
1988 protestolarından önce 1985 yılında yaklaşık 20 bjn Uygur öğrencinin ayrımcı eğitim politikaları, doğum kontrol politikaları, Lop Nur bölgesindeki nükleer denemelerin etkileri, hükümette ve istihdam fırsatlarında gerçek bir özerklik ve temsil eksikliği nedeniyle sokaklara döküldüğü büyük öğrenci protestoları yaşanmıştı.
''Üniversite yıllarımda Uygur öğrencilerin ağır bir ayrımcılığa maruz kaldığını fark etmeye başladım. Tüm sistem ayrımcı politikalar üzerine kuruluydu'' diyen DUK Başkanı Dolkun İsa sözlerini şöyle sürdürdü: ''1988 yılında Uygur öğrenciler cesaretlerini toplayarak Çin hükümetinin Uygurlara yönelik baskılarına son verilmesi çağrısında bulunmak üzere örgütlendiler. Şimdi ise tüm Uygur toplumu uluslararası toplumu Uygur soykırımını sona erdirmeye çağırıyor."
Protesto hareketi, daha önce Doğu Türkistan'daki Uygur öğrencileri ziyaret etmek ve onları eğitim ve diğer politikalardaki eşitsizliklerin ciddiyeti hakkında bilgilendirmek için çalışan Bilim ve Kültür Derneği'ni kuran mevcut DUK Başkanı Dolkun İsa tarafından yönetildi. Protestoların ardından İsa üniversiteden atıldı ve daha sonra 1994 yılında ülkeden kaçmak ve nihayetinde Almanya'ya sığınmak zorunda kaldı.
Aynı şekilde, önde gelen Uygur aktivist ve İsa'nın sınıf arkadaşı Varis Ababekri. DUK Başkanı Dolkun İsa ile birlikte sözde Sincan Üniversitesi Kültürel Bilimci Öğrenciler Birliği'nin kurucularından olan Ababekri, Haziran 1988'de bir öğrenci protestosunu organize etmişti. Ababekri'nin Ocak 2019 başında bir toplama kampına gönderildiği ve Kasım ayı ortasında serbest bırakıldığı bildirildi. Serbest bırakıldıktan bir hafta sonra, 24 Kasım 2019 tarihinde vefat etti.
Erkin Tursun 1988 protesto hareketinin önde gelen isimlerinden bir diğeriydi. Daha sonra saygın bir TV yapımcısı ve gazeteci oldu ve yaklaşık 30 yıl boyunca İli Station için çalıştı. 21 Nisan 2021'de Pekin makamlarına göre "etnik nefreti kışkırtmak, ayrımcılık yapmak ve suçları örtbas etmek" suçlarından 20 yıl hapis cezasına çarptırıldığı doğrulandı.
Gösteriler, Dolkun İsa, Varis Ababekri ve diğer birçok Uygur aktivistin hayatında, onları insan hakları savunuculuğu yoluna sokan önemli bir an olduğunu kanıtladı. Uygurların bu protestolar sırasında ve sonrasında tanık olduklarının çoğu, Çin hükümetinin Uygur halkının kimliğini ve kolektif enerjisini kademeli olarak aşındırmaya yönelik yenilenmiş bir kampanyanın başlangıcı olarak görülebilir. Nazikçe asimile etmek için tasarlanmış politikalar olarak başlayan süreç, bugün gördüğümüz şeye yol açtı: bir soykırım.
Doğu Türkistan'daki öğrenci demokrasi protestoları nihayetinde Çin hükümeti tarafından bastırılmış olsa da, bu gösteriler Uygur insan hakları hareketlerinin geleceğinin tohumlarını atmıştır. Demokrasi protestolarının öğrenci liderleri, demokrasi ve özgürlük hayalinin ölmesine izin vermeyi reddetti. Öğrenci liderlerinin çoğu Çin'den kaçmak ve yurtdışına sığınmak zorunda kalsa da, bu hedefe ulaşmak için çalışmalarını sürdürdüler.
DUK yaptığı açıklamada, Uygur halkı için bu önemli anma gününde, uluslararası toplumdan insan hakları, özgürlük ve demokrasi çağrılarında Uygur halkının yanında durmalarını istedi. DUK, "Bu gösterilerin etkisini kabul ederek, Uygur haklarına saygı duyulduğu, seslerinin duyulduğu ve insanlığın tanındığı bir gelecek oluşturma hayalini gerçekleştirmek için geçmişten ders almalı ve geleceği planlamalıyız." dedi.
DUK, koordineli, acil ve somut eylem ihtiyacını yineleyerek, Doğu Türkistan'daki insani kriz her geçen gün kötüye gitmeye devam ederken, dünya liderlerini sözlerini eylemleriyle eşleştirme çağrısında bulundu.
