Enes el-Şerif’in şehid edilmesinin ardından yayınlanan vasiyetinde, davasına olan inancını ve ne pahasına olursa olsun gerçeği haberleştirme ilkesine olan bağlılığını somutlaştıran son bir mesaj yer alıyordu. Enes el-Şerif ve Kureyka, Gazze Şehrindeki El-Şifa Hastanesi yakınlarında gazetecilerin kaldığı bir çadırı hedef alan işgqlci israil bombardımanında öldürüldü.
Vasiyetinde “Allah biliyor ki halkıma destek ve ses olmak için tüm çabamı ve gücümü harcadım” diye yazan el-Şerif, defalarca acı ve kayıp yaşamasına rağmen “tahrifat ya da çarpıtma olmadan” gerçeği bildirmekten asla vazgeçmediğini vurguladı.
El-Şerif, Gazze Şeridi’nin kuzeyinde kalarak saldırı ve açlık savaşını haberleştiren az sayıdaki gazeteciden biriydi.
El-Şerif vasiyetinde Filistin’i “Müslümanların baş tacı” ve her özgür insanın kalp atışı olarak tanımlayarak, işgalci israil bombaları ve füzeleriyle bedenleri parçalandıktan sonra hayal kurmaya ya da güven içinde yaşamaya vakit bulamayan halkına ve çocuklarına sadakat çağrısında bulundu.
Ailesine vasiyeti
Büyüdüğünü görmeyi hayal ettiği kızı Şam’dan, kendisine destek olmasını umduğu oğlu Salah’tan, duaların kalesi ve yolunun ışığı olan annesinden ve savaşa metaneti ve sabrıyla göğüs geren eşinden bahsetti.
Vasiyetini, Allah’ın hükmüne razı olduğunu ve son ana kadar bu ilkeye bağlı kalacağını belirterek, kanının halkı için özgürlük yolunu aydınlatan bir ışık olması için dua ederek ve verdiği sözü hiçbir değişiklik yapmadan tuttuğunu teyit ederek tamamladı.
Bu vasiyetin yayınlanması, işgal ordusunun Gazze’deki El-Şifa tıbbi kompleksi yakınlarında gazetecilerin çadırını hedef almasından saatler sonra gerçekleşti ve bu olayda Enes El-Şerif, meslektaşı Muhammed Kureyka ve diğer 3 fotoğrafçı şehit oldu.
Filistinli gruplar suikastı kasıtlı bir savaş suçu ve işgali suçlarını sürdürmeye teşvik eden uluslararası sessizlik ışığında yeni katliamların başlangıcı olarak gazetecilere bir gözdağı mesajı olarak nitelendirdi.

