Diasporada on yıllarca süren Uygurca kitap dağıtımı ve satışı deneyimim temelinde yazılmış gerçek olaylar anısı.
Diasporadaki Uygur kitaplarının kaderi ve diasporadaki Uygurların sorumluluğu üzerine düşüncelerim.
Dünyada kitap yakmaktan daha ağır bir suç var, o da kitap okumamaktır – Rus şair Joseph Brodsky
Hollanda’ya gelip siyasi sığınma başvurusunda bulunarak kamplarda cevap beklediğimiz o anlamsız, sıkıcı hayatı hepimiz yaşadık. 2007 yılında sığınma başvurusu yaptığım dönemde şimdiki gibi akıllı telefonlar yoktu. Kamplardaki o sıkıcı günlerde internete girip vakit geçirelim desek, kablosuz internet de yoktu. Bazı kamplarda eski bilgisayarlar olsa da, bazılarında bilgisayar bile bulunmuyordu. Bazı kamplarda günde bir saat internete girme izni veriliyordu. Bunun için sıraya girerdik. Bu bir saatlik internet kullanımı bağımlılığımızı bastırmaya yetmediği için, haftada verilen elli iki avroyu biriktirip tutumlu bir şekilde harcayarak, haftada iki-üç kez bisikletle şehirdeki internet kafelere gider, QQ üzerinden anavatanımızdaki ailemiz ve arkadaşlarımızla görüşerek bu sıkıcı günleri geçirmeye çalışırdık. O zamanlar bir saat internet kullanımı iki avroydu. Haftalık verilen para yetmediği için internet kafeye haftada iki ya da üç kez gider, birkaç saat anavatanımızdaki web sitelerindeki makaleleri okuyarak, QQ’da vakit geçirerek gönlümüzü eğlendirirdik. Hepimizin yaşadığı o sıkıcı günlerde, okuyalım desek Uygurca kitap bulmak mümkün değildi. Ama kitap var mı diye soranlar olurdu. İşte o zamanlar, Avrupa’da kitap dağıtımı yoluyla kamplardaki Uygurları kitap okumaya teşvik etme, kitaplar aracılığıyla bu sıkıcı hayatı anlamlı bir hayata dönüştürme fikri aklıma geldi. Bunun üzerine, diasporada ilk kez İstanbul’da Teklimakan Uygur Yayınevi’ni kurarak kitap bastıran Abdücelil Turan ağabeyimizle iletişime geçtim ve 10 adet farklı türde kitabı sipariş ettim. Bu kitapların isimleri hâlâ aklımda: Kur’an-ı Kerim’in Uygurca çevirisi, Barın İhtilali’nin 15. Yılı, Ayna, Cennetin Anahtarı, Namaz, Hakkın İlanı, Barat Hacim Hatırası, İslam’daki Siyasi Sistem, İslam’da Aile Terbiyesi gibi kitaplardı. Önce tüm kitapları kendim bir kez okudum. Manevi dünyamda da farklı değişimler oldu. Kitap okuyarak hissettiklerimi, Uygurların toplandığı etkinliklerde anlatıp onları kitap okumaya teşvik ediyordum. O dönemde Türkiye’de kitaplar ücretsizdi, sadece posta ücretini ödesek Abdücelil Turan kitapları gönderirdi. O zamanlar 10 kadar kitabın posta ücreti yaklaşık 20 avroya yakın tutmuştu. Bir kitabın maliyeti yaklaşık 2 avro civarındaydı. Kitap dağıtarak milletin manevi dünyasını zenginleştirmeyi millet önündeki bir sorumluluk olarak görüyordum. Okuduğum kitaplardan hissettiklerimi ve kitap okumanın önemini, o dönemde ayda bir düzenlenen meşkrep etkinliklerinde anlatıp, bir kitabı sadece posta ücretini karşılamak amacıyla 2 avroya satmaya başladım. Hangi şehirde Uygur nüfusu fazlaysa, oraya kitap götürüp kitapların önemi hakkında konuşarak satış yapıyordum. Zamanla kitap alanlar da çoğaldı. “Hangi yeni kitaplar var?” diye soran, kitap tutkunu tanıdıklarım ve fikirdaşlarım da artmaya başladı. Böylece oldukça fazla kitap satıp elden çıkardım.

Sonraki günlerde, özellikle sözde vatansever örgütler arasındaki ilişkileri tam bilmediğim için, insanlar arasındaki çekişmelerin kurbanı oldum ve kitaplarım kısıtlandı. Bu sözde örgütlerin düzenlediği etkinliklerde kitaplar hakkında konuşarak tanıtım yapmam engellendi, hatta kitapları bu tür etkinliklere götürüp satmam bile yasaklandı ve tehdit edenler oldu. Anavatanda Çin hükümeti Uygurca kitapları kısıtlarken, yurtdışında sözde vatan kurtarma örgütleri de Uygurca kitapları kısıtlıyorsa, bu ortaklığı nasıl anlamalıyız? – diye kendime soruyordum. Bu durum aklımın ucundan bile geçmezdi. Daha sonraki günlerde Hollanda’da kurulan vatan kurtarma örgütünde üye oldum ve dört örgütte çalışma sürecinde birçok şeyin iç yüzünü öğrendim. Kimin kiminle gizli bağlantıları olduğunu hissettim. Hayal ederek katıldığım sözde vatan kurtarma örgütünün içinde bitmeyen çelişkiler, birbirine duyulan kin ve nefretin Çin’e duyulan nefreti bile geçtiği birçok olaya şahit oldum ve sonunda örgütten el çektim. Bu olayları 2007’den 2010’a kadar Hollanda’da yaşayanlar çok iyi bilir. Diasporadaki Uygur toplumunda, özellikle sözde vatan kurtarma örgütlerinin Uygur kitaplarına yaptığı saldırılar, o zamanki basit aklımla ne kadar düşünsem de aklımdan geçmezdi. Bunun üzerine bir süre kitap satışını durdurup, önce kendimi kurtarmaya karar verdim. Ekonomik olarak kimseye muhtaç olmadan, istikrarlı bir ekonomik değer yaratabilecek bir işe ulaşana kadar çalışmaya karar verdim ve tüm dikkatimi okumaya yönelttim.
Günler geçtikçe, 2013 yılında Avrupa Doğu Türkistan Eğitim Derneği, Zeist şehrinde sabit bir yer kiralayıp Uygurca dil okulu kurduğunda, üç yıldan fazla bir süre Uygur çocuklarına Uygurca, tarih ve kültür dersleri verdim. Bu fırsatları değerlendirerek, derneğe çocuklarını okutmaya gelenlere kitap tanıtımı yaparak satış yapmaya devam ettim. 2014 yılında Avrupa Doğu Türkistan Eğitim Derneği, yaz ve sonbahar aylarında iki kez Uygur yemek-içmek fuarı düzenledi. Bu fuar, benim gibi bir kenarda kitap satan bir kitap sevdalısına, kitapları daha açık bir şekilde tanıtıp satma fırsatı yarattı. Yıllar içinde biriktirdiğim kitaplarımı ilk kez fuarda sergileyerek Uygurların kitap ihtiyacını gözlemledim. Birçok kitap sevdalısı kardeşimiz, diasporada yayımlanan çeşitli kitapları görünce, kitap türlerinin de eskiye kıyasla çoğaldığını bilmiyormuşuz. “Artık Uygur fuarında kitap satarsan, biz senden alırız,” diyerek ilham verenlerin teşvikiyle, her fuardan önce Abdücelil Turan’la iletişime geçip, farklı türlerde kitaplar getirterek kitap çeşitlerini artırdım ve fuara farklı bir renk katarak birçok kitabın dağıtılmasına vesile oldum. Zamanla insanlar beni “Abdurrehim Kitap” diye çağırmaya başladı. Bu dönemde kitaplar da, posta ücretleri de uygundu. Kitaplar fena satılmıyordu. Ancak birkaç yıl önce, özellikle Çin virüsünden sonra dünya çapında her şeyin fiyatının artmasıyla birlikte kitapların fiyatları da yükseldi. Özellikle posta ücretleri çok fazla arttı. Buna paralel olarak, Doğu Türkistan’a giden Uygurların sayısının artmasıyla, Uygur fuarına gelen Uygurların sayısının azalmasıyla, kitap alanlar da azaldı ve gelir-gideri karşılayamaz hale geldim. Bu yüzden Türkiye’den çok fazla kitap getiremedim. Sadece kendim okuyacağım kadar kitap getirip, fuarda sergileyip satılırsa yerine yenisini getiriyordum.

Uygur fuarının adını duyup gelip lezzetli Uygur yemeklerinden keyif alan Türkler çoğaldı. Biraz da Hollandalılar, Faslılar ve Özbekler gelmeye başladı. Onlar Uygur yemeklerini yedikten sonra yanıma gelip Uygurca kitaplara bakarak, “Bizim okuyabileceğimiz kitaplar var mı?” diye sorup Uygurca kitapları karıştırıyorlardı. 2025 yaz Uygur fuarında, Abdülveli Eyüp’ün kendi yazdığı ve Uygur Yar tarafından yayımlanan kitapları göndermişti. Bu kitapların içinde, kendi yazdığı dört Türkçe kitabı da eklemişti. Türkler bu dört Türkçe kitabı satın aldı. Bundan çok memnun oldum. Uygurca kitapların değerini biz bilmesek, kıymet vermesek de, Türkler Türkçe yazılmış kitapların değerini biliyormuş. Bu ilhamın teşvikiyle, fuara gelen diğer milletlere kitap tanıtmaya karar verdim ve bu kez Uygur fuarına Türkçe, Arapça ve İngilizce kitaplar dizip denemeye karar verdim. Abdücelil Turan’a telefon edip sorduğumda, Abdulhekim İdris’in yazdığı “Kızıl Kıyamet” adlı kitabın Türkçesi, Arapçası ve İngilizcesi olduğunu söyledi. Bunun üzerine Abdulhakim İdris’le iletişime geçip kitaplarını fuarda sergileyeceğimi söyledim. Ona, “Bana şimdi Uygurca kitap değil, diğer dillerdeki kitaplardan gönderin,” dedim. Abdücelil ağabey, “Niye Uygurca kitap göndermiyoruz? Daha önce gönderiyordum. Şimdi niye Uygurca kitap satmaktan kaçıyorsun?” dedi. “Kaçmıyorum, ama bir sürü posta ücreti ödeyip getirttiğimde Uygurlar almazsa ne yaparım? Daha önce getirdiğim Uygurca kitaplar da var. Onlara ek olarak diğer dillerdeki kitapları Uygur fuarında sergileyip satış durumuna bakacağım,” dedim. Abdücelil Turan, “Uygurca roman ve siyasi kitaplar pahalı diyorsan, İslam dinine ait kitaplar ücretsiz. Sadece posta ücretini ödersen yeter, biraz ekleyeyim mi?” diye sordu. Ben, “Hayır, ekleme,” diye özellikle belirttim. Bu sözlerime şaşıran Abdücelil Turan, “Avrupa’da yaşaya yaşaya dine mi düşman oldun? Geçen yıl Obulkasım Hacım’a Uygur fuarında satması için bir sürü kitaba ek olarak ücretsiz dini kitaplar da göndermiştim. Hiç olmazsa posta ücreti çıkar diye düşünmüştüm,” dedi. O kitapları da Uygur fuarında ben satıyorum. Ama ne yazık ki, mübarek dinimiz İslam’a ait kitapları alanlar değil, karıştıranlar bile yoktu. O kitaplar hâlâ duruyor diyince şaşırdı.
İşte durumumuz bu! Türkiye’de Saltuk Buğrahan Kütüphanesi kapandı. Kitaplarını düşük fiyata toplu halde sattı. Ama hepsini elden çıkaramadıklarını sonunda bedavaya verip bitirdiler. Bir başka Kutadgu Bilik Kütüphanesi, bir gün aniden gelen Türk polisleri tarafından kitaplarına el konulduğunda, Zeytinburnu’ndaki Uygurlar ayağa kalkıp sert tepki göstererek kitapları kurtardı. Ama bu kütüphane de uzun süre dayanamayıp kapandı. Diasporadaki Uygur yayıncılığının öncüsü, Teklimakan Uygur Kütüphanesi’nin kurucusu Abdücelil Turan’ın kütüphaneyi kapatacağı söylentileri internet dünyasında yayıldıktan sonra, birçok kardeşimiz “Bir kütüphane bile olsa açılsın! Kütüphanelerimiz kapanmasın! Ana dilimizdeki kitaplarımızı koruyalım!” gibi coşkulu yazılar yazıp yayımlasa da, Uygurların kitap satın alma hevesi yüksek bir seviyeye ulaşmadı.
Diasporada Uygur yayıncılığını geliştirmek, Uygur yazarları destekleyip onların daha fazla kitap yazmasına ilham vermek, diasporada Uygur edebiyatını geliştirmek, Uygurların maneviyatını zenginleştirmek, Uygur dil ve yazısını ilerletmek, Uygur kültürünü korumak ve gelecek nesillere aktarmak için Uygur yayıncılığının rolü çok büyük. Bunun için Uygurca kitapları satın alıp saklamayı alışkanlık haline getirelim! Kitap, bir milletin manevi zenginliğinin özetidir. Kitap satın alarak kendi milletimizin manevi değerlerine sahip çıkmak, Çin hükümetinin Uygurlara soykırım uygulayıp Uygur milletini bir millet olarak yok etmeye çalıştığı bu günlerde, diasporadaki her Uygur’un millet önündeki bir sorumluluğu ve zorunluluğudur.
Diasporadaki her Uygur’un satın aldığı kitap, Uygur dili ve kültürünü koruma yolunda bir adımdır. Bugün bir kitap satın almanız, Uygur yayıncılığını desteklemeniz ve gelecek nesillere manevi bir miras bırakmanız demektir! Satın aldığımız kitaplarımız, yazarlarımızın sürekli kitap yazmasına ilham olsun. Kitap satın alıp saklamayı alışkanlık haline getirelim!

Not: Türkçe, İngilizce, Arapça kitap yazanlar benimle iletişime geçsin, kitaplarınızın tanıtımını yapıp satılmasına yardımcı olayım. “Neden Uygurca kitap yazanlara yardım etmiyorsun?” diyenler, yazımı dikkatle okuyup sonra kendinize sorun! Cevabını kendiniz bulabilirsiniz!
Yazıldığı Tarih: 9 Ekim 2025








YORUMLAR