Vakfın genel merkezinde yayımladığı açıklamada, 12 Mart 2026 tarihinde kabul edilen yasanın adında “birlik”, “barış” ve “ilerleme” ifadeleri bulunsa da, gerçekte Çin Komünist Partisi’nin “ortak Çin ulusu kimliği” anlayışı doğrultusunda farklı halkların dilini, dinini, kültürünü ve milli kimliğini ortadan kaldırmayı hedeflediği ifade edildi.
“Çok uluslu yapı fiilen ortadan kaldırıldı”
Açıklamada, Çin Anayasası’nın ülkeyi 56 farklı milliyetten oluşan çok uluslu bir devlet olarak tanımladığı hatırlatılarak, buna rağmen Çin Komünist Partisi’nin yıllar içerisinde Han-Çin merkezli bir yönetim anlayışını hâkim kıldığı vurgulandı.
Vakıf, bugün “etnik birlik” adı altında yürütülen politikaların farklı halkların eşit vatandaşlık temelinde birlikte yaşamasını değil, onların tarihsel, dini ve kültürel kimliklerini ortadan kaldırarak folklorik unsurlara indirgenmesini amaçladığını söyledi.
“Ana dilde eğitim daha da sınırlandırılıyor”
Basın açıklamasında, yasanın özellikle eğitim ve kültürel haklar açısından ciddi sonuçlar doğuracağı belirtildi.
Buna göre;
- madde ile Mandarin Çincesinin eğitim ve kamu yaşamındaki tek hâkim dil haline getirildiği,
- Uygurca, Tibetçe ve Moğolca gibi yerel dillerin eğitim dili olma niteliğinin daha da zayıflatıldığı,
- maddeyle tüm eğitim sisteminin “Çin ulusu ortak kimliği” anlayışı üzerine inşa edildiği,
- madde kapsamında aile eğitimi ve çocuk yetiştirmenin dahi parti ideolojisinin denetimine bırakıldığı,
- maddeyle ise dini kurumların “Çinlileştirilmesi” politikası doğrultusunda İslam, Tibet Budizmi ve diğer inançların doğrudan baskı altına alındığı ifade edildi.
“Yasa diasporayı da hedef alıyor”
Dünya Uygur Kurultayı Vakfı, yeni düzenlemenin yalnızca Çin sınırları içerisindeki halkları değil, yurt dışında yaşayan Uygur, Tibet ve Moğol diasporasını da kapsayacak şekilde uygulanmasının hedeflendiğini belirtti.
Açıklamada, Reuters’ın 24 Haziran 2026 tarihli haberine atıfta bulunularak, Çin Adalet Bakan Yardımcısı Hu Weilie’nin yasanın Çin dışındaki kişi ve kuruluşlara da uygulanabileceğini ifade ettiği aktarıldı.
Vakfa göre bu açıklama, Çin’in uzun süredir eleştirilen sınır aşan baskı politikalarını hukuki zemine taşıma girişimi niteliği taşıyor.
Uluslararası kuruluşların tepkileri hatırlatıldı
Basın açıklamasında uluslararası kurumların değerlendirmelerine de yer verildi.
ABD Uluslararası Din Özgürlüğü Komisyonu’nun söz konusu yasayı, Çin Komünist Partisi’nin dinleri “Çinlileştirme” politikasını genişleten ve başta Uygur Müslümanları ile Tibet Budistleri olmak üzere etnik ve dini topluluklar üzerindeki baskıyı artıran bir düzenleme olarak değerlendirdiği belirtildi.
Ayrıca Avrupa Parlamentosu’nun da yasanın Doğu Türkistan, Tibet ve Güney Moğolistan halkları üzerinde ciddi sonuçlar doğuracağı uyarısında bulunarak Çin yönetimine düzenlemeyi geri çekme çağrısı yaptığı ifade edildi.
“Mevcut uygulamalar artık hukuki kılıfa büründürülüyor”
Dünya Uygur Kurultayı Vakfı açıklamasında, yeni yasanın Doğu Türkistan’da yıllardır uygulandığı ileri sürülen politikaların ülke genelinde yasal dayanak kazanmasını amaçladığı görüşü dile getirildi.
Açıklamada, toplama kampları, zorla çalıştırma uygulamaları, dini baskılar, ailelerin parçalanması, çocukların devlet yatılı okullarına alınarak milli kimliklerinden uzaklaştırılması ve Uygurcanın eğitim sisteminden dışlanmasının yeni düzenlemeyle hukuki çerçeveye taşındığı savunuldu.
“Kendi kaderini tayin hakkı artık hayati önem taşıyor”
Vakıf, Uygur halkının dili, dini, kültürü ve milli varlığını koruyabilmesi için kendi geleceğini özgür iradesiyle belirleme hakkının uluslararası hukuk kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Açıklamada, halkların kendi kaderini tayin hakkının Uygurlar, Tibetliler ve Moğollar açısından artık teorik bir tartışma olmaktan çıktığı, milli varlığın sürdürülebilmesi bakımından zorunlu hale geldiği ifade edildi.
Doğu Türkistan halkının uluslararası hukukla uyumlu, meşru ve güvenli bir siyasi statüye kavuşmadan milli varlığını korumasının her geçen gün daha da zorlaştığı görüşüne yer verildi.
Uluslararası topluma çağrı
Dünya Uygur Kurultayı Vakfı, açıklamasında uluslararası topluma da çağrıda bulundu.
Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı, Türk Devletleri Teşkilatı ve demokratik devletlerin söz konusu yasayı yalnızca Çin’in iç hukuk düzenlemesi olarak değerlendirmemesi gerektiği belirtilirken, düzenlemenin Uygur, Tibet ve Moğol halklarına yönelik asimilasyon ile sınır aşan baskı politikalarının yeni bir aracı olarak ele alınması istendi.
Vakıf ayrıca Çin hükümetine yasayı geri çekme çağrısında bulunarak, Uygur, Tibet, Moğol ve diğer halkların ana dilde eğitim, din özgürlüğü, kültürel kimlik, ifade özgürlüğü ve siyasi irade haklarına saygı gösterilmesini talep etti.
“Doğu Türkistan meselesi insanlığın ortak sorunudur”
Basın açıklamasının sonunda Dünya Uygur Kurultayı Vakfı, Doğu Türkistan halkının milli varlığını, inancını, dilini, kültürünü ve kendi geleceğini belirleme hakkını savunmayı sürdüreceğini vurguladı.
Açıklamada, “Artık zaman sadece konuşma ve kınama zamanı değil; uluslararası hukuk ve teamüller gereği harekete geçme zamanıdır. Doğu Türkistan/Uygur meselesi artık yalnızca Çin’in iç işleri olarak geçiştirilemeyecek bir insanlık meselesidir.” ifadelerine yer verildi.
Vakıf, Türkiye’deki devlet kurumlarının, siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının, akademisyenlerin, hukuk çevrelerinin, gençlik ve kadın kuruluşlarının bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Uygur halkının hak ve özgürlük mücadelesine destek vermeye devam edeceğine olan inancını dile getirdi.
























