Çin’in Türkiye’deki faaliyetleri, son dönemde yalnızca ticaret ve diplomasi başlıklarıyla sınırlı olmayan daha geniş bir tartışmanın konusu haline geldi.
Merkezi Çin’in işgali altındaki Doğu Türkistan’daki politikalarına ve Uygur Türklerinin haklarına odaklanan Uyghur Rights Monitor (URM), 31 Temmuz 2026 tarihinde yayımladığı analizde, Çin’in Ankara Büyükelçisi Jiang Xuebin’in Türkiye’deki faaliyetlerini mercek altına aldı.
“CCP Influence in Türkiye: Jiang Xuebin and China’s Two-Track Influence Campaign in Türkiye” başlıklı analizde, Jiang’ın Ocak 2025’te Ankara’ya gelmesinin ardından Türkiye’deki siyasi, bürokratik, ekonomik, medya ve sivil toplum ağlarıyla yoğun temas kurduğu savunuluyor. URM’ye göre Jiang, görevdeki ilk 18 ayında Türk kurumları genelinde 210’dan fazla belgelenmiş görüşme ve temas gerçekleştirdi.
Analiz, söz konusu faaliyetleri iki ana başlık altında değerlendiriyor: kurumsal erişimin genişletilmesi ve Türkiye’deki bilgi ortamının etkilenmesi.
210’dan fazla temas
URM’nin analizine göre Jiang Xuebin, Türkiye’de göreve başlamasının ardından bakanlıklar, valilikler, üniversiteler, düzenleyici kurumlar ve iş dünyası temsilcileriyle çok sayıda görüşme gerçekleştirdi.
Analizde Jiang’ın ekonomi, sanayi, ulaştırma, kültür, tarım, sağlık, içişleri, savunma ve ticaret alanlarından sorumlu bakanlarla; İstanbul, Ankara, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin, Erzurum, Eskişehir ve Rize gibi illerin valileriyle görüştüğü belirtiliyor.
Bunun yanı sıra TBMM Başkanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu, Yükseköğretim Kurulu (YÖK), Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ve Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) gibi kurumlarla temaslara da dikkat çekiliyor.
URM, bu temasların geleneksel diplomatik nezaket ziyaretlerinin ötesinde, Çin açısından stratejik öneme sahip kurumlarla uzun vadeli ilişkiler oluşturma amacı taşıdığını ifade ediliyor.
RTÜK, medya ve “Çin hakkında objektif yayın” çağrısı
Analizin dikkat çektiği alanlardan biri de medya.
URM’ye göre Jiang, 2025 ve 2026 yıllarında RTÜK yetkilileriyle gerçekleştirdiği görüşmelerde Çin hakkında “doğru ve objektif” yayın yapılması gerektiğini vurguladı.
Büyükelçinin Türkiye’deki medya kuruluşlarıyla temaslarının da bu çerçevede değerlendirildiği belirtiliyor.
Jiang’ın 2025 yılında Demirören Haber Ajansı (DHA) Genel Müdürü ile görüşerek DHA’nın Çin ile Türkiye arasında bir “köprü” olmasını önerdiği, görüşmeler sırasında DHA’nın Çin devletine bağlı CGTN ve Xinhua ile mevcut içerik paylaşımı anlaşmalarının da gündeme geldiği aktarılıyor.
URM ayrıca Jiang’ın daha sonra Demirören Holding Yönetim Kurulu Başkanı Yıldırım Demirören ile medya işbirliği konusunu görüştüğünü ve 2026 yılında DHA’da Çin-Türkiye ilişkilerinin 55. yılına ilişkin bir makale yayımladığını belirtiyor.
Bu tablo, Çin’in Türkiye’deki medya ilişkilerinin yalnızca devlet kurumlarıyla sınırlı kalmadığını, büyük medya grupları ve haber ajanslarıyla da kurumsal düzeyde temaslar içerdiğini gösteriyor.
Çin anlatısının Türk medyasında yaygınlaştırılması
URM’nin analizinde Jiang’ın farklı siyasi ve ideolojik kesimlere hitap eden Türk medya kuruluşlarında makaleler yayımladığı da belirtiliyor.
Sabah, Cumhuriyet, Daily Sabah, Dünya ve Ekonomim gibi farklı çizgilerdeki yayın organlarında Çin’e ilişkin yazıların yayımlanmasının, Pekin açısından farklı toplumsal kesimlere ulaşma imkânı sağladığı belirtiliyor.
Jiang ayrıca TVNET, tv100 ve CNN Türk gibi televizyon kanallarında röportajlar verdi.
URM’ye göre bu yayınlarda Çin’in Sincan’daki politikalarına yönelik uluslararası eleştiriler reddedilirken, bölgenin ekonomik açıdan geliştiği, etnik gruplar arasında uyum bulunduğu ve dini-kültürel hakların korunduğu yönündeki Çin hükümeti söylemi öne çıkarıldı.
Bu noktada Pekin’in söylemi ile uluslararası insan hakları kuruluşlarının değerlendirmeleri arasında ciddi bir görüş ayrılığı bulunduğu da belirtilmeli.
Öğrencilerden gazetecilere: “Çin’i anlatan” yeni aktörler
Analizin önemli anlatılarından biri, Çin’in mesajlarını yalnızca kendi diplomatları veya devlet medyası aracılığıyla yaymak yerine, Türkiye’deki yerel aktörleri de sürece dahil etmeye çalıştığı yönünde.
URM, bunun örnekleri arasında “China in My Dreams” isimli öğrenci resim yarışmasını ve 2026 yılında Çin Büyükelçiliği tarafından başlatılan “Meeting China” gazetecilik ödülünü gösteriyor.
Analize göre gazetecilik yarışmasında Çin ile doğrudan veya dolaylı bağlantılı haber ve çalışmalar için 60 bin TL’ye kadar para ödülü öngörüldü.
URM’nin değerlendirmesine göre bu tür programların amacı yalnızca kültürel değişim veya gazeteciliği teşvik etmek değil; zaman içinde Çin’i olumlu anlatan yerel aktörlerden oluşan bir çevre meydana getirmek.
Bu yaklaşımın, Çin’in devlet destekli uluslararası iletişim stratejisinin Türkiye ayağı olarak yorumlandığı görülüyor.
Siyasi partilerle temaslar genişliyor
Çin’in Türkiye’deki siyasi temasları da raporun önemli başlıklarından biri.
URM’ye göre Jiang, iktidardaki AK Parti’nin üst düzey yöneticileriyle birden fazla görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç ve Emine Erdoğan ile de ayrı temaslar gerçekleştirildiği aktarılıyor.
Ancak Çin’in siyasi temaslarının yalnızca iktidar partisiyle sınırlı olmadığına dikkat çekiliyor.
Temmuz 2026’da Türkiye-Çin Dostluk Vakfı tarafından gerçekleştirilen bir toplantıda AK Parti, DEVA Partisi, Yeniden Refah Partisi ve DEM Parti temsilcilerinin bir araya geldiği; bunun Çin’e gerçekleştirilen çok partili bir heyet ziyaretinin ardından düzenlendiği belirtiliyor.
Ayrıca Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi Uluslararası Departmanı Başkan Yardımcısı Jin Xin’in Nisan 2026’da Ankara’da Dünya Medeniyetler Girişimi Araştırma Merkezi’nin açılışına katıldığı, aynı ziyaret kapsamında AK Parti, CHP, Yeniden Refah Partisi ve Vatan Partisi temsilcileriyle temaslarda bulunulduğu aktarılıyor.
Bu tablo, Pekin’in Türkiye’de tek bir siyasi partiyle ilişki kurmak yerine farklı siyasi aktörlerle ilişkilerini genişletmeye çalıştığı yönündeki değerlendirmeleri güçlendiriyor.
Vatan Partisi ile uzun süredir devam eden yakınlık
Çin’in Türkiye’deki siyasi ilişkilerinde Vatan Partisi ve Doğu Perinçek de öne çıkan isimler arasında.
URM’ye göre Jiang, Haziran 2025’te Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ile görüştü ve Perinçek’i “Çin halkının eski dostu” olarak nitelendirdi.
Nisan 2026’da ise Vatan Partisi yetkilileri ile Çin Komünist Partisi temsilcilerinin katılımıyla Ankara’da Dünya Medeniyetler Girişimi Araştırma Merkezi’nin açılışı gerçekleştirildi.
Bu gelişme, Çin ile Türkiye’deki belirli siyasi çevreler arasındaki uzun süreli ideolojik ve politik ilişkilerin daha kurumsal bir zemine taşınması şeklinde yorumlanıyor.
Kültürel diplomasi ve Xi Jinping’in kitapları
Çin’in Türkiye’deki etkisinin bir başka ayağı ise kültürel diplomasi.
URM, Jiang’ın Konfüçyüs Enstitüleri, Çin dili eğitimleri, kültürel etkinlikler ve Çin edebiyatının Türkçeye kazandırılması gibi faaliyetlere yoğun biçimde katıldığını belirtiyor.
2026 yılının başında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Konfüçyüs Enstitüsü’nde Çin dili eğitimi alan öğrencilerin mezuniyet törenine katılan Jiang’ın, Türkiye’deki Çin dili ve kültürüne yönelik ilgiyi öne çıkardığı aktarılıyor.
Çin’in klasik eserlerinin Türkçeye çevrilmesi ve tanıtılması da bu kültürel diplomasinin parçası olarak değerlendiriliyor.
Ancak Temmuz 2026’da Ankara’da gerçekleştirilen bir etkinlik bu stratejiyi daha doğrudan siyasi bir zemine taşıdı.
Jiang Xuebin, Çin Devlet Konseyi Enformasyon Ofisi ve Çin Uluslararası İletişim Grubu ile birlikte “Xi Jinping: Çin’in Yönetimi” kitabının beşinci cildinin Ankara’daki tanıtımına katıldı.
Etkinliğe TBMM Başkanvekili Celal Adan, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı ve Çin Komünist Partisi’nin üst düzey yetkilileri de katıldı.
Ekonomik ilişkilerde ciddi asimetri
Çin’in Türkiye’deki nüfuz tartışmasının bir diğer boyutu ekonomik ilişkiler.
URM’nin aktardığı verilere göre iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025 itibarıyla yaklaşık 52 milyar dolara ulaştı.
Bununla birlikte ticaret dengesinin Türkiye aleyhine son derece yüksek bir açık verdiği ve Türkiye’nin Çin’e karşı dış ticaret açığının 46 milyar doların üzerinde olduğu belirtiliyor.
Bu durum, Türkiye’nin Çin’den ithalatının Çin’e ihracatından çok daha yüksek olduğunu gösteriyor.
URM, Çin finansmanı, lojistik yatırımları, sanayi işbirliği ve Kuşak ve Yol Girişimi kapsamındaki projelerin Türkiye ekonomisinde Pekin’in ağırlığını artırdığı görüşünde.
Rapora göre ekonomik ilişkiler derinleştikçe Ankara’nın Çin’e yönelik sert politikalar izlemesinin maliyeti de artabilir.
Bu değerlendirme, Çin’in ekonomik ilişkileri doğrudan siyasi baskı aracı olarak kullandığını kanıtlamaktan ziyade, ekonomik karşılıklı bağımlılığın siyasi karar alma süreçleri üzerindeki potansiyel etkisine işaret ediyor.
Uygur meselesi neden raporun merkezinde?
Çin’in Türkiye’deki nüfuz tartışmasının en hassas başlığı ise Uygur Türkleri.
Türkiye, uzun yıllar boyunca Çin’deki Uygurlar açısından önemli bir diaspora merkezi ve nispeten güvenli bir ülke olarak görülüyordu.
URM ise son yıllarda bu ortamın değiştiğini ve Uygur meselesinin giderek insan hakları başlığından güvenlik, göç ve terörle mücadele çerçevesine kaydırıldığını belirtiyor.
Analize göre bu dönüşümde Çin-Türkiye arasındaki güvenlik işbirliği, göç politikaları ve 2017 yılında imzalanan ancak Türkiye’de henüz onaylanmayan iade anlaşması önemli bir yer tutuyor.
Bununla birlikte Türkiye makamları, Uygur Türklerinin Çin’e gönderildiği yönündeki bazı iddiaları açık biçimde reddediyor. Göç İdaresi Başkanlığı Mart 2025’te yaptığı açıklamada, bugüne kadar hiçbir Uygur Türkünün Çin’e gönderilmediğini bildirmişti.
Türkiye’de Çin istihbaratı
Çin’in Türkiye’deki faaliyetlerine ilişkin tartışmalar yalnızca diplomatik ve ekonomik temaslarla sınırlı değil.
Anadolu Ajansı’nın aktardığı bir iddianameye göre, Türkiye’de Çin istihbaratına bilgi aktardıkları öne sürülen yedi kişi hakkında dava açıldı.
İddianamede sanıkların Türkiye’deki Uygur toplumu, dernekler ve bazı Uygur aktivistleri hakkında bilgi topladıkları ve bu bilgileri Çin istihbaratıyla paylaştıkları öne sürüldü. Sanıklardan birinin ise Çin istihbaratı tarafından tehdit edildiğini ve ailesi üzerinden baskı gördüğünü ifade ettiği aktarıldı.
Bu dava, Çin’in yurt dışındaki Uygur topluluklarına yönelik olası istihbarat faaliyetleri konusunda Türkiye’de de soru işaretlerinin bulunduğunu gösteren örneklerden biri olarak değerlendirilebilir.
URM’nin analizinde ise 2025 yılında Türk güvenlik birimlerinin Çin bağlantılı olduğu öne sürülen bir istihbarat ağını dağıttığı ve iletişimleri izlemek için kullanılabilen IMSI catcher cihazlarına el koyduğu iddiasına yer veriliyor.
“Transnasyonel baskı” tartışması
URM’nin raporundaki en ağır değerlendirme, Çin’in Türkiye’deki nüfuz faaliyetlerinin Uygur diasporasına yönelik “transnasyonel baskı” ortamını güçlendirdiği yönünde.
Bu kavram, bir devletin kendi sınırları dışındaki vatandaşlarını, diaspora üyelerini veya siyasi muhalifleri baskı altına alması anlamına geliyor.
Rapora göre baskı yalnızca gözaltı veya sınır dışı gibi doğrudan yöntemlerden oluşmuyor. Aile bireyleri üzerinden tehdit, iletişimin izlenmesi, siyasi faaliyetlerden uzaklaşmaya zorlanma ve kişinin kendisini sansürlemesi de bu mekanizmanın parçaları olabiliyor.
URM, Sheffield Üniversitesi tarafından yapılan araştırmalara da atıf yaparak Türkiye’deki bazı Uygurlar arasında kronik korku, toplumsal parçalanma ve otosansür eğilimlerinin arttığını savunuyor.
Ankara-Pekin ilişkilerinde yeni denge
Bütün bu gelişmeler, Türkiye-Çin ilişkilerinin yalnızca ticaret hacmi veya diplomatik ziyaretler üzerinden okunamayacağını gösteriyor.
Bir tarafta Türkiye açısından Çin; büyük bir ticaret ortağı, yatırımcı, teknoloji ve altyapı sağlayıcısı ve küresel siyasette giderek ağırlığı artan bir aktör.
Diğer tarafta ise Çin’in Doğu Türkistan politikaları, Uygur meselesi, medya faaliyetleri, siyasi temasları ve yurt dışındaki diaspora üzerindeki etkisine ilişkin ciddi insan hakları ve güvenlik tartışmaları bulunuyor.
URM’nin analizi, bu iki boyutun birbirinden bağımsız olmadığını savunuyor.
Rapora göre ekonomik ilişkilerin büyümesi siyasi temasları kolaylaştırırken, siyasi ve kurumsal ilişkiler de Çin’in Türkiye’deki kamuoyu ve karar alma çevrelerine erişimini genişletebiliyor.
Jiang Xuebin dönemi ne anlatıyor?
Uyghur Rights Monitor’un analizinin temel tezi, Jiang Xuebin’in Türkiye’deki Çin etkisini sıfırdan oluşturmadığı, daha önce var olan ilişkileri daha koordineli ve kurumsal bir yapıya dönüştürdüğü yönünde.
Raporda bu süreç; diplomasi, siyaset, medya, kültür, üniversiteler, ekonomi ve güvenlik başlıklarının aynı anda kullanıldığı çok katmanlı bir strateji olarak tanımlanıyor.
Dolayısıyla asıl tartışma, Türkiye’nin Çin’le ilişki kurup kurmamasından çok, bu ilişkinin hangi sınırlar içerisinde yürütüleceği ve ekonomik-diplomatik işbirliği ile insan hakları ve ifade özgürlüğü arasındaki dengenin nasıl korunacağı noktasında düğümleniyor.
Özellikle Uygur Türkleri açısından mesele daha da kritik.
Türkiye’nin tarihsel olarak önemli bir Uygur diaspora merkezi olması, Ankara’nın Pekin’le geliştirdiği her yeni ekonomik veya siyasi ilişkinin Uygurlar tarafından yakından takip edilmesine neden oluyor.
Çin’in Türkiye’deki diplomatik ve ekonomik ağı genişledikçe, Ankara’nın önündeki temel sınavlardan biri de bu ilişkileri geliştirirken Uygurların temel hakları ve Türkiye’nin kendi hukuk düzeni bakımından güvence altında kalmasını sağlamak olacak.
Sonuç
Jiang Xuebin’in Türkiye’deki faaliyetlerine ilişkin URM analizi, Çin’in Ankara ile ilişkilerinde klasik diplomatik kanalların ötesine geçen kapsamlı bir ağ bulunduğunu söylüyor.
Bakanlıklardan üniversitelere, medya kuruluşlarından siyasi partilere, kültürel programlardan ekonomik ilişkilere kadar uzanan bu temasların tamamını “Çin nüfuzu” olarak değerlendirmek tartışmaya açık olsa da, Pekin’in Türkiye’de çok sayıda farklı aktörle aynı anda ilişki geliştirdiği açık bir tablo ortaya koyuyor.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde Türkiye-Çin ilişkilerinin yalnızca “ticaret ve yatırım” başlığıyla değil; medya bağımsızlığı, siyasi nüfuz, ekonomik bağımlılık, güvenlik işbirliği ve Uygur Türklerinin hakları açısından da yakından izlenmesi önem taşıyor.





















