin’in kalkınma hakkı söylemini insan hakları alanındaki küresel söylem tekelini ele geçirme stratejisinin merkezine yerleştirdiğini bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Kalkınma Hakkının Doğuşu: Küresel Güney’in Batı’ya Meydan Okuması

“Kalkınma hakkı” kavramı, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 4 Aralık 1986 tarihli ve 41/128 sayılı kararıyla kabul edilen *Kalkınma Hakkına Dair Bildirge* ile resmî bir uluslararası hukuk kategorisi hâline gelmiştir. Bildirge’nin 1. maddesi bu hakkı, “her bireyin ve tüm halkların, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal kalkınmaya katılma, katkıda bulunma ve bu kalkınmadan yararlanma hakkına sahip olduğu, devredilemez bir insan hakkı” olarak tanımlar (Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1986, 1. madde).

Bu kavramın kökeni, II. Dünya Savaşı sonrası dönemde eski Batılı sömürge ülkelerinin oluşturduğu “Küresel Güney” bloğu ile gelişmiş ülkeler arasındaki siyasi mücadeleye dayanır. Küresel Güney ülkeleri, kendi geri kalmışlıklarının sorumluluğunun Batı’da olduğunu, hatta tazminat ödenmesi gerektiğini savunmuş ve kalkınmanın diğer haklardan — özellikle siyasi haklardan — önce gelmesi gerektiğini öne sürerek, bunu Batı’nın insan hakları eleştirilerine karşı bir kalkan olarak kullanmıştır (Guo, 2026). 1977’de Küresel Güney ülkeleri kalkınma hakkını resmen teyit etmiş ve gelişmiş ülkelerin ekonomik yardımı hukuki bir yükümlülük olarak görmesini talep etmiştir. Ancak Batılı devletler bu kavramın siyasi arka planının farkındaydı: Başkan Ronald Reagan kalkınma hakkı kavramına açıkça karşı çıkmış, Başkan Jimmy Carter da gelişmiş ülkelerin Küresel Güney’e ekonomik yardım sağlamasını bir yükümlülük olarak kabul etmemiştir (Guo, 2026). Uzun müzakereler sonucunda kabul edilen Bildirge, gelişmiş ülkelerin sorumluluğunu tazminat veya zorunlu yardım değil, yalnızca “kalkınmaya elverişli ulusal ve uluslararası koşulların yaratılması” ile sınırlandırmıştır.

Çin’in bugünkü stratejisinin temel hamlesi, tam olarak bu tarihsel gerilim noktasını devralıp genişletmek olmuştur: geleneksel temel insan haklarını kalkınma hakkından koparmak, ikincisini birincisinin üzerine yerleştirmek ve bu yolla temel hakları görmezden gelmek. Pekin, Küresel Güney ile gelişmiş ülkeler arasındaki bu tarihsel ayrışmayı ustaca kullanarak, Küresel Güney’in Batı’ya duyduğu güvensizliği derinleştirmiş ve kendi çevresinde bir insan hakları karşı-cephesi inşa etmiştir.

1991’den Bugüne: Otuz Beş Yıllık Bir Söylem İnşası

Çin’in kalkınma hakkı stratejisinin başlangıç noktası, 4 Haziran 1989 Tiananmen Meydanı katliamının ardından gelen uluslararası tepkidir. Batı’nın insan hakları eleştirilerine karşı koymak için Pekin, 1991’de ilk resmî insan hakları beyaz kitabını yayımlamış ve kalkınma hakkını Çin’in resmî insan hakları politikasının merkezine yerleştirmiştir. Bu belgede “geniş gelişmekte olan ülke halkları için… kalkınma hakkına öncelik verilmelidir” ifadesi yer almaktadır (Human Rights China, 1991, 1. bölüm). O tarihten bu yana Çin, “ekonomik kalkınma insan haklarından önce gelmelidir” tezini savunmak için tutarlı biçimde kalkınma hakkına başvurmuştur.

2013’te başlatılan Kuşak ve Yol Girişimi (BRI), bu stratejinin en güçlü aracı hâline gelmiştir. Girişim, ekonomik kalkınmayı temel insan haklarının önüne yerleştirirken, Pekin’e “Tayvan veya Uygurlar gibi Çin açısından son derece hassas konularda etki uygulamak için finansmanı bir araç olarak kullanma” imkânı tanımıştır (Dış İlişkiler Konseyi [CFR], 2023, s. 4). O tarihten itibaren Çin, BRI aracılığıyla Küresel Güney ülkelerini kendi etrafında birleştirmiş, bu ülkelerin kalkınma hakkının diğer haklardan üstün olduğu görüşünde giderek konsolide olmasını sağlamış ve Birleşmiş Milletler insan hakları sisteminde kademeli olarak söylem gücü kazanmıştır.

2015’te Çin, Birleşmiş Milletler’in *2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi*’ne yüksek profilli biçimde katılmış ve bu gündemin uygulayıcısı konumuna gelmiştir; gündem, temel insan hakları ile kalkınma hakkını sıkı sıkıya birbirine bağlamakta ve bu, Çin’in insan hakları söylemiyle örtüşmektedir (Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Konseyi, 2016, 3. bölüm). 2017’de Çin, Pekin’de iki yılda bir düzenlenen “Güney-Güney İnsan Hakları Forumu”nu kurarak Küresel Güney ülkelerini Batı’ya karşı birleştirmeyi amaçlamış; aynı yılın Haziran ayında Çin’in önerdiği ilk karar tasarısı olan *Tüm İnsan Haklarının Kullanılmasına Kalkınmanın Katkısı* kararı, BM İnsan Hakları Konseyi’nde (UNHRC) kabul edilmiştir (Xinhua, 2017). Böylece Çin, küresel ölçekte kalkınma hakkı temelli yeni bir insan hakları çerçevesi inşa ederek Batı’nın insan hakları söylemini aşındırmayı ve 1991’den bu yana üzerindeki uluslararası denetimi ve hesap verebilirliği bertaraf etmeyi hedeflemiştir.

Doğu Türkistan’a Uygulanışı: Kamplardan “Meslek Eğitim Merkezleri”ne

Doğu Türkistan’a odaklanıldığında, Chen Quanguo’dan Chen Xiaojiang’a kadar bölgeyi yöneten tüm Çin Komünist Partisi (ÇKP) yetkilileri, farklı dönemlerde farklı ağırlıklarla da olsa, baskı ile “birleşik cephe” çalışmasını bir arada yürütmüştür; kalkınma hakkını dış imaj düzeltme ve sorumluluktan kaçınma bahanesi olarak kullanmak, bölgeyi yöneten tüm ÇKP liderlerinin ortak stratejisi hâline gelmiştir (Guo, 2026).

2017’den bu yana Çin, içeride ve dışarıda ekonomik kalkınmayı ve kalkınma hakkını uygulamaya koyarak Doğu Türkistan’da yaşanan soykırım fiillerini örtbas etmiştir. Ceza kampları resmî olarak “mesleki beceri eğitim ve öğretim merkezleri” adıyla anılmıştır (Çin Halk Cumhuriyeti Eğitim Bakanlığı, 2018). “Zorla çalıştırma” iddialarına yönelik eleştiriler ise, insanların meşru çalışma hakkından mahrum bırakılması, yoksullaştırılması, Doğu Türkistan’ın ilerlemesinin sekteye uğratılması ve Çin’in kalkınmasının engellenmesi olarak yeniden çerçevelenmiştir .

Temmuz 2021’de Çin Devlet Konseyi’nin yayımladığı *Doğu Türkistan’daki Tüm Etnik Grupların Haklarına Saygı ve Bu Hakların Korunması* başlıklı bildiride şu ifadeler yer almaktadır: “Kalkınma hakkı devredilemez bir insan hakkıdır… Bazı yabancı medya kuruluşları ve politikacılar söylenti yaymakta, gerçekleri çarpıtmakta, olgular uydurmaktadır… amaçları Çin’i karalamak… ve Xinjiang’ın refahını baltalamaktır”. Bu ifadeler, ÇKP’nin kalkınma hakkını insan hakları ihlallerini meşrulaştırmak ve Doğu Türkistan’daki soykırım suçlarını örtbas etmek için nasıl kullandığının açık bir kanıtıdır.

Bu stratejinin en doğrudan örneği, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin 17 Şubat 2024’te Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmadır. Wang, sözde “soykırım” iddialarını Çin’in kalkınmasını engellemeye yönelik büyük bir yalan olarak nitelendirmiş ve şöyle demiştir: “Çin’in hızlı kalkınması bazı çevrelerde huzursuzluk ve kaygı yarattı, bu yüzden Xinjiang hakkında yalanlar uydurdular… Ama Çin’in de kalkınma hakkı var” (Çin Halk Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, 2024, .6).

Birleşmiş Milletler Sisteminde Manipülasyon

Uluslararası İnsan Hakları Hizmeti’nin (ISHR) 2025’te yayımladığı bir rapora göre, Çin, BM İnsan Hakları Konseyi’nde soykırım meselesine dikkat çeken sivil toplum kuruluşlarının (STK) başvurularını engellemek, kendi kontrolündeki hükümet-örgütlü STK’ların (GONGO) Konsey içindeki etkisini artırmak, BM ile iş birliği yapan ya da yapmak isteyen bireyleri hedef alan misilleme uygulamak ve STK temsilcilerinin konuşmalarını usul hileleriyle kesintiye uğratmak gibi sistematik yöntemlerle, mağdurların Konsey’de seslerini duyurmasını engellemektedir (Uluslararası İnsan Hakları Hizmeti [ISHR], 2025, Özel Rapor No. 87). Örneğin 2018’de Çin, Dünya Uygur Kongresi Başkanı Dolkun Isa’nın bir BM forumuna katılmasına yardımcı olduğu gerekçesiyle, akredite bir STK’nın danışmanlık statüsünün iptal edilmesi için STK Komitesi nezdinde girişimde bulunmuştur.

Mart 2019’da Çin, Cenevre’deki tüm daimî temsilciliklere bir tehdit mektubu göndererek, “ikili ilişkiler ve sürmekte olan çok taraflı iş birliği” gerekçesiyle, ABD ve diğer bazı Batılı ülkelerin düzenlediği Uygur insan hakları krizine dair yan etkinliklere ortak ev sahipliği yapılmaması, katılınmaması ve hatta bu etkinliklere gidilmemesi yönünde uyarıda bulunmuştur (İnsan Hakları İzleme Örgütü [HRW], 2019, s. 2). Bu örnekler, Çin’in içeride uyguladığı “yumuşak” birleşik cephe çalışmasının, küresel ölçekte de zorlayıcı caydırıcılık ve sınır ötesi baskı yöntemleriyle el ele yürüdüğünü — aslında aynı madalyonun iki yüzü olduğunu — göstermektedir.

Chen Xiaojiang Dönemi: Stratejinin Yoğunlaşması

Eski ÇKP Merkez Birleşik Cephe Çalışma Dairesi Başkan Yardımcısı Chen Xiaojiang’ın Doğu Türkistan’da Parti Sekreterliği’ne atanmasıyla birlikte, Çin hükümeti kalkınma hakkı temelli, bölgeyle ilgili küresel birleşik cephe çalışmasını yoğunlaştırmıştır. 28 Ağustos 2025’te Chen, Urumçi’de Avustralya’nın Pekin Büyükelçisi Andrew Gisdal ile görüşerek Doğu Türkistan’daki insan hakları meselesi ve diğer konularda görüş alışverişinde bulunmuştur (Guo, 2026). Aynı ay Etiyopya’da ilk Çin-Afrika İnsan Hakları Semineri düzenlenmiş; toplantının teması “Çin-Afrika Kader Ortak Topluluğu İnşası, Kalkınma Hakkının Birlikte Gerçekleştirilmesi” olarak belirlenmiştir. Toplantı sonunda yayımlanan *Çin-Afrika Kalkınma Hakkı Addis Ababa Mutabakatı*’nda “kalkınma hakkının temel bir insan hakkı olduğu” ve “insan haklarının siyasallaştırılmasına ve araçsallaştırılmasına, insan hakları bahanesiyle başka ülke halklarının kalkınma hakkına müdahale edilmesine karşı çıkıldığı” belirtilmiştir .

20 Mart 2026’da Chen Xiaojiang, Pekin’de düzenlenen yabancı diplomatlarla bir istişare toplantısında şu ifadeleri kullanmıştır: “İnsan haklarının sürekli gelişmesini ve ilerlemesini teşvik etmek, Xinjiang’daki tüm etnik grupların halkları dâhil, tüm Çin halkının yorulmak bilmez arayışıdır. Çin’in insan hakları kalkınma yolunda kararlılıkla ilerliyor ve insan hakları güvencesini her yönden geliştiriyoruz”. Chen, bu vesileyle yabancı diplomatları Doğu Türkistan’ın kalkınma dinamizmini bizzat deneyimlemeye ve Kuşak-Yol fırsatlarından pay almaya davet etmiştir — bölgesel kalkınma pratiğini doğrudan insan haklarıyla ilişkilendirerek, “kalkınma hakkı” söylemiyle hem temel insan haklarını hem de sürmekte olan soykırımı örtmüştür (Guo, 2026).

Küresel Güney’in Suskunluğu

14 Haziran 2022’de Küba, BM İnsan Hakları Konseyi’nin 50. oturumunda 69 ülke adına ortak bir bildiri yayımlayarak şu ifadeleri kullanmıştır: “Xinjiang, Hong Kong ve Tibet meseleleri Çin’in iç işleridir. İnsan hakları bahanesiyle Çin’in iç işlerine müdahale edilmesine karşıyız… özellikle insan hakları bahanesiyle iç işlere müdahaleye karşıyız” (Guangming Daily, 2022, s. 3). Bu tablo, Küresel Güney ülkelerinin büyük çoğunluğunun, ÇKP’nin Doğu Türkistan ve kalkınma hakkına ilişkin anlatısını onayladığını ve desteklediğini açıkça ortaya koymaktadır.

Sonuç

Otuz beş yılı aşkın süredir kalkınma hakkı söylemini ve birleşik cephe faaliyetlerini bir arada yürüten ÇKP, uluslararası toplumun hesap sorma girişimlerinden kaçınmayı ve küresel bir insan hakları karşı-cephesi inşa etmeyi başarmış; içeride ve dışarıda insan hakları vahşetlerini süslemiş, hatta güzelleştirmiştir. Doğu Türkistanlı Uygurlar gibi mağdurlar ise, ÇKP’nin kontrolündeki küresel insan hakları sisteminde, maruz kaldıkları acı ve zulüm için telafi aramakta büyük güçlük çekmekte, faillerin hesap vermesini sağlamak ise neredeyse imkânsız hâle gelmektedir. Tam da bu nedenle, Doğu Türkistan’da yaşanan korkunç ve emsalsiz soykırıma rağmen, uluslararası toplum — özellikle Küresel Güney ülkeleri — bugüne kadar yeterli ölçekte kapsamlı bir kınama, yaptırım veya yargılama adımı atabilmiş değildir.

2026 Küresel İnsan Hakları Yönetişimi Zirvesi’nin ardından, ÇKP’nin kalkınma hakkını insan hakları suçlarını örtmek için kullanma kuramının ve pratiğinin giderek yoğunlaştığı artık daha açık biçimde görülmektedir; uluslararası toplumun bu küresel çaplı komployu ve kötücül stratejiyi bertaraf edecek adımlar atması zorunludur. Öncelikle, uluslararası toplum ÇKP’nin bu aldatmacasını net biçimde tanımalı ve “kalkınma hakkı” kavramının kapsamı ile uygulama alanı için daha sıkı tanımlar ve normlar geliştirmelidir; zira Birleşmiş Milletler *İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi* uyarınca en temel haklar din, siyaset ve toplumsal özgürlük haklarıdır — kalkınma hakkı bu temel hakların yerini asla alamaz, onların üzerine de yerleştirilemez. Bu doğru pozisyonun güçlendirilmesi ve uluslararası kamuoyunda yaygınlaştırılması gerekmektedir. İkinci olarak, Batılı devlet yetkilileri, BM insan hakları mekanizmalarında görevli uzmanlar, akademisyenler, aktivistler ve Doğu Türkistan’daki soykırımla ilgilenen dünya çapındaki tüm kesimler, Çin’deki insan hakları mağduriyetlerinin tüm kurbanlarıyla birlikte hareket etmeli; ÇKP’nin “kalkınma hakkı” söylemi üzerinden yürüttüğü komployu ve yöntemleri ifşa eden etkinlikler düzenlemeli, çok dilli yayınlar üretmeli, uluslararası insan hakları mücadelesinde ÇKP’yi geri püskürtmeli, insan hakları alanındaki söylem gücünü yeniden kazanmalı ve ÇKP’nin hesap vermesini sağlamalıdır.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Bizi Takip Edin
Giriş Yap

Haber Nida ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!