Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Sencer Buğrahan
Sencer Buğrahan

Çin’in Güvenlik Siyaseti ve Tarihin Görmezden Gelinen Sahipleri: Uygur Meselesi Üzerinden Taliban’la Kurulan Denge

Çin’in Afganistan’daki Taliban yönetimiyle geliştirdiği ilişkiler, yalnızca güncel güvenlik kaygılarıyla açıklanamayacak kadar derin tarihsel ve siyasi sonuçlar barındırıyor. Pekin yönetimi, işgal altında tuttuğu Doğu Türkistan’ı bir “istikrar sorunu” olarak ele alırken, bölgenin tarihsel gerçekliğini ve yerli halkın kimliğini sistematik biçimde arka plana itiyor. Oysa Uygurlar, Çin’in güncel siyasi sınırlarından çok daha eskiye dayanan bir varlığa sahip. Son iki bin yıldır bu bölge, cesaretleri ve adalet duygularıyla tanınan Türklere aitti.

Tarihsel kaynaklar, Uygurların en az 8. yüzyıldan itibaren bugünkü Doğu Türkistan coğrafyasında siyasi, kültürel ve demografik varlık gösterdiğini ortaya koyuyor. 744 yılında kurulan Uygur Kağanlığı, Orta Asya’nın en güçlü devletlerinden biri olurken; Karahanlılar, Turfan Uygur Krallığı ve Kaşgar merkezli siyasi yapılar, bölgenin İslamlaşma ve yerleşik medeniyet sürecinde Uygurların belirleyici rolünü gözler önüne seriyor. Çin merkezi otoritesinin bölge üzerindeki kalıcı ve kesintisiz hâkimiyeti ise ancak 18. yüzyılda Qing Hanedanı döneminde mümkün olabildi. Qing hanedanlığı döneminde bölge Çin’in bir eyaleti haline getirildi. Ancak halkın etnik kimliklerinin yanı sıra inançlarını da özgürce yaşamalarına izin verildi.

Okumadan Geçme  Uygur zorunlu köle işçiliğe rağmen Alman Volkswagen Urumçi’deki fabrikada ısrarlı

Ancak 1949’dan beri komünist rejim altında Çinliler, ülkedeki Han çoğunluğunun çatısı altında azınlıkları asimile etmeye başladılar. Hanlar, 1,5 milyarlık nüfusun yüzde 91’ini oluşturmaktadır. Günümüz yöneticilerinin etnik gruplara, özellikle Uygurlara, Moğollara ve Tibetlilere karşı hoşgörüsüzlüğü, ülkenin güvenlik güçlerinin bu talihsiz azınlıkları ezmek için görevlendirilmiş olmasına rağmen, onların kendine özgü kimliklerini yok etme görevlerini yerine getirememeleriyle değerlendirilebilir.

Buna rağmen Çin, Doğu Türkistan’ı tarihsel bağlamından kopararak modern bir “iç güvenlik meselesi” şeklinde sunuyor. Uygur kimliği, etnik ve dini aidiyet üzerinden kriminalize edilirken; bölgenin yerli halkı, dış bağlantılı radikal unsurlarla özdeşleştiriliyor. Bu yaklaşım, tarihsel gerçeklikle olduğu kadar uluslararası hukuk normlarıyla da çelişiyor.

Okumadan Geçme  Yaşlı Uygurlar uydurma suçlamarla gözaltında tutularak hapishanelerde tek başlarına ölüyorlar

Pekin’in Taliban’la kurduğu temaslar da bu bakış açısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor. Çin, Uygur meselesini Afganistan merkezli bir güvenlik tehdidine indirgerken, Taliban’dan bu “sorunu” sınır ötesinde kontrol altına almasını talep ediyor. Bu noktada Taliban yönetimi, ideolojik yakınlıktan ziyade ekonomik zorunlulukların belirlediği bir pozisyon alıyor.

Afganistan, Taliban’ın yeniden iktidara gelmesinin ardından ağır bir ekonomik krizle karşı karşıya. Dondurulan uluslararası fonlar, çöken kamu hizmetleri ve insani yardıma bağımlı hale gelen nüfus, yönetimi dış aktörlerle ilişki kurmaya mecbur bırakıyor. Uluslararası alanda tanınmayan Taliban için Çin, hem ekonomik destek sağlayabilecek hem de siyasi izolasyonu kısmen kırabilecek nadir aktörlerden biri olarak öne çıkıyor.

Ancak bu ilişki, Taliban’ı Çin’in güvenlik önceliklerine bağımlı hale getiriyor. Pekin, ekonomik temaslar karşılığında Taliban’dan Uygur meselesinde kendi tezlerine paralel bir tutum bekliyor. Bu durum, Uygurların tarihsel haklarının ve kimlik mücadelesinin, iki aktör arasındaki pragmatik pazarlıkların gölgesinde kalmasına yol açıyor.

Okumadan Geçme  Çin, Japonya başbakanı seçilen Takaichi'nin yükselişinden neden korkuyor?

Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında Orta Asya’yı ekonomik bir koridor haline getirme hedefi de bu denklemin önemli bir parçası. Ancak bu projeler, bölgenin yerli halklarının rızası ve tarihsel gerçekler dikkate alınmadan hayata geçirilmeye çalışılıyor. Güvenlik ve istikrar söylemi, çoğu zaman kültürel asimilasyon ve demografik dönüşüm politikalarını meşrulaştıran bir araca dönüşüyor.

Sonuç olarak Çin’in Uygur meselesini yalnızca terör ve güvenlik ekseninde ele alması, bölgenin tarihsel sahiplerini görünmez kılıyor. Taliban ise ekonomik sıkışmışlık ve tanınma arayışı nedeniyle bu söyleme dolaylı biçimde alan açıyor. Ortaya çıkan tablo, Doğu Türkistan’ın tarihsel gerçekliği ile güncel jeopolitik çıkarların çarpıştığı kırılgan ve adaletsiz bir dengeye işaret ediyor.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER