Kamran Mammadov (*)
Temmuz ayının ilk yarısında Ankara, dünyanın en güçlü askeri bloğu olan NATO üyesi ülkelerin liderlerini bir araya getiren üst düzey bir siyasi platforma dönüştü. Zirve için ev sahipliğinin ülkemize verilmesi, Türkiye’nin İttifak içindeki rolünün ve etkisinin giderek arttığını gösteriyor. Organizasyon en üst düzeyde gerçekleştirildi, görüşmeler son derece verimli geçti ve Türkiye dünyaya yalnızca misafirperverliğini değil, savunma sanayi kompleksinin tüm gücünü de sergiledi.
Zirve kapsamında ilk kez NATO Zirvesi Savunma Sanayi Forumu düzenlendi. Bu forumda Türkiye, savunma sanayimizin en ileri ürünlerini tanıttı. Forumun en önemli sonuçlarından biri, 26 milyar doları aşan bir bütçeyle Entegre Hava ve Füze Savunma Sistemi (IAMD) oluşturulması yönünde bir dizi girişimin başlatılması oldu.
Forum sırasında Baykar Teknoloji CEO’su Haluk Bayraktar, NATO bünyesinde insansız teknolojiler alanında işbirliğinin derinleştirilmesine yönelik önemli bir öneride bulundu. Bu girişim, insansız sistemlerin modern savaşta oynadığı kritik rolü bir kez daha ortaya koymakla kalmadı, aynı zamanda İttifak’ın askeri sanayi ve teknoloji alanındaki ortaklık vizyonunu da önümüzdeki yıllara taşıdı. Bayraktar’ın mesajının özü şuydu: NATO, insansız sistemler konusunda küresel rekabette ancak tüm üye ülkelerin potansiyelini ve teknolojisini bir araya getirerek üstünlük sağlayabilir.
Türkiye, insansız teknolojilerin modern dünyada yarattığı dönüşümü 2005 yılında erken fark eden nadir ülkelerden biridir. Özellikle askeri operasyonlarda insansız sistemlerin belirleyici rolünü o dönemde doğru şekilde değerlendiren ülkemiz, 21. yüzyılın başlarından itibaren kendi İHA’larını geliştirmeye ve üretmeye başladı. Aynı yıl Baykar, ilk Bayraktar mini İHA’sını tanıttı. O günden bu yana Türkiye bu alanda büyük mesafe kat ederek, yüksek teknolojili İHA ve insansız sistem üretiminde dünyanın önde gelen ülkelerinden biri haline geldi.
Türkiye, savunma sanayiyle haklı olarak gurur duyuyor. Baykar, ASELSAN, ROKETSAN, TUSAŞ ve diğer firmalarımız sayesinde ülkemiz, insansız hava araçlarının dünya çapındaki önemli ihracatçılarından biri konumuna yükseldi. Bayraktar TB2 ve Akıncı İHA’ları Suriye, Libya, Dağlık Karabağ ve Ukrayna’daki operasyonlarda etkinliklerini kanıtladı. Kızılelma jet motorlu taarruz İHA’sı ile Tufan ve ULAQ deniz dronları gibi yeni projeler, Türkiye’yi insansız teknolojilerde yeni bir seviyeye taşıyor. Bugün Türk savunma sanayi gerçek bir ivme yakalamış durumda. 2025 yılı sonunda savunma ihracatı tarihi rekor kırarak 10 milyar doları aştı. Bu rakamın önemli bir kısmı, 2,2 milyar dolarlık paya sahip insansız sistemlerin ihracatından geldi.
Müttefiklerinden farklı olarak Türkiye, insansız sistemler konusunda dışa bağımlılıktan büyük ölçüde kurtulmuş durumda. Kendi geliştirdiği ve ürettiği İHA’ları seri olarak geliştiriyor, üretiyor ve ihraç ediyor. Bu özellik, özellikle NATO’nun modern çatışmalara karşı insansız hava araçlarını hızlı şekilde üretme ihtiyacı duyduğu bugünlerde, ülkemizi İttifak içinde vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Türk mühendisleri ve savunma sanayi girişimcileri, hem Türk Silahlı Kuvvetleri’ne niteliksel üstünlük sağlayan sistemler geliştirdikleri hem de Türkiye’nin uluslararası alandaki konumunu güçlendirdikleri için haklı bir takdir görüyor.
Günümüz muharebeleri, savaş alanında “oyun değiştirici” olarak ortaya çıkan İHA’ların artık kitlesel şekilde kullanıldığı bir döneme evrildi. Rusya-Ukrayna çatışması bunu en net şekilde gösterdi. Her gün hem temas hattına hem de derin geriye yönelik drone sürüleri fırlatılıyor ve tek bir hava saldırısında kullanılan İHA sayısı binlerle ifade ediliyor. Bu sayı her geçen gün artmaya devam ediyor.
Türkiye, Rusya’nın tam ölçekli saldırısından önce de Ukrayna’ya, özellikle taarruz ve keşif İHA’ları konusunda destek veren ülkelerden biriydi. Bayraktar İHA’larının varlığı, Ukrayna Savunma Kuvvetleri’nin savaşın ilk aylarında Rus ordusunun ilerleyişini durdurmasında ve önemli kayıplar verdirmesinde önemli rol oynadı. Rusya’nın saldırısının ardından Türkiye, Ukrayna’ya yönelik askeri desteğini artırdı ve Türk-Ukrayna işbirliği, silah sevkiyatından ortak üretim aşamasına yükseldi.
Ukrayna, beş yıllık yoğun İHA kullanımı ve hava savunma deneyimi sayesinde bu alanda önemli bir birikim elde etti. Rusya’nın kitlesel dron saldırıları karşısında geleneksel hava savunma sistemlerinin yetersiz kalması üzerine Ukraynalılar, sahada kendi çözümlerini geliştirmek zorunda kaldı. Ukraynalı askerlerin ve mühendislerin gösterdiği dirayet ve yaratıcılık büyük saygı hak ediyor. Bugün Kiev, edindiği bu deneyimi NATO ülkeleriyle paylaşmaya ve hava sahası güvenliğinin güçlendirilmesine katkı sağlamaya hazır olduğunu belirtiyor.
Bu çerçevede Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodymyr Zelenski’nin NATO ülkelerine sunduğu “Drone Deal” girişimi, insansız sistemler alanında ortak çalışmayı öngörüyor. Hava saldırılarına karşı koordineli savunma, ortak üretim tesisleri kurulması ve Ukrayna yapımı İHA’ların ithalatı bu girişimin ana başlıklarını oluşturuyor. Son NATO Zirvesi sırasında Ukrayna, Estonya, Hollanda ve Danimarka ile Drone Deal anlaşmaları imzaladı.
Kiev’in girişiminin olumlu yönleri bulunsa da, Ukrayna dronlarının kalitesine ilişkin değerlendirmeler uzman çevrelerde oldukça farklılaşıyor. En sert eleştiriler, yıllardır küresel savunma sanayinin önde gelen isimleri arasında yer alan Batılı şirketlerden geliyor. Örneğin Rheinmetall Yönetim Kurulu Başkanı Armin Papperger, The Atlantic’e verdiği röportajda Ukrayna İHA’larını “Lego”ya benzeterek bunların “ev kadınları tarafından mutfaklarda 3D yazıcılarla monte edildiğini” ifade etti. Ayrıca Ukrayna üretiminin yenilikçi olmadığını ve bu teknolojilerin alınmasının bir anlamı bulunmadığını belirtti.
Ukrayna’daki üretim sisteminin zayıf yönlerini bizzat Ukraynalı yetkililer de dile getiriyor. Nisan ayında eski Ukrayna Askeri İstihbarat Başkanı Kirill Budanov, iş insanları ile yaptığı görüşmede tüm Ukrayna dronlarının yabancı parça ve ekipmanla üretildiğini, Ukrayna’nın bu alanda “yalnızca kullanıcı konumunda” olduğunu açıkça söyledi. Bu açıklama, Ukrayna insansız teknolojilerinin kalitesi tartışmasına yeni bir boyut kazandırdı.
Rusya’ya karşı asimetrik teknolojilere hızlı şekilde ihtiyaç duyulması, ancak kendi mühendislik birikiminin sınırlı olması nedeniyle Kiev, büyük ölçüde müttefik ülkelerin geliştirdiği çözümleri uyarlamak zorunda kaldı. Şu anda Ukrayna’nın en belirgin avantajı miktar ve ölçek. Binlerce FPV dronu, önleyici ve taarruz İHA’sının kullanılması dikkat çekici olsa da, kalite açısından önemli sorunlar yaşanıyor. Birçok dron henüz olgunlaşmamış durumda, elektronik harp sistemlerine karşı savunmasız ve hedef sapmaları sık görülüyor.
Ukrayna, insansız sistemler konusunda henüz kendi yolunu çizmeye başlıyor. Bu süreçte NATO ülkelerinin en önemli görevi, Ukrayna’nın kendi sanayisini geliştirmesine destek olmak ve muharebe deneyiminden faydalanmaktır. İlerleyen dönemde Ukrayna’nın edindiği saha deneyimi ile NATO ülkelerinin ileri teknolojilerinin birleşmesi, gelecekteki savaşların seyrini etkileyebilecek yeni çözümler ortaya çıkarabilir. İttifak’ın insansız sistemler alanındaki öncü ülkesi olan Türkiye, bu süreçte kilit rol oynayacaktır. NATO’nun geleceği, Türk savunma sanayisinin üretim hatlarında şekilleniyor.





















