Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Materyalist Kültürün Karanlık Yüzü: Çin’in Sistematik Vahşeti, Okyanusun ve İnsanlığın Çığlığı 

Bu vahşet, aslında Çin rejiminin ruhunu yansıtan bir vicdan aynasıdır. Bir canlının acı dolu çığlığını, bir kase çorbanın keyfi için duymazdan gelen bir zihniyetten, insan onuruna, inanca ve kültüre saygı göstermesini beklemek, güneşin batıdan doğmasını ummaktan farksızdır.

Bu vahşet, aslında Çin rejiminin ruhunu yansıtan bir vicdan aynasıdır.

Mir Kamil Kaşgarlı

Okyanusların milyonlarca yıllık hükümdarı köpekbalığı, bugün insan eliyle tasavvur edilemez bir zulmün kurbanı oluyor. Bu, basit bir avlanma hikayesi değil; canlı canlı uzuvları kesilen, kanlar içinde ölüme terk edilen bir canlının sessiz çığlığıdır. Bu endüstriyel boyuttaki katliamın ardındaki en büyük itici güç ise, Çin’de bir statü sembolü ve sahte bir şifa kaynağı olarak sunulan bir kâse çorbadan başkası değildir.

Materyalist Ahlaki hiçlik içinde Gastronomi Adı Altında Meşrulaştırılan Vahşet’in adı ‘Köpekbalığı Yüzgeci Çorbası’ olup beraberinde Bir yapmacık Statü Uğruna Soykırım doğurmaktadır. Yecüc Mecüc Çin mutfağında zenginlik, güç ve prestij göstergesi olarak kabul edilen “köpekbalığı yüzgeci çorbası” uğruna, her yıl tahminlere göre 73 ila 100 milyon köpekbalığı katledilmektedir. Bu barbarca eylemde, yakalanan köpekbalıklarının yüzgeçleri canlıyken kesilir ve çaresiz bedenleri kanlar içinde okyanusa geri atılır. Yüzemeyen, avlanamayan ve kan kaybından ölmek ya da başka avcılar tarafından canlı canlı yenilmek üzere ölüme terk edilen bu canlıların çektiği acı, bu “lüks” yemeğin arkasındaki korkunç gerçektir.

Porsiyonu 150-200 dolara satılan bu çorbanın besin değeri, sıradan bir tavuk çorbasından farksızdır. Tadını ise yüzgeçten değil, içine eklendiği et suyundan alır. Buna rağmen, cinsel gücü artırdığı ve kansere iyi geldiği gibi hiçbir bilimsel dayanağı olmayan Çin inanışları nedeniyle talep görmeye devam etmektedir. Bu talep, okyanus ekosistemlerini onarılamaz bir şekilde yok etmekte ve bazı köpekbalığı türlerini son 15 yılda %98 oranında azaltarak soykırımın eşiğine getirmektedir.

Vahşetin Diğer Yüzleri: Sadece Köpekbalıkları Değil

Çin’deki bu acımasızlık, ne yazık ki köpekbalığı yüzgeçleriyle sınırlı değildir. Bu, bir canlının acısını hiçe sayan, merhametten yoksun bir zihniyetin yalnızca en bilinen yansımasıdır.

  • Yulin Köpek Eti Festivali: Her yıl binlerce köpeğin ve kedinin, adrenalinin ete “lezzet” kattığına dair ilkel bir inanışla, halka açık alanlarda sopalarla dövülerek, hatta bazen canlı canlı yakılarak katledildiği bu “festival”, uluslararası toplumun tüm tepkilerine rağmen devam etmektedir. Bu hayvanların büyük bir kısmı, evcil hayvan olarak sahiplenilmişken çalınan canlardır.
  • “Yin Yang Balığı” (Ölü ve Diri Balık): Bu dehşet verici “yemek” sunumunda, balığın gövdesi canlıyken kızgın yağa atılırken, başı ıslak bir bezle örtülerek nefes alması sağlanır.[5] Müşterinin masasına geldiğinde balığın bedeni pişmiş, ancak ağzı hâlâ acı içinde açılıp kapanmaktadır. Bu, gastronomi adı altında işkencenin normalleştirilmesinin en çarpıcı örneklerinden biridir.
  • Canlı Maymun Beyni: Belki de en korkunç pratiklerden biri olan bu gelenekte, yavru bir maymun masanın ortasındaki özel bir bölmeye sıkıştırılır. Müşterilerin gözü önünde kafatası bir çekiçle kırılarak beyni, hayvan hala can çekişirken yenir. Bu, bir canlının en savunmasız anında, sırf bir “deneyim” uğruna maruz kaldığı akıl almaz bir Çin işkencisidir.
Okumadan Geçme  İşgalci Çin şimdi de Uygur mahkumların ailelerine ceza kesiyor

Rakamların ve Vicdanın Sesi: Gerçek Tehlike Kim? 

Medya tarafından bir “canavar” olarak resmedilen köpekbalıklarının gerçek tehlikesi nedir? Florida Doğa Tarihi Müzesi’nin “Uluslararası Köpekbalığı Saldırı Dosyası”na göre, 2023 yılında dünya genelinde kışkırtılmamış toplam 36 köpekbalığı saldırısı yaşanmış ve bunların sadece 2’si ölümle sonuçlanmıştır. Yıllık ortalama ölümcül saldırı sayısı ise genellikle 5 ila 10 arasında değişmektedir.

Şimdi bu rakamları tekrar düşünelim: Yılda sadece bir kaç insanın ölümüne neden olan köpekbalıklarına karşılık, sadece tek bir çorba için her yıl 100 milyona yakın köpekbalığını işkenceyle katleden bir ahlaki hiçlik içindeki zihniyet. Bu orantısızlık, Uluslararası Doğa Koruma Birliği’ni (IUCN) harekete geçirmiş ve köpekbalığı ile vatoz türlerinin üçte birinden fazlasının neslinin tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu açıklamıştır.

Okumadan Geçme  Trump Çin'e teknoloji ihracatı üzerindeki kısıtlamaları dondurdu

Çin hükümetinin 2013’te resmi devlet ziyafetlerinde köpekbalığı yüzgeci çorbasını yasaklaması, bu devasa talep ve yerleşik vahşet kültürü karşısında okyanusa atılmış bir damla sudan farksız, tamamen göstermelik bir adımdır.

Şimdi o soruyu yeniden ve en net haliyle soralım: Kendi doğasında hayatta kalma mücadelesi veren köpekbalığı mı daha tehlikelidir? Yoksa bir hayvanın acı çekmesini lezzet unsuru sayan, derisini canlı canlı yakan, bir kase çorba için bir türü soykırımın eşiğine getiren ve bu işkenceyi bir “kültür” haline getiren acımasız ve merhamet hissinden nasibini almamış Çin zihniyeti mi?

İşgalci Çin yönetiminden Doğu Türkistan’daki soydaşlarımıza insaf bekleyenler, savunmasız hayvanlara reva görülen bu sistematik vahşeti bir kez daha düşünmelidir. Asıl tehlike, bir canlının çektiği acıdan haz duyan, işkenceyi sofra adabı haline getiren ve gezegeni merhametsizce tüketen bu “Yecüc ve Mecüc” zihniyetinin ta kendisi değil midir?

Bu vahşet, aslında Çin rejiminin ruhunu yansıtan bir vicdan aynasıdır. Bir canlının acı dolu çığlığını, bir kase çorbanın keyfi için duymazdan gelen bir zihniyetten, insan onuruna, inanca ve kültüre saygı göstermesini beklemek, güneşin batıdan doğmasını ummaktan farksızdır.

Savunmasız bir hayvana reva görülen bu muamele, gücün ve kontrolün sarhoş ettiği bir iradenin, kendinden olmayana nasıl bir son biçeceğinin en net, en yalın ilanıdır. Gözünü kırpmadan bir canlının derisini diri diri yüzen, işkenceyi bir lezzet unsuru sayan bir anlayışın, farklı bir kimliğe, farklı bir inanca sahip insanlara “merhamet” göstermesi beklenebilir mi?

Okumadan Geçme  Çin, Uygurların sosyal medya uygulamalarını kullanmasını yasakladı

Mesele sadece hayvanlara eziyet değildir; mesele, bir varlığı “nesneleştirme” ve onu ruhundan, kimliğinden ve yaşama hakkından arındırma iradesidir. Köpekbalığının yüzgecini bir “malzemeye”, köpeğin etini bir “gıdaya” indirgeyen o soğuk ve hesapçı mantık, Doğu Türkistan’daki insanın kimliğini bir “soruna”, inancını bir “hastalığa” ve bedenini bir “köleye” indirgeyen mantığın ta kendisidir. Canlı maymunun beynini yiyebilmek için kafatasını kıran vicdansızlık ile bir halkın dilini, dinini ve kültürünü yok etmek için toplama kampları inşa eden vicdansızlık, binlerce yıllık aynı zehirli kökten beslenmektedir. Bu, merhametin ve empatinin tamamen yok edildiği, her şeyin kaba bir güce ve faydaya indirgendiği bir dünya görüşüdür.

Bu yüzden, bu rejimden Doğu Türkistan için merhamet dilenmek, bir akıl tutulmasından öte, ahlaki bir iflastır. Bir annenin toplama kampındaki evladı için döktüğü gözyaşının, can çekişen bir balığın son çırpınışından daha değerli olduğunu bu zihniyete nasıl anlatabilirsiniz? 

Merhametin zerresini tanımayan, acıyı bir güç gösterisine ve tüketim nesnesine çeviren bu buzdan duvara karşı insaf çağrısı yapmak, yankısı olmayan bir vadide çığlık atmaktır. Asıl tehlike, okyanusun derinliklerindeki bir avcı değil, insanlığın kalbindeki merhameti kurutan ve binlerce yıllık Türk medeniyetimizin çığlığını duymazdan gelen bu acımasız kayıtsızlıktır.