
Gabbasov’a göre Rusya, onlarca yıl boyunca etnik cumhuriyetlerin kaynaklarını merkeze aktaran, yerel halkların siyasi iradesini bastıran ve kültürel haklarını sistematik biçimde yok sayan bir yapı üzerine inşa edildi. Bugün ise bu model iflas etmiş durumda. Ukrayna savaşıyla derinleşen ekonomik kriz, ağır yaptırımlar, artan askerî kayıplar ve iç güvenlik harcamaları, Moskova’nın periferideki bölgeleri elde tutma kapasitesini hızla eritiyor.
Başkurt özgürlük hareketi, özellikle Başkurdistan ve Tataristan’ın Rusya’nın geleceğinde kilit bir rol oynadığını vurguluyor. Bu iki cumhuriyetin Moskova’ya bağımlılıktan kurtulması hâlinde, Rusya Federasyonu’nun mevcut biçimiyle varlığını sürdürmesinin mümkün olmayacağı savunuluyor. Hareketin temsilcilerine göre Başkurt halkı, kendi doğal kaynakları üzerinde söz sahibi olamamakta, ekonomik olarak yoksullaştırılmakta ve Ruslaştırma politikalarına maruz bırakılmaktadır.
Gabbasov, Moskova’nın baskı araçlarının da giderek etkisizleştiğini belirtiyor. Federal güvenlik aygıtı hâlâ sert yöntemler kullansa da, artan hoşnutsuzluk ve ulusal bilinçlenme dalgasını durdurmakta zorlanıyor. Başkurt gençliği arasında bağımsızlık fikrinin artık “radikal” değil, meşru ve kaçınılmaz bir gelecek vizyonu olarak görüldüğü ifade ediliyor.
Başkurt özgürlük hareketi, Rusya’nın dağılmasının kaotik değil, doğru yönetildiği takdirde bölge halkları için adil ve barışçıl bir yeniden yapılanma süreci olabileceğini savunuyor. Hareket, uluslararası topluma Moskova merkezli söylemin ötesine bakma ve Rusya içindeki sömürgeleştirilmiş halkların kendi kaderini tayin hakkını tanıma çağrısı yapıyor.
Sonuç olarak Başkurt hareketine göre mesele, Rusya’nın çöküp çökmeyeceği değil; bu çöküşün ne kadar sürede ve hangi bedellerle gerçekleşeceğidir. Moskova’nın gücü azalırken, Başkurt halkının özgürlük talebi giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor.
