Çin Komünist Partisi hükümeti kurulduğundan bu yana Çin devletinde kadın ve erkeklerin haklarının eşit olduğu ve kadın haklarının korunmakta olduğu iddia edilmektedir. Bu yıl da “8 Mart Uluslararası Kadınlar Günü” vesilesiyle yayınladıkları haberlerde, Çin devletinde kadınların haklarının tam güvenceye sahip olduğu geniş bir şekilde propagandası yapılmıştır.
Çin’in Şinhua ajansı, Halk Ağı ve Merkezi Televizyon gibi hükümet yayın organlarının 2025 yılı Mart ayı itibarıyla verdiği haberlerde, Çin’de kadınların en iyi şekilde korunduğuna dair haberlerin arttığı bildirilmektedir. Uygur Özerk Bölgesi hükümetinin propaganda kanalı olan “Tengritagh” sitesi, “Xinjiang Gazetesi”, “Xinjiang Televizyonu” gibi yayın organlarının 6 ve 7 Mart tarihlerindeki sayılarında, “Sincan‘daki her millet kadınlarının haklarının güvence altına alındığı”, çeşitli alanlarda iş fırsatlarına erişen “azınlık millet kadınları”nın toplum gelişimine katkıda bulunduğu, ekonomik verimlilik sağladığı, kendi iş yerlerinde mesleğinde başarı elde eden “katkıda bulunan kadınlar” ve “millet birliğinin örneği” olarak değerlendirilen kadınlar, 5 Mart’tan itibaren Pekin’de açılacak olan “Halk Kurultayı” ve “Siyasi Danışma” toplantılarının delegeleri olarak, Çin Komünist Partisi’nin Çinceleştirme politikasını savunarak, propaganda objesi haline gelen dansçı Dilnar Abdulla, “örnek kadınlar” hakkında övgü dolu haberlerin geniş yer bulduğu, sözde eski eserler araştırmacısı Münavver’e benzer kişilerin de yer aldığı bildirilmektedir.
RFA’ya konuşan Çin’in toplama kampları şahitlerinden Tursunay Ziyavudun, Zümret Davut ve Kalbinur Sıddık’ın bildirdiğine göre, Çin hükümetinin kadın hakları konusundaki herhangi bir propagandası “en büyük yalan” olup, Çin’de yaşayan kadınların hakları sürekli olarak ihlal edilmektedir. Özellikle Uygur kadınları, Çin hükümetinin Uygurları hedef alan “ırkçı soykırım” politikasının en ağır mağdurlarıdır.
Tursunay Ziyavudun’un bildirdiğine göre, o tam 8 Mart günü tutuklanıp toplama kampına kapatılmış. Bu sebepten Çin hükümetinin toplama kampında hayatındaki en ağır zulüm ve hakaretleri yaşamıştır. Bu nedenle “8 Mart Kadınlar Günü” onun için en karanlık gün olmuştur.
Onun vurguladığına göre, ona benzer zulme uğramış Uygur kadınları asla Çin hükümetinin “kadınların haklarını koruduk” şeklindeki yalan propagandalarına inanmamaktadır.
Diğer bir toplama kampı şahidi Kalbinur Sıddık, 2017-2018 yıllarında Ürümçi’deki bilinen kadınlar kampında öğretmen olarak çalıştığı dönemde, Uygur kadınlarının karşılaştığı zulüm ve baskıları aktararak, hatta kampta işkenceyle ölen Uygur kadınlarının cesetlerinin Çin polislerinin gözetiminde taşındığına şahit olduğunu belirtti.
Kalbinur Sıddık’ın açıklamasına göre, 2017 yılında dünyaya açıklanan Uygurları hedef alan büyük ölçekli kamp tutukluluğundan bu yana etnik soykırım politikası devam etmekte ve Uygur kadınlarının en temel insan hakları ihlal edilmektedir. Etnik soykırıma uğrayan Uygurlar için söylenirse, Uygur kadınları bu zulümde en ağır bedeli ödeyen kurbanlar olmaktadır.
ABD’de yaşayan toplama kampı şahitlerinden Zümret Davut’un hatırlatmasına göre, 2017-2018 yıllarında Doğu Türkistan’da zirveye çıkan “yeniden eğitim merkezleri” adı verilen, Uygurları hedef alan geniş kapsamlı toplama kamplarına kapatılan Uygur kadınlarının büyük bir çoğunluğu, sözde planlı doğuma aykırı davranarak, çok çocuk sahibi oldukları için ceza ödeyen, namaz kılan, çocuklarına dini eğitim verenlerdir. Hatta bazıları düğün yaptıktan sonra asıl nüfusun bulunduğu yerde durmayıp başka bir ülkeye gittiği gibi bahanelerle tutuklanmışlardır.
Zümret Davut, yine kendisi Çin’in Douyin gibi sosyal medya platformlarından paylaştığı görüntüleri aktararak, bu görüntülerde Uygur kızlarının Çinli erkekleriyle zorla evlendirildiklerini, Uygur kadınlarının ailelerinden ve çocuklarından ayrılarak Çin fabrikalarında zorla çalıştırıldıklarını, hatta tüm dünya Müslümanlarının Ramazan ayında oruç tuttuğu dönemde eşleriyle birlikte ağır fiziksel işlerde çalışarak ezildiklerini belirtti. Uygur kadınlarının haklarının Çin propagandalarında savunulduğu gibi korunmadığını, aksine en ağır baskı, zulüm ve kötü muameleye sürekli maruz kaldıklarını vurguladı.

